kulzos film topluluğu'nun mart-nisan için seçtiği filmlerden biriydi white palace. eski filmlere burun kıvıran benim için surata tokat etkisinde olmasa da, güzel bir deneyim oldu. susan sarandon'ın 44 yaşındaki nefis güzelliği ekrana sığmamış, taşmış. filmin r rated (18 yaş sınırı var filmde) olması da, sarandon'ın belden yukarısının çıplak olduğu birkaç sahne yüzünden. aslında o kadar da "çoluğun çocuğun gözlerini kapatalım, çabuk!" tepkisi verilecek bir şey yok filmde.
film, geçmiş acıların üzerine sünger çekmenin lafta kolay, gerçeğe dönüştürmede zor olan açılarını anlatıyor. dini, fikirsel ve yaşamsal farklılıkların ne denli büyük sorunlar olabileceği, çevresel etkenlerin en büyüğü olan "aile ve arkadaş ortamı"nın, kendi kararını veremeyen insanlar üzerindeki derin etkilerini işliyor. tabii ki, bunları fark ettirmeden işlerken, ana tema olarak tutkulu bir aşk hikayesiyle göz boyuyor. bu boyayı sıyırmayı bilen ve 1990'lar romantizmine aşık seyirciler için de müthiş bir 2 saat vaad ediyor. kriterlere uyuyorsanız, geç kalmadan izleyin bence.
sarandon'ın hafif güneyli aksanı filme derinlik katmış. canlandırdığı nora baker'in rahat gözüken yaşamının altında yatanları merak ettiriyor bu aksan. filmde max'i canlandıran james spader ise, hugh grant'in gençliği gibi. hatta filmin sonlarına doğru "ulan, bu hugh grant değil mi?" diye kendi kendime sordum. çok benziyorlar. spader'ın filme kattığı ise, aşk hayatı da, hayata bakış açısı da oldukça toy bir erkeğin romantizm rüzgarına nasıl kapılabileceği. filmde nora ile max arasında 18 yaş var (27-45). gerçek hayatta ise, film çekilirken sarandon 44, spader ise 30 yaşındaymış. hemen hemen aynı yaş farkını tutturmuş yönetmen. belki de bilinçli bir tercihti bu, bilmiyorum.
film hakkında en büyük eleştiri, romanın daha erotik, filmin daha romantik olduğu yönünde. savan'ın filme tepkisi gayet olumlu olmuş. kendisi 2003'te ölmeseydi ve bu günleri görseydi, "fifty shades of grey" gibi saçmalıklara ne derdi; merak ediyorum. '90'lar romantizmini, hem de daha önceden, taş gibi yazmış adam (romanın ilk basımı 1987). filme getirilen "romantizm sosu çok" eleştirilerine de katılmıyorum. hesaplamadım ama filmin cinsellikle alakalı kesintisiz olmak üzere en az 2-3 dakikası var. romanın ne kadar erotizm barındırdığını bilmemekle birlikte, filmdeki erotizmin yeterli olmadığı görüşü biraz abartılı geldi bana.
sarandon severler gerçekten de ekran başına! kendisini seksi bulanların arşiv bile yapabileceği bir film bu. filmde bazı devamlılık hataları da mevcut ama '90'lar romantizmine sadık kalması, bütün hatalarının üzerini kapatıyor bana göre. filmi öneren ve mart-nisan seçimlerini yapan @joker'e de teşekkür ederim. güzel film seçmiş. benim gibi, eski filmleri gördüğü anda ortamı terk eden biri bile keyifle izlediyse, herkes izleyebilir demektir.
not: filmin türkçe altyazısı berbat. filmin adını bile onda kahvaltı olarak çevirmek nefis bir kafaymış gerçekten. mümkünse ingilizce altyazıyla izlemenizi de şiddetle tavsiye ederim.