Mersey nehri kıyısındaki şehir.
Yamulmuyorsam liverpool çevresindekilerin aksanına scouse adı veriliyor. scouseler o kadar hızlı konuşuyorlarki ingilizceyi, konuşmalarını gene ingilizce altyazı ile çözmek gerekiyor ilk önce.
bu aksana ilk (bkz: jamie carragher) 'ın maç sonrası röportajına rastlayıp ne oluyoruz demiştim.
ismindeki "liver", eski ingilizce'de çamur anlamına gelmektedir. bataklıktan hallice bir yer olduğu için "çamur deryası" anlamına gelen "liverpool" ismini uygun görmüşler buraya.
eskiden düğünlerinde kavganın eksik olmadığı ingiltere şehri.
liverpool'da bir düğüne katılanlara "düğünde kaç defa kavga çıktı?" diye sorarlarmış.
ilginçtir. george harrison'ın abisinin düğününde hiç kavga çıkmamış. hem de john lennon bir bardak birayı, düğünde piyano çalan kadının kafasından aşağı boşaltmasına rağmen.
ingiltere'nin batı kıyısındaki en önemli liman şehri ve londra'dan sonra en üretken tersanelerine yataklık eden şehirmiş. hitler 2. dünya savaşında bu şehri haklayamadığı için denizde istediği gibi at koşturamamış.
denizi de, halici de, nehri de, şehir ekonomisi anlamında son derece iyi kullanan, ama denizden uzak kısımları ile de göz alıcı bir kent. etkileyici tarihî binalar, alışverişle pek ilgisi olmayan insanları bile cezbeden caddeler, mağazalar, küçük dükkanlar, pek tabii ki tek tek gezilesi barlar, her şeyiyle yaşanası bir şehir. merkez itibariyle 500 bin kişiden ibaret bir nüfusun getirisi tertemiz yollar, kaldırımlar; kornasız, kavgasız gürültüsüz insanlar.
sorunlardan ikisi, ekonomisi hareketli ama fakiri boldur maalesef ve bunun yadsınamaz etkisiyle bol mutsuz yüzler, ikinci olarak da, yani adamı hakkaten bezdiren, soğuk, kamçı gibi rüzgarları, soğuk yağmurlar, yılın sekiz ayı dondurucu hava.
şehrin popüler ikonları olan futbol takımları yanında (everton fc ve tabii ki ondan çok daha büyük bir albenisi olan liverpool fc) asıl lokomotif tema ise tabii ki the beatles. her barda, her restoranda, her mağazada, her köşede, caddelerdeki resimlerde, heykellerde, her yerde the beatles görürsünüz bu şehirde.
bir şehrin, sahip olduğu değerlere, markalarına, kültürüne nasıl sahip çıkıp pazarlaması gerektiğine dair bir ders hep ingiliz şehirleri ve aslında tamamen ingiltere. köy kadar yerlerde bile bir mağrur aidiyet şovu vardır ki insan hakikaten hayret ediyor, saygı duyuyor.