Tüm Dünyanın, özellikle de amerika ve avrupa'nın boğuştuğu illet. Öyle süper güç, dev ekonomi falan zırvalıklarına bakmayın siz, gerçekten derin bir yoksulluğun içinde bu ülkeler.
Geçenlerde bir arkadaşım berlin'den döndü, bir bardak kahveye 4 € ödemiş, neredeyse 70 lira, inanılır gibi değil. Zaten farketmiş ki, sadece turistler kahve alabiliyormuş, almanlar hep yutkunarak geçiyorlarmış kafelerin, restoranların önünden. Arkadaşım Epey üzülmüş hallerine. Bizde ise şu an bir bardak kahve maksimum 50-60 lira, hani biz pahalı bir ülkeydik, hani fakirlik vardı? Kaldı ki bizim kahveciler ana baba günü, kahve almak için maaş kuyruğu gibi sırada insanlar.
Sonra bakıyorum pandemiden sonra başlayan konserler, tiyatrolar, etkinlikler tıklım tıklım. Eğlenceye bile para ayırabiliyor demek ki insanlar? Konser monser lüks hep. Ama amerika'da falan bakmayın salonların dolu olduğuna, hep algı operasyonu bunlar. Sokaklar evsiz insanlarla dolu. Hem sonra amerika'da sağlık sisteminin ne kadar kötü olduğundan haberiniz var mı sizin? Yok tabii, siz bilmezsiniz, ama ben sağlıkçıyım, ben bilirim, gittim yerinde inceledim, amerika'da sağlık sistemi çökmüş, aslında çökmemiş, sistem komple yok, ameliyat falan olursanız battınız demektir, ömür boyu o borcu ödersiniz artık. Ama bizde öyle mi? Her yer dev hastanelerimizle dolu. Üstelik hepsi yepyeni, gıcır gıcır. Ne sıra beklemek var ne para ödemek. Hatta bizim eğitim sistemimiz o kadar iyi ki, almanya falan hep bizden hekim ithal ediyor. Adamların doktoru yok doktoru.
Geçenlerde bir arkadaşım da kopenhag'a gitti, şaşmış kalmış. Şehirde araba yok diyor, ekonomi o kadar kötüymüş ki ülkede, herkes arabalarını sahibinden'de satışa çıkarmış, bisiklete dönmüş herkes. Ama avrupalı burnundan kıl aldırır mı, yok temiz enerji, yok sağlıklı yaşam, yok karbon ayak izi bıkbıklarıyla fakirliklerini örtmeye çalışıyorlar. Onlara da çok acımış arkadaşım. Sonra bir döndüm istanbul'a diyor, yer gök araba, öyle çok araba var ki, trafik ilerlemiyor. Dayanamadım, ağladım gururdan diyor. 5 saat sürdü hava limanından eve gitmem ama değdi diyor. Takside geçirdiği her saniye ülkemizin zenginliğine, ekonomimizin büyüklüğüne şükredip durmuş. Zaten avrupa'nın en büyük havalimanına inmişsin, ötesi var mı ya?
Bir ülkede her yer konut, her yer araba kaynıyorsa, yolların köprülerin devasaysa, ortalık avmlerden geçilmiyorsa, özel okulun, özel hastanen çoksa, sınır komşuların kendi ülkelerinin market rafları boş olduğu için kimlikleriyle senin ülkene girip tonlarca alışveriş yapabiliyorsa o ülke fakir değildir arkadaş. Siz ekonomiden anlamıyor olabilirsiniz ama ben iktisatçıyım, ben anlarım. Enflasyon niye artar, hiç düşündünüz mü? çünkü talep yükselirse satıcı da ürünün fiyatını yükseltir. Bu kadar basit. Demek ki herkes bol bol alıyor ki enflasyon yükseliyor. Bakmayın siz "canım lahana çekti alamadım, bu yaz bırak eti doğru düzgün meyve yiyemedim, çocuklarıma yumurta yediremiyorum, süt içiremiyorum" diyen birkaç kendini bilmeze. İş beğenmiyorlar, sonra da açız diye ağlıyorlar. Mimar olup iş bulamıyor ve kasiyerlik için iş başvurusu yapıyorsan, kusura bakma ama o senin beceriksizliğin. Siz anlamayabilirsiniz ama Ben işe alım uzmanı olduğum için iyi bilirim bu konuları. Mimar, öğretmen, mühendis olduysan işsiz kalmazsın, senin çalışmaya gö(nl)ün yoktur olsa olsa.
İşte böyle, umarım dünya içine düştüğü bu yoksulluk illetinden bir an önce kurtulur da, rahat rahat arabalarını evlerini satın alıp, rahatça rafları dolu marketlerinde alışverişlerini yapabilirler ve tabii yeniden ülkemize turist olarak gelip bolca döviz bırakabilirler. İnsanca, onurlu ve kaliteli bir yaşam onların da hakkı sonuçta. Siz bilmezsiniz ama Ben gerçek bir hümanistim.
bekarlık ve itaat gibi, katolik din adamlarının her zaman içerisinde bulunacaklarına dair yemin ettikleri kavram. bu sebeple katolik din adamları veya fakirlik yemini etmiş dindar imanlılar mülk edinemez, sermaye sahibi olamazlar.
konu biraz çetrefilli. ama konu hakkındaki şu makale olayı güzel anlatmış:
Tüm kötülüklerin anasıdır. Fakirlik, garibanlığın olduğu yerde her türlü pislik olur her türlü gericilik bu alanda kendine yaşam alanı bulur.
Marksist teori bu durumu çok güzel analiz eder içinde yaşadığımız toplum düzenini marksizm öğrenmeden kesinlikle düzgünce analiz edemeyiz.
Onun için diyorum ki insan köküne kadar Materyalist olmalı çünkü biliyorum ki analiz edilip çözüm bulunamayacak bir şey yoktur, bulunamayan bir şey varsa bilim şimdilik o kadar ilerlememiştir ondan dolayıdır.
Maddi gelişim, paylaşım olmazsa insani, bilimsel ilerleme olmaz.
Günümüz gençliğinde iphone alamamak demektir. Ben mesele standartlara göre zengin değilim ama çok şükür fakir de değilim.
Ama bu yumuşak bebe nesil öyle bir zannediyor ki hepsine versen bir lira isterler. Yeni doğalgazlı dairelerinde hepsi fakir hepsi dertli zaten.
Şu devirde dahi öyle gençler tanıdım ki babamın döneminde var sanıyordum. Herifler bir kuruş para yemeden eve para yolluyorlar. Bilmedikleri bir yerde bir bilinmezin içinde çalışmak zorunda kalıyorlar.
Teknoloji mi bizi bu hale getirdi bilmiyorum ama tiksiniyorum toplumun şu son halinden.
Bir dönem emekçileri dizginlemek için para babalarının el altından pompalattıkları yeşilçam filmleri teması.
"Fakir ama gururlu; fakir ama mutlu, huzurlu aileler" mesajları ile para da olmasa biz kuru gururumuzla karnımızı doyurup, birbirimize dayanarak yaşarız anlayışı ile iyi bir algı yönetimi yapıldı. "Siz emeğimizi sömürseniz de sosyal hakkı vermişsin neee vermemişsin neeee! Bizim onurumuz bize yeter." dedirtildi.
gerçek fakirlik, aynı emekle daha az başarı, daha az kazanç demek. para parayı çektiği gibi, fakirlik de fakirliği çeker.
çocuğunu bırakacak yeri olmadığı için sabah dersini kaçıran, akşam alacak durumda olmadığı için gün içinde aklını buna takan, eve girerken ev sahibi ile karşılaşma stresini her iş dönüşü yaşayan insanın iş hayatında verimli çalışması zordur. bütün bunların stresinde, insanın düzgün finansal, kariyer planlama yapması boş zamanından bağımsız olarak zorlaşır.
fakirlerin çevresi daralır. sonradan fakirleşenlerin sosyal ortamlarda uygunsuz tepkileri artar.
çıkan da var, düşen de ama kendini besler. sistem fakire muhtaç olduğundan, o da besler, korur, devleştirir.
Bu arada türk iş her altı ayda bir 4 kişilik bir aile için bunun sınırını belirliyor. Temmuz 2017 için açlık sınırı 1508, yoksulluk sınırı ise 4913 lira olarak belirlenmiş.
maddi olarak güçsüz olma durumu. çocukluğumun yarası. hiç unutmuyorum su alan ayakkabılarımı, tek gocuğumu, tek pantolon ve kazağımı. lise yıllarımda tek parasız aç gezdiğim zamanları. babamın mahcupluğunu. çok şükür şimdi durumumuz daha iyi.