dün ölüm yıl dönümü olan şair. 13 ekim 1987. seyhan erözçelik , cemal süreya ve ece ayhan gibi isimlerle yakın arkadaştı. Cemal süreya onu hep zelda diye çağırırdı.
henüz 29 yaşındayken özellikle 'avrupa kültürünün faşizm altında yok olması' konulu makalesiyle iki kulvarda da hatırı sayılır yazar olma yolunda ilerlerken kendini yüksekten bırakması ne kadar acı verici.
İntiharından bir süre sonra eşinin yaptığı bir açıklamada ;
"Nilgün'ün şiir yazdığını bile bilmezdim, bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı." diye anlattığı şair.
Bu açıklamasından sonra çok tepki aldı eşi kağan önal, fakat şairimiz uzun bir süre herkesten saklamış şiir yazdığını. Kağan önal Belki eşinin özel hayatına saygı duyup sınırlarını aşmak istemedi, belki de gerçekten ilgisiz bir eş idi.
Nilgün marmara kağan önal'ı "yabancıların en yakınıydın sen. " diye tasvir etmiş satırlarında. Veda mektubunda da kendini suçlamaması gerektiğini belirtmiş. İnsanın kendini suçlamaması namümkün fikrimce. Psikolojik rahatsızlıkların tıp literatüründe araştırmasının ve tedavisinin zor, dışarıdan desteği kabul etmeyen hastalıklar olduğunu düşünürüm hep. Zira Manik depresyon tanısı konmuş olan Nilgün Marmara'ya, okuma yazmaya ara vermesi ve ilaçlarını düzenli olarak kullanması gerektiği söylenmiş fakat ilaçları neden içmesi gerektiğini anlamlandıramamış ve herkese karşı duvarlar örmüş.
"ey iki adımlık yerküre
senin bütün arka bahçelerini gördüm ben ! "
diye tasvir ettiği bir dünyayı, hangi hayat penceresinden izlediğini merak etmiyor değilim.
Eşi ile yeni evlerine taşındıklarında her Cumartesi geceleri şairleri (ece ayhan, cemal süreya, küçük iskender vs) kendi evlerine toplar ve but partisi yaparlarmış. “Neden adı but partisi?” diye soracak olursanız o gece fırında hep tavuk butu olurmuş bu yüzden öyle bir isim vermişler.