izmir'in en uzun raylı hattına sahip, yarısı tcdd'nin (yani devletin) yarısı da belediyenin imkanlarıyla yapılmış ulaşım aracı. bu yarı yarıya olayının özü de, izban'ın gittiği hattın bir kısmının eski tcdd hatları üzerinden devam etmesi, bir kısmının ise belediye tarafından sıfırdan yapılmasıdır. yaklaşık 1 yıl önceki izban grevinde devletin de işin içine girme nedeni buydu. yani izban tamamen belediyenin yaptığı bir ulaşım hattı değil.
15 şubat'ta uygulanmaya başlanan ve belediyenin, adını "artı para" koyduğu berbat sistem henüz ilk günlerinde falso vermeye başladı. aziz kocaoğlu başlığında da bu sistemin hiçbir işe yaramayacağını ve tramvayın süslenip püslenip insanlara "ekstra hizmet" olarak sunulması gibi, bu sistemin de sadece belediyenin adını daha da duyurmak için ürettiği bir haksızlık sistemi olduğunu yazmıştım. nitekim, yeni sistemin henüz 2. gününde medyaya taşınan bir kavga olayıyla "artı para" sistemi adını duyurmuş oldu:
kavganın nedeni, para ödemeden, izmirimkart basmadan gişeden geçmek isteyen bir genç tarafından ilk yumruğun atılmasıyla başlamış. burası ayrı, genç hatalı. güvenlik görevlisi tanımının hiçbir insani yükümlülük taşımaması, izmir metro ve izban'daki güvenlik görevlilerinin "işimizden oluruz" kaygısıyla hiçbir suça müdahale etmediklerini de biliyoruz (örneklerden bahsetmeyeceğim). ayrıca güvenlik görevlilerinin işlerinin metro ya da izban sınırları içindeki kurallara uymayanları 5 kişi birleşip coplaması olmadığını da biliyoruz. olayın kavga boyutu beni zerre kadar ilgilendirmiyor. "artı para" sisteminin özellikle alsancak, hilal, halkapınar, çiğli, karşıyaka ve gaziemir istasyonlarında yarattığı korkunç izdihamdan bahsedeceğim.
gene aziz kocaoğlu başında yazdığım gibi, bu sistem "ne kadar gidersen, o kadar öde" olarak pazarlandı. ama sistemin halk yararına değil, belediye yararına işletildiği de ayrıntılarda gizliydi. daha önce 7 lira olarak bildiğim, sonradan tecrübe etmemle 8 lira olduğunu öğrendiğim bir tutar var. bu tutar, izban hattının her neresinden binerseniz binin ve kaç durak gitmek isterseniz isteyin, izmirimkartınızda bulunması gereken tutar. tam biletten bahsediyorum, öğrenci ve öğretmen tarifesinin "gerçekte" nasıl işlediğini bilmiyorum. bu 8 lira yüklü değilse, izban gişesinden geçemiyorsunuz. sistemin işlemesi ise şöyle: gideceğiniz istasyon ile izban'a bindiğiniz istasyon arasında 25 km (ve daha az bir uzaklık) varsa, normal tarifeyle ücretlendiriliyorsunuz. 25 km sonrası ise her km başına göre fiyat düzenli olarak artıyor. aliağa'dan binip torbalı'ya giderseniz ücretin tavan noktası bu 8 lira.
ara duraklardan birinde indiğinizde ise, istanbul'daki metrobüs mantığında olduğu gibi (bunu örnek vermekten nefret ediyorum), otomatik makinelere kartınızı sokup ne kadar gittiyseniz, o kadarlık ücret kartınızın içinden alınıyor ve siz ilk bindiğinizde bloke koyulan 8 liranın geri kalan kısmı kartınızın içine yükleniyor. yani aslında "artı para" değil, "eksi para" sistemi bu. önce ödememeniz gereken miktar bloke ediliyor (bir çeşit ipotek), ardından ödemeniz gereken miktarı siz otomatik makinelere gidip ödetiyorsunuz. 2 durak gidenden de, 12 durak gidenden de eşit para alınmasına karşı çıkıp bunu "daha çok mesafe kateden" üzerinden fiyatlandırmak, bu adaletsizliğin can damarı. makineler önündeki kuyrukların özellikle işe gidiş ve işten dönüş saatlerinde ne kadar uzayabileceğini de deneyimledim. bundan birkaç yıl önce "herkes aktarma kullansın" buyruğuyla otobüs hatlarının kısaltılması ve sefer sayılarının düşürülmesinden sonra yürürlüğe sokulan bu sikimsonik "makineden paranı al bakalım" sistemi, zaten seferlerinin aralığı oldukça uzun olan otobüslerdeki yoğunluğu artırdı. insanlar sırf bu kuyrukta beklemeleri sebebiyle kaçırdıkları seferlerin sonrakilerini beklemeleri yüzünden sinir doldu. yahu, hilal'e hafta içi iş çıkış saatlerinde bir gidin, n'olur. her kuyruk, patlamaya hazır bir bomba tedirginliği yaratıyor insanlarda.
izmir halkı genel olarak rahatına düşkünlüğüyle bilinir, diğer şehirlerde yaşayanlar tarafından. özellikle haksızlıklara karşı ses çıkarma konusunda bu durum ne yazık ki doğru. aktarma sistemi getirilip otobüs hatlarının anası ağlatıldığında, yerel gazeteler ve birkaç stk hariç, kimse buna tepki göstermedi. yeni getirilen "artı para" sisteminden sonra da hiçbir tepki çıkmayacağını biliyorum. utanayım mı, kızayım mı; onu bilmiyorum işte.
yeni sistem konusunda çevremden duyduğum bir diğer sorun da, para iade kuyruklarında bekleyenlerin yanından geçenlerin kuyruktakilere laf attığı, ortamı kızıştırdığıyla alakalı. "siz daha chp'ye oy vermeye devam edin. daha çok bekleyeceksiniz böyle" sıçmığını duyan birkaç arkadaşım oldu. metrobüs ve istanbul örneği ile karşılaştırılırken, yanlışa düşülen nokta işte tam da burası: izmirli böyle propagandalara karşı duruşunu bozmaz. ama bir noktadan sonra işlerin tersine dönebileceğinden korkuyorum. sonuçta, aziz kocaoğlu'na karşı yükselen seslerin hiç de azımsanmayacak bir seviyeye -nihayet- çıkması gayet mümkün.
berbat bir sistem getirilerek izmir'de yaşayanların yaşam standartlarının ayarlarıyla bir oyuncak gibi oynama konusunda ilk kez bu kadar başarılı olmuş bir belediye söz konusu. teşekkürler aziz!