fikir belirtmek ya da tartışmak için "içinde bulunulan ülkeye göre" ve "dünya geneline göre" diye ikiye ayırmak gerektiğini düşündüğüm terim. girdilerin hepsini okudum. çoğu yazar genelle ilgili "şöyle olsa keşke" derken, bir anda dümeni kırıp "ama bizim ülkede böyle böyle oluyor" açıklamasına başvurmuş.
ülkeye göre düşünürsek; kadınlarının hemen hemen hiçbiri boşalamayan, mastürbasyonun (tdk "özdoyum"u önermiş) m'sini duyunca kikirdemeye başlayan, cinsellik konusunda bilgisiz ve öğrenmeye kapalı bir ülkeyiz biz. erkeklerimiz de bu ortamı ellerinden geldiğince kullanıyor. "30 kere boşaldım"lar, "benimki 25 cm"ler, "4 kadınla geçirdim geceyi"ler... kadınları suçlamak istemiyorum. bu durum erkek olarak bizim hatamız. ilk deneyimi kerhanede olmuş erkek sayısı çok fazla ve bu teşvik ediliyor. karşısındaki kadına da, para karşılıklı seks yapan biri muamelesi yapmaları, kendi bakış açılarına göre makul görünüyor. ama durum gerçekte böyle değil; olmamalı. o yüzden "iki taraf arasında tecrübe konusunda eşitlik olmalı" fikrine karşıyım ben. erkeğin böyle başladığı bir cinsellik yolunda, kadının içine kapanık, toplumsal baskıyı cehennemin dibine kadar yaşayan iç dünyasına göre, böyle bir tecrübe eşitliği iki tarafın da orta yaşlarında olması durumunda geçerli oluyor ne yazık ki. söz konusu fikir de, böylece, yaşamın erken çağlarına göre değil, orta yaş ve üstüne göre şekillenebilir. eğer bahsedilen "eşit tecrübe" bununla paralelse, o zaman tamam bu ülke için.
cinsellik konusunda üçüncü dünya ülkesiyiz biz. çocuk gelinler, kız çocuğu oldu diye aşiret kararına bağlı cinayet işlemeler, namus denilen 5 harfli canavar, rahim kanserini bile "çok sevişmiştir o, ondan kanser olmuştur" bakış açısıyla düşünmeler, etek, askılı bluz, topuklu ayakkabı giydi diye ahlâkını kaybettiğini düşündüklerini öldürenlerin ülkesi burası. duygu asena 30 sene önce "kadının adı yok" derken, bunlardan bahsetmişti ama ülkedeki erkeklerin büyük bir çoğunluğunun cinsellik bağlamındaki düşünceleri aynı kalmaya devam etti. karınca adımı kadar ilerlemedik. bunun yakın gelecekte de değişebileceğini düşünmüyorum ben. "köşedeki masada oturan adama mı baktın sen?" diyerek sözüm ona sevdiceğini kurşuna dizen, sabahın köründe işe gitmek için otobüs bekleyen sevgilisinin arkasından yaklaşıp sırtından onlarca kere bıçaklayarak onu ölüme terk edip kaçan erkeklerin yaşadığı bir ülkede, kadınlar ile erkeklerin eşit cinsel tecrübede olduktan sonra ilişkiye girmelerini düşünmek bana ütopya gibi geliyor. hayal edemiyorum ben.
sophia loren'in de dediği gibi; "ilişkilerde önemli olan arkadaşlık. çünkü sadece seks için seks yapmanın, yüz yıkamaktan hiçbir farkı yok". sadece yüzünüzü değil, ruhunuzu da yıkayın.