film korczak'ın radyo yayınıyla başlıyor. sanırım 1930'lu yılların ikinci yarısı. yayından hemen sonra müdürü yayınları bitirmesi gerektiğini çünkü çok baskı aldıklarını söylüyor. sonraki bölümlerde korczak'ın yetimhanede görev aldığı anları ve verdiği dersleri görüyoruz. filmden gördüğümüz kadarıyla korczak, aşırı derecede sabırlı ve çocuklara nasıl davranması gerektiğini bilen birisi. filmin ilerleyen sahnelerinde gece korkarak uyuyan bir çocuğu uykuya geri daldırma yöntemi var ki, eğer filmde dramatize edilmiş bir olay değilse muhteşem. bu kısımlarda genel olarak korczak'ın çocuklara ne kadar değer verdiği ve ne kadar idealist olduğunu görüyoruz. filmin ilerleyen kısımlarında gördüğümüz üzere yetimhanede kendilerine göre bir sistem oluşturmuşlar, -çocuklar tarafından yönetilen- mahkemeleri ve -çocuk- yargıçları var. yetimhanede olan herhangi bir uygunsuz durumu yargılıyorlar. mesela korczak bir keresinde bir çocuğa sesini yükselttiği için özür dileme cezası almış. neyse, işte bu şekilde çocuklara adalet kavramını ve adil olmayı öğreten bir adam.
sonra savaş başlayınca yahudileri bir gettoya topluyorlar. 200 çocukla birlikte korczak da gettoya taşınıyor. onlara orada bile elinden geldiğince temiz ve düzenli bir yaşam sunmaya çalışıyor. kendisine defalarca sahte belgelerle aryan tarafına geçmesi öneriliyor arkadaşları tarafından, ama o hep çocukları yalnız bırakmamak için reddediyor. yahudi zenginlerden topladığı yardımlarla çocuklara yiyecek sağlıyor. hatta bir sahnede kendisine "onurun yok mu" diye sorulunca "hayır. 200 çocuğum var, onurum yok" benzeri bir cevap veriyor.
sonrasında gettodakilerin sırasıyla kamplara götürülüp, gaz odalarında öldürüldüğü haberleri yayılmaya başlıyor. sıra onlara geldiğinde, son anda trene giderlerken bile arkadaşı ona "isviçre pasaportun hazır, vazgeç" diye yalvarıyor ama o çocukları bırakmak istemiyor. gitmeden önce çocuklara en güzel kıyafetlerinizi giyin diyor ve hep birlikte içlerinde küçük de olsa "belki de yetimlere dokunmazlar" umudu taşıyarak imha kampına giden trene biniyorlar.
burada yönetmen sonu farklı göstermiş. gerçek hayatta hepsinin öldüğü bilgisi var, hatta ölüm tarihi olarak "7 ağustos 1942" geçiyor. ancak filmde trenle ilerlerken, içlerinde oldukları son vagon trenden ayrılarak duruyor. hepsi trenden iniyor ve ellerinde bayraklarla bir sis ya da duman bulutunun arasında kayboluyorlar. sanırım gaz odalarını bu şekilde semzolize etmiş ve anlatmak istediği olayı dramatize etmek istememiş.
filmle ilgili anlatacaklarım bitti ama son olarak bir de replik yazayım:
korczak'a sorarlar: savaş bittikten sonra ne yapmayı planlıyorsun?
korczak: alman yetimlerine bakarım.
--
spoiler --