en güzel örneğini bir romalı yüzbaşının gösterdiği kavram:
İsa Kefarnahum’a varınca bir yüzbaşı O’na gelip, “Ya Rab” diye yalvardı, “Uşağım felç oldu, evde yatıyor; korkunç acı çekiyor.”
İsa, “Gelip onu iyileştireceğim” dedi.
Ama yüzbaşı, “Ya Rab, evime girmene layık değilim” dedi, “Yeter ki bir söz söyle, uşağım iyileşir. Ben de buyruk altında bir adamım, benim de buyruğumda askerlerim var. Birine, ‘Git’ derim, gider; ötekine, ‘Gel’ derim, gelir; köleme, ‘Şunu yap’ derim, yapar.”
İsa, duyduğu bu sözlere hayran kaldı. Ardından gelenlere, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi, “Ben İsrail’de böyle imanı olan birini görmedim. Size şunu söyleyeyim, doğudan ve batıdan birçok insan gelecek, Göklerin Egemenliği’nde İbrahim’le, İshak’la ve Yakup’la birlikte sofraya oturacaklar. Ama bu egemenliğin asıl mirasçıları dışarıdaki karanlığa atılacak. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacak.” Sonra İsa yüzbaşıya, “Git, inandığın gibi olsun” dedi.
________________________________________________
bir insanın imanı sevgisiyle doğru orantılıdır. içinde tanrı'ya karşı sevgi barındırmayan bir kişi iman edemez.
benim iman etme sebebim de tamamen bu.
zaten tanrı'yı sevmesem, hristiyan olarak yaşamaya devam etmezdim türkiye'de. "böyle çok acı çekiyorum. bırakıyorum tanrı'yı." falan derdim.
ama hala tanrı'nın ardından yürümek istiyorum. sevgim olmasa bu istek olmazdı.
japonca youtube kanalımda bu konuya değineyim en iyisi. güzel konu aslında.