filmin adının geldiği kök, babalarının zamansız ölümünden sonra, sosyal fobinin diplerine gömülmüş olan anneleriyle birlikte yaşamak zorunda kalan, farklı yaş kuşaklarında bulunan 3 kardeşin hayatlarının ayrıntılı incelenmesinden doğuyor. film izmir'de geçiyor olmasına rağmen, aslında izmir'in nasıl bir köy olduğunu, özellikle izmir'i sadece anlatılanlara bağlı değerlendirenler adına gözler önüne seriyor. ülkenin en büyük 3. şehrinin hemen hemen tamamının varoşluk, hayat mücadelesi, yıpranmışlık, bolca "eski, saf duygular küfü" ve yoğun bir şekilde maruz kalınmış insan ilişkilerinden doğan bıkkınlık koktuğunu bu filmle birlikte anlayabilirsiniz. kadrajın göbeğindeki ailenin çektiklerini tüm şehre genellemek çoğu zaman hatalı olabilir ama köksüz için böyle değil durum.
feride, ilker ve özge'nin arasındaki kardeşlik ilişkisinden çıkıp anne nurcan'ın eşinin ölümünden sonra ortaya çıkan temizlik takıntısına kadar, filmin neredeyse her karakterinin kimi hayat ayrıntısı, bu ülkede yaşamanın bir götürüsü halinde, çevremizde gördüklerimiz haline gelmiş durumda. yani; sosyal fobi hastası olduğunu hiçbir zaman anlayamayacağı için kendi çektiklerinin çevresindekilerin de başına gelmesi için yanıp tutuşan bir insan olduğunun da farkına varamayacak olan nurcan'ın, kendi annesi tarafından "artık yeter, temizlik yapma, çocuklara da doğru düzgün bi' şeyler pişir!" şeklinde eleştirilmesinin altında, benim, senin, onun; hepimizin, hayatında olduğunu fark etmeden yaşayıp gittiğini düşündüğü rahatsızlıklar var. bu rahatsızlıklar beyni de kontrol ediyor ve artık mantık değil, hislerle hareket etmeyi seçiyoruz. ilker'in ergenlik sancılarının çözümünü aradığı yol, çevresindekilere küçük mutluluklar yaşatan özge'nin iç dünyasının önünde sonunda kirleneceğini henüz görememesi, feride'nin "ne umdum, ne buldum?" isyanını gerçeğe dönüştürebilmesi için aslında ölmesi gerektiği ve tabii ki nurcan'ın "hayatının temel direği" olarak gördüğünü anladığımız eşinin ölümünden sonra, kendini tamamen kaybedecek kadar içine kapandığını anlamaması filmin kısa özeti olabilir. ama bütün bunların altında, dişlerini fırçalarken göz göze geldiği aynadaki yansıması ağlama krizine giren feride gibiyiz hepimiz: yitik, tükenmiş, yorgun, hiçbir hayali gerçekleşmemiş, gerçekleşmeyen hayallerinden dolayı umutsuz, bitik.
beni fena halde etkileyen filmlerdendi köksüz. özellikle ablası olan erkekler, ebeveynlerinden en az birini küçük yaşlarda toprağa vermiş bireyler ve "ev geçindirmek" denilen saçmalığın içinde kaybolmadan çevresine karşı duyarsız olmamayı amaç edinmiş insan gibi insanların şiddetle izlemesini öneriyorum. geri kalan kitle ise "bu film 18 yaş üstü çünkü geleneksel aile normlarına uygun değil" safsatasını dillerine dolayarak duygusal mastürbasyonlarına devam edebilir.