bekarlar ve kim bunlar'dan sonra 2000'de şimdiki adını alan, türkiye'nin en iyi pop/rock gruplarından biri olan grup. adamların yaptığı müziği yer yer the beatles'a benzetenler var ama ben the kinks'e benzetiyorum. en az onlar kadar depresif ve hareketliler.
uzun uzun açıklama yapacaktım ama grubun wikipedia sayfası çok geniş bilgiler sunuyor. sanırım grup elemanları yazmış. direkt ordan okuyun bence.
ilk albümleri birçok şaheser barındırıyordu. yalnızlık mevsimi, onun adı hasan, yola devam ve denize doğru müthişti. insanın içine oturan sözleri vardı bu albümün. "cemiyette pişiyoruz" da aynı depresiflikteydi. bir tek sen gelmedin ve bu havalarda dönme bana moral bozukken dinlendiğinde, insanı magmaya kadar gönderebilecek kuvvette halâ. ozan kotra'nın sesi hem kadife gibi yumuşacık hem de yer yer isyanı da barındırdığı için kulak memelerimden tutup çekiştiriyor gibi hissediyorum.
kotra'nın askerlik mevzusu nedeniyle grubun yaklaşık 6 yıl boyunca toprağın altına gömülü kalması flört ruhunu zerre azaltmadı. "demli"'nin içindeki eski dostum, aşka dair ve toprak ana albümün genel çerçevesini oluştursa da, iki şarkı vardı ki; halâ beni derinden etkiliyor: seni çok özledim ve uyanman lazım. "uyanman lazım" bu ülkeden ve insanlardan sıkıldığınızda size kuvvet verirken, "seni çok özledim" unutulmaya yüz tutmuş aşkların korunu harlıyor. yaptıklarını en iyi iki şarkı olarak bunları görüyorum ben. "anadolu beat" biz, sevgiye doğru, dün trt'de izledim ve hala çok güzelsin haricinde bir hiti de barındırıyordu bence: lan oğlum böyle olmaz. şarkının sözleri nefis bir gaz barındırırken, "yapma olm böyle şeyler" diyen birinin yapma kısmını "yamma" olarak söylemesini bile sözlere yedirmeyi başarmışlardı. şu anda son ses açık, ofisin cam çerçevesinin aşağı inmemesi için dua eden çalışanlara göz bebeklerinin içine bakarak kahkaha atıyorum.
anadolu beat'ten sonra 2014'te eski şarkıların yeni düzenlemeleriyle oluşturdukları hücum kayıtlar albümü de var. ama onu pas geçip "aşka böyleymiş meğer"'e geleyim. isim değişikliklerini önemsemezsek, yaklaşık 30 yıllık bir grubun halâ aynı duyguları yansıtabildiği bir albüm yapabilmesini büyük bir başarı olarak görüyorum ben. ayrıca grubun dijital kaydı hiç sevmeyip analog kayda geri dönmesine hasta olmuştum. donuma kadar ıslandım bu yağmurda ve arkadaşlarımın zoruyla şarkıları albümün en iyileri. albüme de adını veren aşk böyleymiş meğer'in klibinde de grup üyelerinin pek bi' yaşlandığını görmek mümkün.
şarkıların linklerini falan vermeyeyim, siz açın dinleyin istediklerinizi. ben şunu vereceğim sadece:
grup üyelerinin başrolünde oynadığı tehlikeyle flört filmi kötü eleştiriler almıştı. ben de henüz izlemediğim için bir şey diyemeyeceğim. ama eminim ki ince espriler barındıran replikler ve çokça absürtlükler vardır.
replikas'la birlikte türkiye'nin değeri bilinmemiş, en iyi gruplarındandır flört. dinleyin, dinletin.
sevgili olmaktan bile güzel olandır. içiniz içinize sığmaz. yanındayken avuç içleriniz terler, elinizi kolunuzu nereye koyacağınızı bilemezsiniz. ağzından çıkan bir cümleyi günlerce düşünüp tartabilirsiniz. e tabii flört dönemi olduğundan iltifat yağmuruna tutulursunuz. kendinize olan güveniniz artar, değerli hissedersiniz. gelen mesaja “yubbiii” diye bağırıp mutluluktan kendinizi duvarlara vurursunuz ama gönderdiğiniz mesaj “teşekkürler :)” olur. güzel zamanlar gerçekten. olabildiğince uzun tutmak gerek flört dönemini. sevgili olunca her şey boka sarıyor.
bir ilişkinin en heyecan verici aşaması. idi. şahsen benim de en sevdiğim aşaması. idi. flört ettiğim dönemlerden bahsediyorum tabi. ama bir noktadan sonra bırakıyor insan bu heyecanı da. canı istemiyor. yaşlılıktan olsa gerek. orta yaş bunalımı da olabilir. bilemiyorum. her şey gibi o da sıkıcı gelmeye başlıyor. hayat da sıkıcı değil mi zaten.
sahip ya da ait olmadan atfedilmiş olan hayranlık, aşk, arzu hisleri etrafında uçuşup durma evresi. aynı çiçeğin etrafında birbirine polen ikram eden iki arı gibidir çiftler. itiraf ve kavuşma anına dek ateş yükselir. sonrası, erik ağacına çıkmaya benzer. dikenlerin acısı ve tedirginliği eriğin zevkini ( karşımızdaki ne kadar kütür kütürse o kadar uzun sürer) bastırmaya başlar.
İnsanlığın varoluş amaçlarından biri olan karşı cinsten birisiyle iletişim kurma isteği,arzusu sonucunda doğan iletişim bütünlemesi.
Okuduğum kadarıyla mahabharata ilk Hindu şiir tabletiyle kalıp kazanmış sonralarda yazılı eserlerde yerini almıştır.
Olayın günümüz ayağının temelinde ise Helen Morrison vardır bir bakıma flörte yeni bir anlam kazandıran kişidir.
(bkz:Helen Morrison )
Muhabbet çeviremeyen, bütün sözü size atan, masaya oturulduğu anda öyle sessiz sessiz duran hatunlarla yapmakta zorlandığım şey.
Eskiden beğendiğim her kızla flört ederim anlayışım artık muhabbet kuramayan hatunla etmemeye dönüştü. Çünkü gerçekten o ölüm sessizliği anlarından nefret etmeye başladım. Hani var ya masada herkesin sustuğu, sağa sola bakıştığı, cringe momentlar. Heh işte o çok can sıkıcı.
Son iki üç senedir konuştuğum hiçbir flörtüm ile siyaset konuşmadan edemedik. Hatta şu son konuştuğum kişiyle sohbetin ilerlemesi "Ay ne güzel gözlerin var. " yahut "Çok güzelsin/yakışıklısın. " gibi cümleler yerine memleket meselesi konuşarak başladı ve ilerledi.
Kız işini gücünü bırakıp CHP'de sandık görevlisi arıyor fıldır fıldır. Öbürü seçim gecesi seçmenlere ve iktidara sövdük beraber diye bana reels atıyor sürekli Instagram'dan. Başka birisiyle de düzenli gidiyor sohbet falan.
Harbi değişik oldu etraf. Hayatın bunaltıcı realizmi bastıkça kadınlarda ne romantizm ne duygusallık kaldı. O kadar romantik cümleler kurup, yol yapmam falan bu kızlara bu kadar etki etmezdi.
Zaten kadınlar duygusaldır bir palavra onu biliyoruz. Istedikler şeyi net bildikleri için, öküz gibi net ne istediğinizi söylerseniz kitabına uydurarak her kız okay veya hayır oluyor zaten.
Biz onu yapamadık bunca zamandır. Romantizmimizi fake gördükleri için, içimizde patlayan duygu fırtınalarını seks arzusu sandıkları için (ki o da var ama duygu da var) kaybettik. Halbuki altımda BMW akşam havuz partisi var gel desem çoktan iki kolumun altında iki hatun götürmüştüm.
Beğenmeyen hanımlar istediğiniz kadar inkar edebilir, eksileyebilirsiniz sikimde değil. Ben öyle değilimcilerin hepsi ya o kızlar kadar alıcısı olmadığı için bunu söylüyordur ya da aradığını bulmuş evli, ilişki içerisinde, nişanlı falandır.
Şey de var eski hali güzel sonradan kilo alıp bozan hatunlar var. Yani sözün özü talepten güçten düşen herkes seviye düşer ve niyeyse aniden daha empati sahibi ve duygusal birisi olur, iyi olmaya başlar.
Buradan da güç yozlaştırır sözünü onamış oldum. Zaten hayatım boyunca kim düşmüşse hep oradaydım, kim baş vermeye başlamışsa ya şansıma ya da unutulduğum için orada değildim. Derdi düşen bana gelir, iyi gününde olmam zaten. Buradan tanıdığım insanlar sakın yanlış anlamasın lütfen, kız babında konuşuyorum.
Neyse konu çok dağıldı, dertleşmeye döndü. Velhasıl kelam artık siyaseten flört diye yeni bir tabir gelmeli literatüre bence. Halimiz ona döndü.
Ha ben de artık çanak çömlek patladı çağında hele hele böyle gergin ve her şeyin belli olacağı bir zamanda kimliğimi, fikirlerimi, sosyoekonomik durumumu, sosyokültürel sınıfımı inkar etmemeye bilâkis inatla vurgulamaya başladım.
Rol yapmaktan sıkıldım. Anladık belli bir güzellik üstü ve belli bir ekonomik skala üstü bize gelmiyor ben de ona göre arayışa girdim. Artık ne yer ne içersinden çok geldiği yeri, hayatını soruyorum. Uymuyorsa duygu bile beslemiyorum ona göre konuşuyorum.
Bunca kızla niye konuşuyon yavşak herif diyeceklere çok güzel izahatlar yapardım ama üşendim. Yarın mesai var hadi byee mucks.
Tanım: sevgilin olmayan ama konuştuğun, görüştüğün şahıs. Milenyum sonrası doğanlarda seviştiğin halde de flört kalabiliyorsun ya da normal arkadaşın oluyor falan ilginç tabi.