takipçileri ve kendisi, nazilerin yanında melek kalır. önderlik ettiği faşizm, nazilerin bilimsel ırkçılığından uzak, devletin milliyetçilik güdümünde güçlenmesi ve otoriterleşmesini savunur.
mussolini'nin halktan topladığı desteği gören hitler, italyan faşizminden ilham alarak aynı popülariteyi kazanmıştır. lakin nazi ideolojisi için faşizm sadece halkın desteğini kazanıp otoriter bir rejim kurmak ve bu otorite sayesinde bilimsel ırkçı (soykırımlar, nürnberg yasaları) ve bir takım sosyal mühendislik projelerini gerçekleştirmek için bir araç olarak kullanılmıştır.
italya'da nürnberg kanunları benzeri bir yasa mussolini'nin iktidara gelmesinden neredeyse yirmi yıl sonra 1938'de çıkmıştır, bu yasalarının çıkışı ise faşist italyanın, nazi almanyası ile imzaladığı çelik paktı sonrası olmuştur.
sosyalizmden faşizme geçişi hem görüşleri sebebiyle sosyalist çevrelerden dışlanması, hem de "biz ulus olarak bir olursak zaten sınıf kalmaz ki" şeklinde düşünmeye başlaması sebebiyle olan diktatör.
Başlangıçta hitler'in idolüyken savaşın ilerleyen evrelerinde çırağı olmuştur hatta italya'dan ilk devrilişinde hitler'e sığınarak, Hitler'e "emirlerimi almaya geldim." Dediği söylenir. Bence hitler'e ayak bağı olmaktan öte gidememiştir. Yunanistan'a açtığı savaşta yaptığı beceriksizlikler ve çöl savaşları almanya'ya asker ve kaynak kaybından başka bir şey getirmemiştir. Savaş sonlarına doğru Hitler mussolini devrildiğinden italya'yı da işgal etmek zorunda kalmış. Mussolini'yi de kendi ülkesine sanki vali yapmıştır. İtalya'da, alman ordusu savaşı kaybettiği zaman ülkeden alman askeri kılığında kaçmaya çalışmış fakat ülkeyi yönettiği zamanlarda kendi fotoğraflarını nerdeyse tuvalet kâğıtlarına kadar koydurduğu için yani yaptığı propagandalardan yakaladığı Popülarite yüzünden Gizlenememiş kendini tanıyan İtalyan partizanları onu kurşuna dizerek idam etmiştir.
Dikdatörlerin ortak noktasıdır bu zamanında faydasına görünen her şey aslında kendisini bekleyen kötü sona daha çok yaklaştırır kendini.
20. yüzyıl faşist diktatörleri arasında en az iq'ya sahip olduğu apaçık belli olan, adolf hitler ve francisco franco'nun yanında gerçekten de "sen git, biraz martaval oku, sonra yanımıza gel" çıraklığı yapması beklenebilecek lider; nam-ı diğer il duce*. bu "önder" ya da "lider" anlamında kullanılan führer ve el caudillo'nun yanında il duce bile biraz eksik kalıyor, tam da musolini'ye yakışır şekilde (duce'nin anlamı doğrudan "lider", "mutlak lider" ama due facce'ye* de benzemiyor mu ya?). josef stalin'in en berbat dönemleri olan son 7-8 yılı bile bu şarlatanın tüm faşist kariyerinden evladır.
başlık güzel doldurulmuş. disiplinsiz ve saldırgan gençliğini, lotta di classe ve avanti! tecrübelerini, il popolo d'italia'yı da emellerine alet etmesini, kral 3. vittorio emanuele'in sessiz kalmasıyla iktidarı ele geçirmesini, gücü tek başına ele geçirince quadrumviri'yi tamamen yok saymasını (trablusgarp'da bizzat savaşmış, müthiş fikirleri yaşlandıkça korkunç boyutlarda faşizmle bulanmış emilio de bono'yu nasıl yok sayabilirsin sen ya?), hileli 1924 seçimlerinde yapmadığını bırakmamasını, hitler'i görüp gaza gelerek yunanistan'a saldırarak kendi sonunu hazırlamasını ve tabii ki kurşunlanarak öldürülmesinden sonra cesedinin loreto meydanı'nda birkaç gün teşhir edilmesini ("piazzale loreto" diye araştırın da, ölüsünün bile ne hallere düştüğünü görün) geniş geniş anlatmaya gerek yok. ben sadece stalin, hitler ve franco ile bazı noktalardaki benzerliklerini ve farklarını eklemek istiyorum:
- darbe yoluyla iktidara gelmemiştir. hatta, bunu bir adım daha ileri götüreyim: darbeyi düşünerek bile iktidara gelmeye çalışmamıştır. 3. vittorio, 26 bin kişilik squadristi'den korkmuş ve mussolini'yi başbakan olarak atamıştır. benzer mantığı hitler'in iktidara koşarak gelen adımlarına karşı neredeyse sessiz kalarak kendi saygınlığının derdine düşmüş paul von hindenburg'ta da görürüz ama hitler en azından birahane darbesi'ni (hitlerputsch) denemiş (hem de von hindenburg'un her kötü askeri sonuçta suçladığı erich ludendorff'la denemiş), sayıları neredeyse 20 bin civarındaki sa*'yı halkın içine salmakla "gerçekten" tehdit etmiştir. hadi, diyelim ki hitler zaten iktidar yolunda karşısında durulamaz bir güç olmuştu. 33 yaşında tuğgeneral, 41 yaşında da tümgeneral olan franco'nun neredeyse tüm aktif askerlik hayatında fas'ta tek bir ayrılıkçı grup bırakmaması, "benim önümde duramazsınız bak, sonrası çok kötü olur. gelin, insan gibi olağanüstü hal ilan edin, orduyla birlikte iç karışıklığı bitiririm ben" demesine rağmen "kim takar orduyu" diye gözardı edilmesinden sonra ispanya'nın her köşesine gireceği ve 3 yıl sürecek ispanya iç savaşı'nı başlatarak tüm gücü elinde toplamasını örnek vereyim o zaman. franco gerçek bir demir yumrukla hem iktidarı ele geçirmiş hem de ülkeyi dümdüz etmiştir. sadece masa oyunları, mussolini'nin iktidara tek başına çökmesi için yeterli olmuştur.
- mussolini, stalin'den bile daha fazla dönektir. yukarıda yazdım işte; quadrumviri olmasa, mussolini de olamayacaktı. sadece de bono değil; sendikacı michele bianchi'yi zehirlediği, savaşta taktik zeka, barışta iyi bir müzakereci olan, mussolini'nin kara kuvvetlerini neredeyse komple kendisine teslim ettiği cesare maria de vecchi'yi kendisine oy vermediği için her yerde öldürtmek istediği, veliahtı olmasına kesin gözle bakılan italo balbo friendly fire ile ölmeseydi, ona da bi' şeyler yaparak ayağını kaydırmayacağına kimsenin kefil olmayacağı belli olan birisidir mussolini. hitler "sa"larının başına getirdiği her üst düzey komutanına kefil olmuş, başlarına bir şey gelmemesi için götünü yırtmıştır (ernst röhm'ü bile isteye öldürtmüştür, o hariç). franco zaten diktatörler arasında en askeri olan damar. "ya ölürüz ya da ülkeyi dümdüz ederiz" mantığına hayatı boyunca bağlı kalmış bir general. liberalliği de yaşlılığında öğrenmeye başlamış; buna uygun olarak, kendini de sağlama almak için kendisinden sonra devlet başkanı belirleme işini ölümünden neredeyse 10 yıl önce halledecek kadar akıllıdır. stalin'in paranoyak halinde öne sürdüğü "doktorlar komplosu" bile, mussolini'nin çevresindeki herkesin defterini dürmeyi "hayatı boyunca" bir alışkanlık gibi sürdürmesinin yanında çocuk saflığında kalır.
- franco hariç, kendi döneminin bütün diktatörleri gibi, kendisinden sonra devlete ne olacağıyla pek ilgilenmemiştir. franco bu konuda gözler önüne müthiş zeka parıltıları saçarak devlet-hükümet ayrımını başkanlık düzeyinde gerçekleştirmiş, ölümünden sonra kimin başa geçeceğini bile yıllar önce belirlemiştir. yahu, franco'nun 1947'de yaptırdığı bir referandum var, monarşiyi oylatıyor halka. ama aslında kendisini ömür boyu "kral vekili" yapmış oluyor. hitler de, sanayi hariç, 1950'leri bile düşünmemiş; zamanını yaşamış, gücünü gösterebildiği kadar göstermiştir. stalin'in delilik günlerini saymıyorum bile. mussolini'nin en aciz şekilde kaçarken yakalanması bile vizyonunu ortaya koyan bir ayrıntı bence. bir miktar aşağılıyor gibi olabilirim ama nazi partisi'nin üst düzey görevlerinde olan herkes, vizyon ve devlet planlaması açısından mussolini'yi donlarında sallayabilir (reinhard heydrich başı çeker herhalde. kaz kafalı hermann göring bile mussolini'den evladır bu konuda).
kendisi gibi diktatörlerin unutulan yönlerinden biri, devlet yönetiyor olmaları. sadece ego pompasını götlerine sokup halklarını soykırımdan geçirerek eğlenmiyorlar yani. nazi entelektüelliği, franco'nun askeri zekası, (biraz oradan buradan çalıp çırpma olsa da) stalin'in stalinizm yaratabilecek kadar geniş sosyalizm bilgisi varken, mussolini'nin arkasında bırakmaya çalıştığı tek bir şey bile göremiyorum ben. he, cesedinin o olup olmadığı, otopsi bile yapılıp yapılmadığı, bir delinin mezarını kazıp kendisinin naaşını kaçırıp 11 yıl sakladığı gibi magazinel bilgiler var sadece arkasında. gazeteciliğini, propagandacılığı ve örgütlenmeyi kamçılıyormuş gibi görünen bağırıp çağırarak yaptığı konuşmaları bile görmezden gelebilirim. sosyalist ve hatta faşist yönetimler içinde en temelsiz olanlarından birini kurmaya yeltenmiş, karıncalarıyla oynayan bir tanrı mantığıyla işkence ve ölümlerden zevk almış, (egosunun kurbanı olarak) hiçbir şekilde anlamadığı askeri kararlarda üst üste facialar yaşamış ve aciz bir halde yakalanarak öldürülmüş bir liderden fazlası değil benim için. benzerleriyle değerlendirirken, mussolini'yi görmezden gelmenizi öneririm size de.
edit: gözüme çarpan yazım yanlışlarını düzelttim.
edit son: hindenburg'u hildenburg yazmışım, onu düzelttim birkaç yerde.
mafyaya karşı savaş açma sebebi, tamamen francesco cuccia'nın (don ciccio) mallığından kaynaklanan diktatör.
mussolini 1924 yılının mayıs ayında sicilya'yı ziyaret ediyor. piana dei greci kasabasına geldiklerinde de belediye başkanı don ciccio, mussolini'yi karşılıyor.
don ciccio bakıyor ki mussolini bir sürü korumayla gelmiş. mussolini'nin kulağına eğilip "neden bu kadar koruma getirdiniz ki? burada ben sizi koruyorum zaten." diyor. mussolini de bu olay üzerine çok sinirleniyor tabii, "kim lan bu adamlar?!" deyip cesare mori'yi üstlerine salıyor. cesare bey de yanına polis ve carabinieri güçlerini alıp, ev ev gezip ne kadar mafya üyesi varsa hepsi paketleyip hapse tıkıyor.
tabii cesare mori aptal değil. halkın mafyayı desteklediğini biliyor (sicilya tarih boyunca çok defa işgale uğradığı için halk devletlerden çok mafyaya güveniyor). bu sebeple ayaklanma çıkmasın diye de tutukladığı mafya üyelerini halkın gözünde küçük düşürüyor ve halka "bunlar mı sizi koruyacak? siz devlete güvenin bunlar yerine." mesajı veriyor.
1943 yılında müttefik devletler sicilya'ya giriş yapınca, abd kendi eliyle tekrar mafya düzenini kuruyor sicilya'da.