alman edebiyatında romanın altın çağını yaşamasına sebep olan bir kavram.
bu konuda çok ilginç bir anekdot vardır.
bir adam hep roman okumak istermiş ama fakir olduğu için bir türlü alamazmış. o da roman kataloğu alıp romanların konularını inceler ve kendi romanlarını bu konular üzerinden yazıp okurmuş.
bu adam böyle böyle tanınan bir yazar olmuş. hali vakti yerine gelince "lan hep içimde kaldı, dur bir roman alıp okuyayım" deyip daha önce katalogda ismini gördüğü bir romanı almış. romanı okumaya başlayınca "ama bu roman böyle değildi ki?" deyip romanı bir köşeye fırlatmış.
fransız ihtilali ile başlayan bireyselleşmenin sebep olduğu sanat akımı.
örneğin ilk romantiklerden sayılan beethoven, eserlerini izleyicilerin önünde çalmak yerine satmaya başlamıştır. zaten bu sebeple çokça da eleştirilmiştir "böyle sanatçı mı olur?" diye. ama o daha çok "ben ekmeğime bakarım kardeşim" demiştir. tabii bir de avusturya imparatoru joseph'in cenazesi için yazdığı requiem'i kimsenin çalmayı becerememesi komedisi vardır ki tam evlere şenliktir.
eh bireyselleşme ile bir de milliyetçilik ortaya çıkınca işgal altında olmak sebebiyle iyice depresifleşen macar, leh, çek besteciler ön plana çıkmaya başlamışladır. ülkelerindeki halk şarkılarını senfonik hallere dönüştürmeye başlamışlardır.
bir de artık insanlar "en karmaşık besteyi ben yapacağım!" yarışına girdikleri için orkestalar şeflere daha çok ihtiyaç duymaya başlamışlar ve böylece orkestra şefleri de yavaş yavaş yerlerini sağlamlaştırmaya başlamışlardır.
Romantik olmayan kız tipini odun olarak nitelendiriyoruz ama o kadınlar ilişkiyi en çıplak haliyle yaşıyor. Sorun şu ki çıplaklıktan öte, biraz örtük biraz çıplak şeyler bizi daha çok tahrik ettiği için ondan kaçıyoruz.