en sevdiğim şiirlerindendir. hele bir okumuştur ki kaptan, yırtar içinizde ne varsa. o kamyonları durduracak bir el olaydım sana der içiniz deli asâf'a. bir zaman izmir'de sevdiğim bir kızcağız vardı. çocukluk arkadaşım ki en yakın arkadaşımdır, bilirdi yalnızca bunu. bir yaz tutturdu, izmir'i gezmeye gidelim diye. hemen gün gün, saat saat nereyi gezeceğimizi planladık, kalktık gittik. meğer benim kardeşim, anı biriktirmeye ömrümü adadığını bildiğinden bana kendince bir güzellik planlamış. izmir'in kızı da her akşam bizi güzel yerlere götürüyor. nerede ne yer, ne içer, nasıl gezeriz anlatıyor. elim, kolum anılarla dolu, erik ağacına dalmış ceplerine sığmayan anıları, tişörtünün önünü katlayıp içine koyan çocuk gibiyim. karış karış gezdik izmir'i, döndük istanbul'a. izmir'in kızı'yla da konuşuyoruz mütemadiyyen. bir gün, artık ne kadar yakın hissetmişse "bana bir tek sen yardım edebilirsin." dedi, telefonda. sesindeki titreme, acziyet... nedir dedim? "ben o'nu seviyorum! n'olur bana bir yol göster!" dedi. ekmek bıçağını aldılar, ateş gibi göğsümün ortasına sapladılar. beni o'nun için izmir'e götüren, üstelik muhabbetşinas bir dost bulduğu için de çok sevinen kardeşime bunu nasıl söyleyeyim? çölde su bulmuş gibi keyiflenmişken suyunu kaybedecek. peki kardeşimin sevgilisi olduğunu izmir'in kızı'na nasıl söyleyeyim? azıcık umudu varken, en kötüsünü benim ağzımdan duyacak. yalan söylemediğim için telefonda azıcık bildiği bir dili konuşan biri gibi yarı türkçe yarı o dilce konuşmaya çalışıyordum ki söyleyiverdim. çorap söküğü gibi geldi gerisi, anlattım olan biteni. bu dedi kız "benim lanetim."." bir zaman kötü terketmiştim birisini, çok da iyi yürekli biriydi, o kadar seviyorken gereksiz yere terketmiştim üstelik ağzını açıp tek kötü bir şey söylememişti bana. hep ondan oluyor bunlar" dedi. kardeşime konudan bahsetmeme kararı aldık. nihayetinde dost olmuşlardı, bozmanın alemi yoktu. kızcağıza da söz vermiştik istanbul'u gezdirmek için, biletlerini almıştı. iptal etmedi, geldi. bir hafta gezdirdik karış karış. ne siz sorun ne ben söyleyeyim... işte bu şiiri okuyunca yahut dinleyince, ben o deli asâf oluyorum. çok severim bu şiiri.
meraklısına notlar; şiirin özelliği, tekerleme yöntemiyle imge sisteminin bir arada kullanılmak istenmesi başarılı mıdır, yargılamak bana düşmez. içeriği, iki anlam taşıyor, hem kırsal kesimden şehirlere göçün altı çizilmiş, hem dağlarda kaybolmuş bir köyde yaşayan deli asâf'ın gelip geçen kamyonlar yüzünden, içinden beliren 'dünyayı görmeye gitmek' tutkusu. deli asâf da, çoğu şiirlerim gibi, aslında bir senaryo içeriyor.
şiir; şekviranlı köyünden kamyonlar gelir geçer lâstikleri ısınmış toza kesmiş camları kavakların altında selâma durur saf saf şekviran ahalisi uzun dağ adamları şekviranlı köyünden kamyonlar gelir geçer lâstikleri ısınmış toza kesmiş camları dağların yürüdüğü sıklet yaz akşamları
ana avrat düz gider toza dumana karşı kamyonlar dursun ister el eder deli asâf şekviranlı köyünden kamyonlar gelir geçer erkek incirde yemiş kara şoförde insaf ana avrat düz gider toza dumana karşı bıyıkları çitlenbik bakışları bir tuhaf kamyonlar dursun ister el eder deli asâf
şekviranlı köyünde bahar mı ki yaz mı ki rahmet iner kamyonun fenerleri ıslanır izmir derler bir şehir uzakta bir yer imiş etrafı bağlık bahçelik içinde üzüm işlenir deli asâf dediğin bir rüzgarda toz mu ki rahmet iner yol uzar karşı dağlar puslanır kamyonlar gelir geçer fenerleri ıslanır
şekviranlı köyünden yola düşmüş piyade hey gidi deli asâf / ne bir mektup ne haber izmir derler bir şehir uzakta bir yer imiş üstünde parça parça kara bulutlar gezer sonra gidiş o gidiş elli kuruş kesede rivayet ölesiymiş gurbet ölümden beter hey gidi deli asâf / ne bir mektup ne haber
şekviranlı köyünden kamyonlar gelir geçer lâstikleri ısınmış toza kesmiş camları tepeleme kum çeker taş çeker kömür çeker dağların yürüdüğü sıklet yaz akşamları lâstikleri ısınmış toza kesmiş camları