bu konuda kadınlar full hd led tv ise erkekler 16 renkli vga monitör gibi oluyor.
bizim dünyamız o açıdan daha basit. bakıyorsun çevrene, kırmızı, sarı, mavi, yeşil, siyah ve beyaz ile açığı koyusu her şey. ama kadınların dünyasında fuşya diye bir renk var mesela. 40 küsur yaşıma geldim hala biliyormuş gibi davranıyorum. (fuşya ney lan?)
daha fazla örnek vermek isterdim ama isimlerini bile aklımda tutamıyorum. değil kendilerini görebilmek.
"renk, ışığın gözün retinasına değişik biçimde ulaşması ile ortaya çıkan bir algılamadır." * ama ne algı. renkler olmasaydı dünyamız bu denli şenlikli olur muydu. hele kadınların halini düşünemiyorum. giyim kuşamın ötesinde, makyaj, saç, oje, koltuk, duvar, perde renkleri hayati önem taşır kimi için. renkleri birbirine yakıştırma endişe ve telaşı olmasa ne kadar tekdüze yaşardık hele bir düşünsenize.
renk olarak isimlendirdiğimiz, dünyamızı zenginleştiren fantastik algıya bu kadar güzelleme yeter.
ana renkler baba renkler, ışığın görülen ve görülmeyen dalga boyları ile ilgili ayrıntıya da girmiyorum. renklerin isimlerinden bahis açmak istiyorum. yedi ana renk dışında kalan ara tonların çeşit çeşit ismi vardır. bizim kültürümüzde renkler isimlerini günlük hayattan alır. ne vandayk kahverengisi biliriz ne titanyum beyazı. kardinal kırmızını da bilmeyiz, prusya mavisini de. batıda renklerin isimleri resim sanatından gelir, ressamların boyalarından, kiminin kimyasından, kiminin kullanıcısından, kiminin kullanım alanından.
bizde ise yavru ağzı vardır, şeker pembesi, saman sarısı vardır, soğan kabuğu, patlıcan moru vardır, kumru göğsü diye bir bej tonu vardır, kına yeşili, kiremit kırmızısı, yağ yeşili, sümbül moru vardır. renklerin isimleri o renklerle nakış işleyen, halı dokuyan, tülbent oyalayan kadınlar tarafından günlük hayatta iç içe oldukları, doğada gördükleri şeyler üzerinden benzetilerek verilmiştir. renkleri kullanan zanaat, kültür içinde renklerin isimlerini de belirler.
bu algılamanın çeşitli renklerde ve renk tonlarında olmasının nedeni ışığın çarptığı cisimler üzerinde bi miktar kırılıp, bi miktar yansımasıdır. her renk için bu miktar farklıdır. tüm dalga boyları aynı anda gözümüze ulaşırsa bunu beyaz, hiç ışık ulaşmazsa siyah olarak algılarız.
frida kahlo’nun yalnızlığını daha az hissetmenin, diego’ya sessizce hitap etmenin, düşüncelerini açıklığa kavuşturmanın, duygularını ifade etmenin ve daha güçlü bir şekilde var olmanın bir yolu olarak tuttuğu günlüğe göre renklerin anlamları:
“yeşil: ılık ve güzel bir ışık. kırmızı: kurumuş kan. en canlı ve en eski olan. kahverengi: mole rengi, düşen yaprak rengi. toprak. sarı: delilik, hastalık, korku. güneşin ve neşenin bir bölümü. kobalt mavisi: elektrik ve saflık. aşk. siyah: hiçbir şey tam olarak siyah değildir. evet, hiçbir şey. yaprak yeşili: yaprak, hüzün, bilim. yeşil-sarı: büsbütün delilik ve gizem. tüm hayaletler bu renk elbise giyerler... en azından çamaşırları bu renktir. koyu yeşil: kötü haberlerin ve kötü işlerin rengi. lacivert: uzaklık, mesafe. şefkat bu renk olabilir. magenta: kan mı? kim bilir?” By frida kahlo By frida kahlo By yiğit özgür