nükhet duru'nun 1981 yılında yayımlanan "nükhet duru 1981" albümünde ve yıllar sonra 2006 yılında yayımlanan "en iyileriyle nükhet duru" albümünde yer almış, sözleri ülkü aker', bestesi cenk taşkan'a (majak toşikyan), düzenlemesi onno tunç'a ait çok güzel şarkı.
şarkının ilk seslendirmesi 1981 yılı türkiye eurovision elemelerinde ayşegül aldinç ve modern folk üçlüsü tarafından yapılmış ve şarkı türkiye elemelerinde 3. olmuştur.
bütün dünyanın kalbi sanki sen
yüzyıların altın sayfası
bir elin avrupada
bir elin de asyada
tarihin dönüm noktası
bir martı sesi, eski anılar
göz kırpar gibi sanki adalar
golden horn ve bosfor
marmara'yla üsküdar
cıvıl cıvıldır insanlar
istanbul, istanbul
taşın toprağın altın
sanki bir masal gibi hayatın
istanbul, istanbul
taşın toprağın altın
kimbilir, sen ne aşklar yaşadın..
istanbul....
not: 1981 yılı erovision türkiye elemeleri ayşegül aldinç, modern folk üçlüsü kaydına trt'nin yayına açılan arşivinde bile ulaşmak mümkün olmadı. günün birinde bu kayda ulaşıp dinlemeyi (eğer arşivde kaydı varsa) umut ediyorum.
12 kasım pazar günü boğaziçi köprüsü* avrasya maratonu nedeniyle kapalı olacak. ve bütün şehir trafiğini etkileyecek. şimdiden programlarınızı ona göre yapın, bir yerden bir yere gidecek olanlar 45 dakika filan erken çıksın.
sözcü gazetesinin haberlerini pek ciddiye almam ama bu uydurma değil galiba. habere göre istanbul'da 2017 yılında toplam 580 bin 201 hanenin suyu, 493bin 291 hanenin de doğalgazı birikmiş borçlarından dolayı kesilmiş. hane başı üç kişi gibi iyimser bir hesap bile yapsak kentin 15 milyonluk nüfusunda yüzde on civarı kişiyi etkileyen bir yoksulluk durumu var. çok acı. www.sozcu.com.tr/...
havası oynaktır derler. hakikaten öyle. bu sabah pırıl pırıl güneşli bir güne uyandık. öğle saatlerinde gece gibi karardı ortalık, gök gürültüsü, şimşek, dolu, peşinden kuvvetli bir yağmur. akşam üstü o hava hiç yaşanmamış gibi yine pırıl pırıl güneşi gördük.
boğaz, tarihi yarımada ve şehir merkezi denebilecek yerler gerçekten inanılmaz güzel. hatta şehir iyi korunabilse, gereksiz ve kötü yapılaşmaya izin verilmese dünyanın en güzel şehirlerinden biri olabilirdi. çok ihtişamlı.
ama gel gör ki kötü ellerde perişan olmuş güzelim şehir. gereksiz genişlemiş, kötü yerleşim yerleri kurulmuş, aşırı nüfus oluşmuş. 20 milyon insanın küçücük bir kara parçasına yığılması pek iyi bir şey değil.
Sabah uyandım, gece bayılarak uyuduğumdan sırtım ağrıyor, başlangıç saati belli, çıkış saati muamma işimden zamanında çıkabildiğim için bir önceki gün, üstünüze afiyet kendime ayıracak vakit bulabildiğim için. O da 2 saat. Sabah trafikte 3 kişiyle atıştım biri nah, öbürü de amerikan nahı çekti, şeridi kaptırmadım ama. İgdaş gelmediği için su ısıtılarak banyo yapıldı, donuldu. Resmen güneşli bir nisan gününde donuyorum. Mahalleye tır çekmişler bir de. Komşumuz tır almış. Mahalle hayatından nefret ediyorum. Bihter ziyagil gibi yalıda yaşamak istiyorum artıkın. İş’e geç kaldım, laf ettiler, daha önce erken geldim, genelde geç çıkıyorum zaten, olma mı? Olmazmış. Müdürümüzün arkadaşı papağanını bırakmış ona bakması için, bütün ofis kuş’la konuşmaya çalışıyor. Metallica dinlettim, tepki vermedi. 1 saat içinde bu kadar saçma şeyin ve daha fazlasının yaşanmasına olanak veren megaköy. Rafadan yumurta yediriyorlAr kuş’a.
bahar gelmiş istanbul'a, üç beş gündür arka mahalleden geçmemişti yolum, güneşi görünce sabah, bir dolanayım dedim. bu gün gördüm ki mor salkımlar, şakayıklar açmış, tomurlanmış bir de erguvan ağacı vardı. hepsi de bir hafta içinde olmuş. bunlar aslında mayıs normali ama ayarlar bozuldu.
bir ülkenin sahip olabileceğinden fazla nüfusa sahip olan "şehir". nüfusunun daha ne kadar artacağını da ayrıca çok merak ediyorum.
kültürel etkinliklerin en çok yapıldığı şehir olmasıyla birlikte, gittikçe karmaşıklaşarak, dokusunu ve özgünlüğünü yavaş yavaş yitirmeye de başladı. en önemli kültürel olaylarının tamamını istanbul'da düzenlemeseler ama işte ne yaparsın. sürekli gel git, gel git olmuyor bir süre sonra.
Yaşaması zor, gezmesi de artık eskisi gibi güzel olmayan şehir. Sene sonuna doğru bir özlem oluyor içimde, ne çok özledim diyorum. Tatil de geldi, Gideyim, göreyim, boğazı izleyeyim diyorum. Gitmemden bir hafta, bilemedin 10 gün sonra pişman oluyorum. Sevdiklerim olmasa, daha toprağına ayak basmam bu şehrin. Her yer avm, her yer taş, tuğla, bina... yaşadığım güzelim şehrin doğası dururken ne yapıyorum bu beton yığını yerde diyorum kendi kendime. Kaçmak için gün sayıyorum.
istanbul'un havası oynaktır, fingirdektir, kararsız seçmen gibidir, ne yapacağı belli olmaz derler. hepsine tamam da bu gün hepten manyağa bağladı. pencereden bakınca mavi bir gökyüzü, pırıl pırıl güneş var. öte yandan kulakları patlatan bir gök görültüsü duyuluyor. du bakali nolcek...
Bostancıdan tuzlaya kadar yoğunluğu geniz yakacak düzeye ulaşacak şekilde artarak mangal kokan, lakin tuzlaya yaklaştıkça mangal kokusuna bok kokusunun da karıştığı şehir.
Her güzelliğin içine sıçmada dünya birincisiyiz.
Egzos dumanı içinde mangal yapmakta ayrı hayvanlık bence.
11-18 temmuz tarihleri arasında 3500 Hint turisti ağırlayacak olan şehir.
Şimdi bunda ne var demeyin. Hint bir iş adamı sıkı durun tam 3500 çalışanına jest olsun diye 1 haftalık İstanbul tatili hediye etmiş. 1 değil 5 değil 100 değil tam 3500 kişi. Bu hediyenin maliyeti 10milyon dolarmis. Buna ek olarak 3500 kişiye istanbulda harcamaları için 1milyon dolar harçlık vermiş.
Şehirdeki en lüks 20 otel tamamen kapatılmış, yaklaşık 40 restorana yemek sipariş edilmiş. Tatili organize etmek için 2 şirketle anlaşmışlar.
Neyse ki önümüzdeki hafta topluca gezen 3500 kişi görürseniz azcık uzak durun.
benden önce gelen şairler şiir yazdıklarından olacak istanbul için yazdıkça yazmışlar bize söyleyecek tek söz bırakmamışlar ama ben gene de diyorum ki ne istanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı ne sana dün bir tepeden baktım ben doğduğum gün sana abayı yaktım