neredeyse 2 aydır içinde yaşayan herkesin etkilendiği 2 temel sorunu olan şehir.
1- körfezden buram buram yükselen ölü balık kokusu: karşıyaka, bayraklı, çiğli önünde korkunç boyutlara varınca cemil tugay "halledelim" dedi ama zaten 1 haftadır tüm şehir böyle kokuyordu. belediyenin bok gibi açıklaması hiçbir yaraya merhem olmadığı gibi, kafamızı da karıştırdı. iyi ki biraz araştırmayla sorunun nedenini anlayabiliyoruz halâ: hava sıcaklığı ortalaması bu yaz izmir için korkunç seyretti. daha önce de yazmıştım; meteorolojinin ölçümleri saklayabildiği 1930'lardan beri izmir'de yazın ilk kez 40+ derece üst üste 7 kere ölçüldü. bunun etkilerinden biri de körfezde olmuş. önce dipteki yosun ve algler ölüyor, ortaya deli gibi oksijen çıkıyor. oksijenle beslenen bakterilerin sayısı deli gibi artıyor, körfezdeki ekosistem boku yiyor. doğal yaşam döngüsünü tamamlayıp ölen bu bakteriler, hem oksijensiz hayatta kalabilen bakterilerin sayısını patlatıyor hem de denizdeki oksijeni yok ettikleri için balıkları da öldürüyor. bu sırada oksijensiz hayatta kalabilen bakterilerin sayısında artış oluyor çünkü körfezde yaşayabilen başka canlı kalmıyor. bu bakteriler de yaşam döngüleri bitip ölünce, ortaya çıkan koku sülfür dioksit ve metan oluyor. ayrıca daha önce ölmüş olan balıklar çürürken ortaya deli gibi koku yayıyorlar. temel olarak sorun bu. belediye ise "körfezdeki oksijen ve besin fazlalığı" diyerek açıklama yaptı ve kestirip attı. ulan, şunu birkaç satırla bu kadar kolay açıklamak varken, ne bu eziyet ya? ekşi'de de benim yazdığıma benzer bir entry mevcut, onu da okuyabilirsiniz şuradan . izban ve metro halâ berbat kokuyor. karşıyaka tarafındaki koku azalmışa benziyordu 2-3 gün önce oraya gittiğimde ama bu sefer de bizim taraftaki koku arttı. belediye ve izsu da ölü balıkları toplamaya yeni başladı, ki özellikle büyük çipuraları sahilden toplayıp restoranlara satan insanları duyduk, okuduk, gördük. en azından eylül sonuna kadar izmir'den çıkmış hiçbir balığı yememenizde fayda görüyorum.
2- metro istasyonlarının çoğunda çalışmayan yürüyen merdivenler: üçyol'daki en uzun yürüyen merdiven temmuz'un başında bozulup üzerindeki insanları yaraladığından beridir bu durum böyle. belediyede çalışanlara sorduğumda isveç'ten mi nereden parçalar beklendiğini ve parçalar gelene kadar da yürüyen merdivenlerin açılmayacağını söylediler. özellikle halkapınar-fahrettin altay arasındaki her istasyonda bu sorun var. hatta bazılarında asansör de çalışmıyor ve engelliler "nereye sıçacağız?" şeklinde donup kalıyorlar trende indikten sonra. izmirspor ve hatay istasyonlarında temmuz ayının başından beri bu sorun var. üçyol'daki saçmalık olduktan hemen sonra benim buradaki merdivenleri durdurdular. sarı şeritlerle adeta fiyonk attıkları merdivenler suç mahalli gibi görünüyor aylardır. izban'ın artık 20 dakikada 1 sefer sıklığına düşürülmesi ile bu sorunu birleştirdiğinizde, işe gidiş çıkış saatlerindeki kalabalık gerçekten de insanı bezdiriyor. tek bir açıklama gelmedi belediyeden ya da gelmiştir ama "hallediyoruz" şeklinde olduğu için kimse umursamamıştır.
aslında bir de yangın var ama zaten izmir içinde yanabilecek bir yer kalmadı. urla, çeşmealtı, çeşme, torbalı, ayrancılar, ödemiş gibi yerlerde halâ yanmamış yerler vardır. gidip oraları yakmaya çalışırlar yaz bitene kadar. "poyraz ve kuru hava" diye diye ağladı resmen bakan ama bu poyraz, yamanlar dağı yangının olduğu günden sonra 5 gün boyunca aralıksız esti ama yangın çıkmadı. bilemiyorum altan.