1. emily dickinson'ın şiirleri konusunda şairin şiirlerinin türkçe'ye çevirildiği iki kitaptan söz ediyor, ilki oğuz cebeci'nin hazırladığı "seçilmiş şiirler", ikincisi dost körpe'nin çevirisiyle "ve melekler biliyor ötesini". bu iki kitaptan sonra anıl meriçelli ve ahmet necdet ortak bir çalışmayla emily dickinson'ın şiirlerinden ortak çeviriler yapıyor. sonra anıl meriçelli, ahmet necdet, oğuz cebeci, dost körpe ve selahattin özpalabıyıklar emily dickinson'ın şiirlerinden yaptıkları çevirilerin toplamından yeni bir kitap hazırlıyor. kitabın adı "umutsuz bir aşkın şairi emily dickinson'dan seçilmiş şiirler". ve anıl meriçelli'nin emily dickinson'a dair yazdığı "emily dickinson'ın gizemi" adını verdiği yarı-biyografik bir yazısı var, o yazıyı buraya alıyorum,


    ******


    emily dickinson'ın gizemi
    (1775 şiir)


    bu yazının başlığını en az üç dört kez değiştirdim. önceleri, "kız kardeşim emily dickinson" demeyi düşündüm. çünkü emily dickinson'ın şiirlerini çok seviyorum. onu gerçekten kardeşimmiş gibi seviyorum. onun bir ömür boyu yaşadığı yalnızlığı, hüzün dolu yaşamını, eş anlamlı, çift anlamlı dizelerini, yaşam dolu şiirlerini çok seviyorum.

    emily dickinson'ın şiirlerini ilk kez lise öğrencisiyken robert kolej'de okudum. bize ingiliz-amerikan edebiyatını okutan, şiirini sevdiren öğretmenimiz prof. macneal de emily dickinson'ın şiirlerine özel bir ilgi duyardı. londra'da geçirdiğim 1958-1961 yıllarında dickinson'la ilgili birçok kitap okudum. bu yıl değerli şair, çevirmen ahmet necdet'le birlikte dickinson'dan birçok şiir çevirdik. oğuz cebeci'nin "seçilmiş şiirler" ve dost körpe'nin "ve melekler biliyor ötesini" adlı kitaplarını inceledim.

    oğuz cebeci "seçilmiş şiirler"e yazdığı ön sözde (korsan yay. kasım 1993) emily dickinson'ın şiirlerini yorumlarken, onun için en büyük iki tutkudan biri aşksa, öbürü de ölümdür diyor. aşk ve ölüm. ayrılık ve keder. umut ve umutsuzluk. dickinson mrs. holland'a yazdığı bir mektupta, "ölümden ve aşktan daha büyük bir şey var mı?" diye soruyor. değerli çevirmen oğuz cebeci'ye göre emily dickinson bu iki konuya yönelirken istek, beklenti, önsezi, korku, kayıp, keder gibi ara duyguları da yoğun bir biçimde yaşıyor. şiirlerinde yalnızlığın doğasını keşfetmeye girişen emily, başkalarıyla birlikte erişemeyeceği bir derinliği tek başına, yalnız yaşayarak buluyor.

    ölümünden sonra uluslararası bir üne kavuşan bu amerikalı kadın şair, 1830 yılında amherst, massachusette'de doğdu. aynı yerde 1886'da öldü.

    yakın çevresi, annesi, babası ve kız kardeşi, emily hayattayken onun şiirleriyle pek ilgilenmedi. bir avukat olan babası ona birçok kitap alırdı. ama kafasını karıştırmaması için, çok okumasını istemezdi.

    dickinson başlangıçta hayat dolu, kıpır kıpır, şen şakrak bir insandı. zamanla köşesine çekildi. bilinçli bir şekilde yalnızlığı seçti. yalnızlığın en yoğun biçimini yaşadı. yakınları tarafından ömrünün bir kısmında evden dışarı çıkmadığı söylenir. yaşam deneyimi ve coğrafyası yaşadığı kentle sınırlıdır.

    hayattayken sadece yedi şiiri yayımlanan emily dickinson, ellialtı yıllık ömründe tam bin yediyüz yetmiş beş şiir yazdı. dile kolay: tam 1775 şiir. bu gerçek beni ürkütüyor. şaşırtıyor daha doğrusu. elime kağıt kalem alıp hesaplamaya çalışıyorum: ömrünün son yıllarında, örneğin kırk yaşından sonra, emily her gün bir ya da iki şiir yazmış.

    dickinson şiirde eşanlamlılığı ve yarım uyağı savundu. yalın benzetmelerin, şiiri meydana getiren temel öge olduğunu gösterdi. hayattaki küçük önemsiz ayrıntıları, büyük evrensel bir şiire dönüştürdü. günlük hayatın sadeliğini, sıradanlığını yaşadı. yalnız yaşadığı halde, hayatı çok sevdi. yalnızlığıyla baş başayken şiire bağlandı. romantizmden kendi ölçüleri içinde yararlandı ama genellikle içe dönük şiirler yazdı. emily dickinson için yalnızlık öyle bir yaşam tarzıydı ki, bir şiirinde: "daha yalnız olunabilirdi/yalnızlık olmasaydı" diyor. hristiyanlıkla ilgili düşünceleri karmakarışıktı. bu konuda ailesiyle inanç ayrılığına düştüğü bile söylenir. ama tanrı'yla ilişkileri çok içtendi. cennet'in yeryüzünde olduğuna inanırdı. işte yaşam şiirleri'nden bir örnek: "cenneti yukarıda hiç bulamaz/aşağıda bulamayan./tanrı'nın konutu benimkiyle yan yana/eşyası aşktan." (türkçesi: anıl meriçelli/ahmet necdet)

    aynı şiiri dost körpe de türkçe'ye çevirmiş. onun çevirisi şöyle: "aşağıda cenneti bulamamış olan/yitirecektir yukardakini./tanrı'nın meskeni benimkinin yanında,/mobilyası ise sevgi." (ve melekler biliyor ötesini, s. 33)

    emily dickinson'un yaşamı gizem doluydu. aşkı, yalnızlığı gizem doluydu. kendisi 23 yaşındayken, 40 yaşlarında bir din adamına aşık olmuştu. dost körpe, çeviri kitabına yazdığı ön sözde bu olayı şöyle anlatıyor: "görünürde sessiz, sakin bir yaşam sürdüren dickinson'ın yaşamının en fırtınalı olayı, babasını washington'da ziyaret ettikten sonra geri dönerken philadelphia'da kırk yaşlarındaki evli bir vaiz ve şairle, charles wadsworth'le tanışmasıydı. wadsworth'le bilinen anlamda bir gönül ilişkisi yaşamamış olmalarına ve birbirlerini yalnızca üç kere görmelerine karşın, ona derinden bağlandığını hissetti ve pek çok şiirinin esinini ondan aldı. wadsworth'ün 1861'de california'ya gitmeye karar vermesinin ardından hissettiği dehşet, sonraki birkaç yıl içinde en verimli dönemini yaşamasına yol açmış, böylece yaşamına inen ölüm-darbesi, zihnine inen bir yaşam-darbesi'ne dönüşmüştü.

    emily dickinson oldukça alçakgönüllü bir şairdi. "ben hiçkimseyim! siz kimsiniz?/siz de hiçkimse misiniz?" veya "ne kadar üzücü herhangi biri olmak." diyecek kadar alçakgönüllüydü. oysa dickinson kesinlikle "herhangi biri" değildi. olağanüstü bir şairdi. belki de 19. yüzyılın en büyük şairiydi. bazı eleştirmenlere göre ingiliz dilinde yazan kadın şairlerin en büyüğü, bazılarına göre "dünyanın saphho'dan sonraki en büyük kadın şairi"ydi.

    dickinson'ın en çok sevdiği şairler john keats ve robert browning'di. en çok sevdiği yazar ise sir thomas browne. şiirlerinde ünlü amerikan filozofu emerson'dan etkiler taşıdığı söylenir. (kaynak: e. harthnoll, the works ofemily dickinson, londra, 1994)

    yaşamı boyunca yedi şiirinin yayımlandığını biliyoruz. ölümünden sonra kız kardeşi lavinia, emily'nin çalışma odasında yüzlerce şiir buldu. bu şiirlerin bazıları özenle temize çekilmiş ve kitapçıklar haline getirilmişti. bazıları yarım kalmıştı. lavinia, amherst profesörlerinden birinin eşi olan mable loomis tod ve higginson ile bu şiirlerin hepsini derleyip toparladı ve editörlüğünü yaptı. emily dickinson'ın şiirlerinin ilk üç cildi 1890, 1891 ve 1896 yıllarında yayımlandı. daha sonra 1945 ve 1955 yıllarında bütün şiirleri, 1775 şiiri bir arada yayımlandı. ölümünden sonra dünya çapında bir üne kavuşan bu değerli şair hakkında pek çok kitap çıktı. yazıma değerli çevirmen dost körpe'nin "ve melekler biliyor ötesini" kitabında yayımladığı güzel bir çevirisiyle son veriyorum:


    --- çiçeğimde gizliyorum kendimi ---

    çiçeğimde gizliyorum kendimi,
    göğsünde taşıdığın, habersizce,
    beni de taşıdığından kuşku duymadan
    ve melekler biliyor ötesini.

    çiçeğimde gizliyorum kendimi,
    vazonda soldukça,
    benim yerime hissediyorsun, kuşku duymadan
    neredeyse bir kimsesizliği.


    ******


    şairin bazı şiirleri,


    (bkz: )
    (bkz: )
    (bkz: )
    (bkz: )
    (bkz: )
    (bkz: )
    #7613 ma icari | 8 yıl önce
    0şair