morgase'in önerisinden önce, izleme listemin diplerinde buluyordu bu film. o önerince izleyeyim dedim ama hayal kırıklığı oldu. gerçi, benim izleme listemde uzun süre kalmış filmleri izlediğimde, bu durum hep oluyor bende. morgase'de de suç bulamam.
danimarkalı anders walter'ın ilk uzun metraj yönetmenlik tecrübesi olan, aslen john kelly'nin yazıp ken niimura'nın çizdiği grafik roman a dayanan 2017 yapımı film. filmin özellikle ilk yarım saati muhteşem. insan kendini alice in wonderland ya da sucker punch izliyormuş gibi hissediyor. gel gör ki, hayatını izlediğimiz barbara'nın özellikle okul hayatının içine hollywoodvari şekilde öyle bir giriş oluyor ki bundan sonra; "güzelim hikayenin içine sıçmışsınız be" diye inletiyor insanı. ben böyle inledim.
hikaye bir genç kızın hayal dünyası üzerinden başlıyor ve bir süre mükemmel bir anlatımla ilerliyor. girişte verdiğim sucker punch örneğini "tek kurşunum buydu, ziyan ettim be" diyerek yazmadım. anlatım olarak çok yakınlar. barbara'nın yalnızlığı, içine kapanıklığı ve devlerle olan hukukunu bu kadar güzel anlatmak mümkün olmayabilirdi. walter bunu nefis kotarmış. filmin çocuk filmi olmadığını, küçük bir kızceğizin iç dünyası hakkında kimsenin bilemeyeceği ayrıntıları herkesin az çok anlayabileceği kadar basitçe aktarmak, birçok yönetmen için mümkün olamayabilecek bir hayal. walter bunu hayal noktasından alıp amaç yapmış ve bu amaca kısmen de olsa ulaşmış. bayıldım.
barbara'nın iç dünyasının gerçek dünya ile olan kesişim kümesini anlatmaya çalıştığında, walter sıçıyor. film sucker punch'tan alice in wonderland'in berbat bir kopyası haline geliyor. filmin 4 harfli ama dev gibi olan spoiler'ını girdinin sonuna yazacağım. şimdi yazmamak için zor tutuyorum kendimi. eğer grafik romana sıkı sıkıya bağlı kaldıysa walter (grafik romanı okumadım, bilmiyorum), büyük hata etmiş. filmin ilk yarım saatinde kurguladığı dünya, devlerin var olma hikayesinin nefis anlatımı ve barbara ile karşılıklı olarak bizi yalnız bırakması üzerindeydi. bunu filmin tamamına yaysaydı, kendisinden "geleceğin guillermo del toro'su" olarak bahsedebilirdim çünkü o kadar etkilendim. ama ne yazık ki, potansiyelini heba edecek bir yönetmen olarak görmeye başlayacağım bu filmden sonra.
imogen poots'un abla "karen" rolü ve zoe saldana'nın okulun danışman hocası rolü filmin akılda kalan ve hoşa giden tarafları. "barbara"'yı canlandıran madison wolfe'nin on the road'la başlayan, trumbo ile devam eden, the conjuring 2 ile de tavan yapan oyunculuk gelişimi bu filmle birlikte popülerlik kazanacaktır. umarım iyi yönetmenlerin elinde başarılı bir karakter oyuncusu olabilir. henüz 16 yaşında, 15 yıl içinde parlayabilir. daha zamanı çok.
etkileyici bir hikayeye daha önce benzeri olmayan bir şekilde başlayıp bok gibi bitiren bir film olarak i kill giants, eleştirmenlerden geçer not alabilmiş. ben bunu mekan seçimlerine bağlıyorum. yoksa oyunculuklara ya da 15 milyon dolarlık bütçeyle yapılmış cgi'a ne laf edilebilir ne de madalya takılabilir. senaryonun gerçeğe dönüştürülme noktası ise, büyük sıkıntılar yaratıyor izleyicinin kafasında. neyin gerçek olup neyin hayal olduğu noktalarında da, zaten senaryonun gidişi izleyiciye "çaktırıldığı" için hiçbir şekilde merak ögesi barınmıyor filmin sonlarında. dev hatalar üst üste gelince de, başında ağza pamuk helva çalan film, bozuk yumurta tadıyla bitiyor. keşke daha iyi değerlendirilebilseydi. belki devamı çekilir ya da yeniden çevrimi yapılır. umut denilen şey her zaman vardı, di' mi?
not: zamanınız varsa, önce i kill giants'ı izleyin, ardından colossal'ı ve üstüne de the iron giant'ı izleyin. sonra da kısa filmi helium'la oscar aldıktan sonra kendini "olmuş" olarak gören anders walter üzerine eleştirileri okuyun. i kill giants ile ilgili güzel bir fikir yürütmesi yapmış olabilirsiniz böylece.