"Enver Karagöz, dört çocuklu bir ailenin ilk çocuğu olarak, 2 Mayıs 1948 tarihinde Artvin- Şavşat'ta doğdu. İlkokulu doğduğu köyde bitirdi. Ortaokul ve liseyi ilçe merkezinde tamamladı. Erzurum Atatürk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdikten sonra Şavşat Lisesi'nde Öğretmen olarak mesleğe başladı. Hem öğrenci hem de öğretmen iken, okulda ve ilçe merkezinde sol düşünceleri öğrencileriyle paylaştığı gerekçesiyle okul müdürünün ihbarıyla açığa alındı. 1975 yılında Artvin Lisesi'nde göreve başladı. Kısa zamanda öğrencilerinin çok sevdiği bir öğretmen olan Enver Karagöz, zamanla çalıştığı bölgede yediden yetmişe herkesin gönlünde taht kuran, sevilen ve saygı duyulan bir aydın oldu.
70'ler Türkiye emekçi halklarının mücadelesinde bir dönüm noktasıdır ve faşist baskı rejimine karşı başkaldırının zirveye ulaştığı yıllardır. Artvin de Türkiye'deki toplumsal mücadelenin gelişkin olduğu illerden biridir. Başka bir yaşamın filiz verdiği, birçok köylünün kolektif bir yaşam düşüncesiyle bir araya geldiği bu bölge, egemen sınıfların da dikkatini en fazla çeken yerlerden biri olmuştu. Tarihe "Şavşat katliamı" olarak geçen faşist saldırılar gibi bir dizi provokasyon sahneye konmaya başlamış, bölge, dönemin MC hükümetlerince adeta düşman bellenmişti.
***
Anti-faşist, anti-emperyalist mücadelenin Artvin'deki önde gelen isimlerinden olan Enver Karagöz, 1977'den itibaren egemen güçlerin kara listesine alındı. 1978'de onunla birlikte yaşamın bütün güzellikleri yanında güçlüklerini de paylaşan ve omuz omuza mücadelede birlikte olan, sevdiği kadınla, Işılay ile hayatını birleştirdi.
12 Eylül askeri darbesi Artvin'i adeta bir savaş alanına çevirdi. Uzun yıllar bölgedeki köylü çocuklarının okuyup öğretmen olarak yetiştiği Artvin Öğretmen Okulu işkence merkezine çevrildi. Onlarca insan işkencelerde ve köylerde kurşunlanarak öldürüldü. Enver Karagöz de bu dönemde gözaltına alınan binlerce insandan biriydi. Aylarca süren işkenceler sonucu çılgına dönen işkenceciler, konuşmamanın cezası olarak boğazından kaynar su boşalttılar. Tedavisi yapılmadan cezaevine gönderildi. Boğazındaki yaralar kansere dönüştü.
Türkiye'nin en büyük toplu davalarından bir olan 1700 kişilik Artvin Devrimci Yol davasının bir no'lu sanığıdır o. Hastalığına rağmen mahkemelerde kendisini, arkadaşlarını ve mücadelesini savundu. Direnişin, mücadelenin simgesi oldu. 1984'de nasıl olsa ölecek diye serbest bırakıldı. Hiç istememesine rağmen tedavisi için yurt dışına çıktı.
Bitmez tükenmez enerjisi, sarsılmaz azmi herkesi kucaklayan engin sevgisiyle bir bilge, koca bir yürekti. Sevgi dolu ağabeyimiz şimdi yok aramızda..."