1876-1935 Tatar asıllı fikir adamıdır. Ziya Gökalp ile beraber “türkçülük” akımının en önemli şahsiyetlerinden biri olmuştur. Fikri dillendirme açısından bakıldığında ise ilk sırada yer alır.
Osmanlı imparatorluğunun dağılma sürecinde mütefekkirler tarafından imparatorluğun nasıl kurtulacağına dair fikirler havada uçuşurken Yusuf akçura, makale şeklinde yazmış olduğu en önemli eseri olan “üç tarz-ı siyaset” adlı eseriyle bu fikirlere bir yenisini eklemiştir. “Ümmetçiliğin” ve “Osmanlıcılığın” değil, “türkçülüğün” ülkeyi kurtaracağına dair fikirlerini bu eserinde kısaca ve açıkça ifade etmiştir. Bu ifade ediş, Anadolu insanının milliyetçilik ile ilk buluşması ve sınavı olmuştur.
Yaymaya çalıştığı fikirlerden kaynaklı Osmanlı hükümetince 1899’da süresiz sürgün edilmiş 1899 ile 1903 yılları arasında Libya’da sürgün hayatı geçirerek yaşamıştır. 1903 sonrasında bir şekilde sürgünde olduğu libya’dan kaçarak rusya’ya yerleşmiştir. rusya türkleri ile irtibat halinde olan akçura, Müslümanlık ilkesi etrafında “rusya Müslümanları ittifakı” adında siyasi bir oluşum çerçevesinde insanları birleştirmeye çalışmıştır. Bu parti rusya’nın çeşitli karışıklıklar içinde olmasından kaynaklı rus yönetiminin bu tip faaliyetlere izin vermemesi sebebiyle dağılmıştır. Bu dönemde arananlar listesindeyken Kısa bir süre sonra osmanlı’da 2. Meşrutiyet ilan edilyordu. Bu fırsattan yararlanan akçura tası tarağı toplayıp istanbul’a gelmiştir.
İstanbul’a dönüşü ile beraber İstanbul üniversitesinde ders vermeye başlamış, kendi gibi düşünen bazı düşünürlerle beraber: Ahmet Mithat, Emrullah Efendi, Fuat Raif, Rıza Teyfik ve Ahmet Ferit Tek ile birlikte “türk derneği” adlı bir dernek kurmuştur. Bu dernek sonradan yerini “türk yurdu” derneğine bıraktı. Dernek siyasal ve kültürel faaliyetlerine son hızla devam ederken 1911 yılında “türk yurdu” dergisinin çıkartılmasına ön ayak olup uzun süre yöneticiliğini yapmıştır. “Türk yurdu” derneği de bir yıl sonra yerini “türk ocakları” adlı derneğe bırakmıştır. Türkçülük ve milliyetçilik adına önemli işler başaran akçura, atatürk’ü de derinden etkilemiştir, hatta milli mücadele dönemi bittikten sonra Atatürk ile beraber tarihi, fikri ve kültürel çalışmalarına devam etmiş; atatürk’ün teşvikiyle “türk tarih kurumunu” kurmakta büyük rol oynamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren yeni kurulan ülkenin hangi temeller üzerine kurulacağı, nasıl bir misyon ve vizyon üstleneceği noktasında önemli etkileri olmuştur.
Milliyetçilik akımı ile dağılan imparatorlukların yerine kurulan, ulus devletleri kuran ve kurduran başlıca sebebin insan psikolojisinin en törpülenmemiş hislerinden biri olan “ırk” kavramını yücelten, yükselişini ve varlığını içinde bulunulan an ile değerlendirmek yanlışlığına düşmemek lazım. En çaresiz anlarda, insanların kurtuluşu için zar zor su üstünde kalabilen ve ırkçılığı suya doymuş bir kütük gibi görmenin hiçbir mahsuru yoktur. Bunu yaparken de empatiden uzaklaşılmaması gerekir ki anti tezi savunanı anlayabilelim. İşte bu noktada son derece önemli bir iş başarmıştır Yusuf akçura.
Karizmatik adam vesselâm. bir o zamanın türk milliyetçilerine bakıyorum bir de şimdi türk milliyetçisi olduğunu iddia edenlere bakıyorum; Türk milliyetçiliği kimlere kalmış nerden nereye savrulmuş ve içeriği nasıl saptırılmış görüyorum.
Türk milliyetçiliğinin yusuf akçura gibi ekollerden devam etmesi dileğiyle.
Kendisi hakkında da ileride detaylı bir şeyler karalarız.
türkçülüğü demokratik türkçülük ve emperyalist türkçülük olmak üzere 2'ye ayırır. demokratik türkçülük her millete saygılı olan ve diğer milletlerle eşitlik gözeten, aydınlanmacı, kalkınmacı özelliğiyle ön plana çıkar ve diğer devletlerin üstüne emperyal hedefler belirlemez.
emperyalist türkçülüğü ise avrupa'daki nazi rejimlerine benzeyen, ırkçı, sömürgeci, zihniyettir. genç cumhuriyet döneminde yurtta sulh cihanda sulh dış politikasından, köy enstitüleri, halkevleri, beşer yıllık kalkınma planlarından da anlayacağımız üzere demokratik türkçülük ön plandayken, bugünkü yaşadığımız karanlık dönemde ikincisi ön plandadır.
niyazi berkes'in de dediği gibi unutulan adam. türk milliyetçiliğinin taşra sürümü mafyacı, gerici ülkücülükten çıkıp; tekrar kentli, ilerici, demokratik, cumhuriyetçi kuruluş ayarlarına dönmesi dileğiyle.