1. hakkında daha önce yazmışım bir şeyler. kulzos film topluluğu listesinden seçerek tekrar izledim.
    bu ay edebiyat uyarlamaları izlediğimiz için önce romana dair bilgi edinmeye çalıştım. okuduğum bir roman değildi. okuyacağım bir şey de değil.
    margaret mitchell romanı 1926 yılında yazmaya başlamış. amerikan iç savaşının bitiminden 50 yıl sonra. güneyli bir hanımefendi olan büyük annesinden dinlediği anılar birinci elden kaynak olmuş roman için. 1936 yılında basılmış. büyük bir aşkın hikayesi. yazıldığı dönem için öyle tabii. aşka dair o kadar çok şey yazıldı ve söylendi ki ilerleyen zamanda öykü artık öylesine bir aşk hikayesi seviyesine gelmiş. neyse roman aynı yıl pulitzer ödülüne layık görülmüş. 1939 yılında da filmi çekilmiş. büyük sansasyon.
    film alışıldık filmlerin ikisi kadar sürüyor. tam tamına 3 saat ve 58 dakika. dönemin sinema anlayışının bir özellliği mi yalnızca bu filme özgü bir durum mu emin değilim. film başlarken ekranda bir ouverture yazısı beliriyor bir manzara üstünde. müzik çalıyor. seyirci salonda yerini alana kadar geçecek zaman hesaplanarak başa konmuş. ayrıca filmin ortasında bir yerde aynı şekilde intermission yazısı beliriyor ve yine müzik çalıyor. bu da film arası boş kalmasın diye düşünülmüş.
    neyse gelelim hikayeye, sündüre sündüre 4 sezonluk yerli dizi çıkaracak bir aşk hikayesi var.
    iç savaşın başlangıcından hemen önceki günler. şımarık güneyli hanımefendiler, onlara kur yapan kibar beyefendiler var. görkemli bir hayat. bu görkemli hayatlar köle emeği üzerinden edinilmiş servetlerle sağlanıyor. bu hayat biçimi büyük bir özlemle anılarak anlatılıyor filmde. kölelerin esamisi yok. evde bir kahya, tarlada bir kahya başı görüyoruz. bunun dışında köleci toplumun gerçeklerine dair en ufak bir iz yok. özlenen bir tatlı hayat var. sonra iç savaş başlıyor. güneylilerin üç günde yankileri haklar döneriz aymazlığı günümüz savaş çığırtkanlarının aymaz, ham hayallerini hatırlattı bana. insanoğlu hiç değişmiyor.
    savaş her zaman ve her yerde savaş. asker sivil dinlemeden can alıyor. yıkım getiriyor. işte bu alt yapıda yaşanan bir aşk hikayesi film. aynı zamanda şımarık bir güneyli genç kızın savaş gerçeklerini yaşayarak hayatla yüzleşme ve hayatta kalma çabaları. her şeye rağmen halen izlenebilir. renkli, gösterişli, kostümlü, heyecanlı bir öyküsü ve iyi oyuncuları var.
    clark gable herkesin bildiği bir oyuncu zaten. hakkında kelam etmenin gereği yok. vivien leigh ingiliz asıllı bir oyuncu. 1913 yılında darjeeling'de doğmuş. varlıklı bir iş adamı olan babasının imkanlarıyla 6 yaşına kadar prenses gibi yaşamış. daha sonra kızının iyi bir eğitim almasını isteyen annesinin ısrarıyla ingiltere'de bir yatılı okula gönderilmiş. tiyatroya gönül vermiş. tiyatro ile birlikte aktör laurence olivier'e de gönül vermiş. 1939 yılında bir film çekimi için amerikada olan laurence olivier ile birlikte iken işbu filmin yönetmenleriyle tanışmış. scarlett o hara rolü için aday çok sayıda amerikalı oyuncunun arasından sıyrılarak rolü kapmış. oscar ödülünü de kapmış. film 1940 akademi ödüllerinden sekizini silip süpürmüş.
    filmde doğduğunu gördüğümüz bebek seksen yaşını doldurmuş. o kadar eski, fakat hala seyrediliyor. imdb puanı düşüş trendine girmiş olmakla birlikte hala 8.2.
    www.imdb.com/...
    #97794 laedri | 7 yıl önce
    0film, roman