1. 9
    ibb.co/...

    yukarıdaki spreyin yazılmaya başlanma anına şahitlik ettiğim, 20'li yaşlarımın en güzel dönemini barındıran direniş. eylem demek, bu direnişi küçük görmek gibi geliyor bana.

    haziran'ın ilk 3 haftasında izmir'de kordon'a ve basmane'deki akp ilçe başkanlığı'na akın akın gitti millet. kordon'da çadırlar kurularak taksim gezi parkı'ndakilere destek verilmeye çalışılmıştı. haziran'ın ortalarında ise, çevik kuvvet üzerimizden geçmişti adeta. 2 arkadaşımı berbat ünü isminden evla kantar karakolu'nun rutubeti adam öldüren nezaretinden çıkartmamı, eski itfaiye'nin çevresinde toplanan insanlara polisin düşmanmışçasına saldırmasını (behçet uz hastanesi'nin bahçesine bile onlarca gaz fişeği atılmasını), kıytırık bez maskem ve iki elimde tuttuğum talcidli karışımla "gözü yanan, nefes alamayan var mı?" diye bağıra bağıra insanların arasında gezmemi ve tüm heybetiyle çocukluğumdan çıkıp gelmiş kabuslarla eşdeğer olan tomaların hedef gözeterek insanlara portakal rengi bir karışım püskürterek derilerini yaktığını (portakal gazı söylentilerinin ilk ortaya çıktığı yer de izmir'di) unutamıyorum. unutamadığım daha çok anı ve görüntüler var. aşağıda bir özeti mevcut:

    cennetin düşüşü

    beni sokağa çıkaran temel şey polis şiddetiydi. zaten alışkın olma ile karşı çıkma arasında bir yerlerde olan benim neslim için elbette ki "olay ağaç değil, halâ anlamadın mı kardeş?" mottosu çok önemli. arkasındaki numarası bantlanmış kaskıyla birlikte orta yaşlı, emekli bir öğretmene kafa atan çevik kuvvetin, kordon'da sahilde sevgilisiyle oturup denizi seyreden gençleri saçlarından sürükleyerek sözüm ona aşayişi sağlayan polisciklerin, "höt, zöt"ten başka bir dilden anlamayan sivil polislerin gerçek yüzlerini görmek büyük şok yaratmıştı birçok direnişçide. ama gecenin köründe alsancak'taki bar kapılarını kırıp içeriye sığınmış olan insanların kalbine korku salma amaçlarını yerine getirmiş halk için emniyet, adalet için hizmet savunucuları hakkında, gözlerini bağnazlık ve "onlar da insan!" kör bakış açısı karartmış insanların gördüğü bir tek gariplik, polislere bakışı tamamen değiştirdi izmir'de: gece yarılarında ortaya salıverilen, eli sopalı, bıçaklı ak-itler ve onları hilal taktiğiyle korumaya and içmiş çevik kuvvet.

    izmir'den başka bir yerde bu cehennem zebanilerinin ortaya çıktığını duymadım ben (tek tük değil, grup olarak ve düzenli olarak her gün sokağa salıverilmelerinden bahsediyorum). saat gece 12'yi geçtikten sonra, bu eli sopalılar alsancak'ın karanlık sokaklarına gruplar haline salınıyor, zaten polis şiddetinden dolayı zor nefes alan, korkmuş direnişçileri avlıyorlardı. ben bu zebanileri tek tük de olsa yakalamayı başaranlardanım. sadece onları yakalamak için küçük gruplar kurulmuştu direnişçiler arasında. tek amaçları da, gece ortaya çıkan bu ak-itleri bulmaktı. birkaç gece onlara katılmıştım. yakalanan birinin akp konak ilçe teşkilatında olduğunu söylemesini, kendilerine "şuraya, şu saatte, gruplar halinde gidin" diyenlerin teşkilatın "abi"leri olduğunu ve polis telsizlerine erişimlerinin olduğunu anlatmasını hatırlıyorum. sonraki günlerde de, bu zebanilerin yakalandıkları yerde eşek sudan gelinceye kadar dövülüp çöp tenekelerine atıldıklarını duydum sık sık. bu anlatılanlar, şehir efsanesi de olabilir çünkü bu zebanileri grup halinde değil de, tek tek bulabilmek çok zordu. polisten kaçarken alsancak'ın ara sokaklarına daldığınız anda, bir diğer korku unsuru bu kalabalık gruplar halinde gezen zebaniler oluyordu. bornova sokakı'ndaki travestilerin civarına pek yaklaşamadıkları için en güvenilir bölge bu civardı. oradaki travestilerin yüzlerce insanı hem polis hem de zebani şiddetinden koruyup kurtardıklarını da birçoğumuz unuttu.

    gezi direnişi çocuğu olan anne kedime baktığım her gün, direniş zamanında öldürülenlerin ve şiddete maruz bırakılanların hikayelerini görüyorum. lobna allamii gibi birçok insanın hayatı kökünden değişti (en az bir uzvunu kaybedenler, travma geçirip çocukluklarına geri dönenler, polisi kafasında oturttuğu yerin gerçeklikle taban tabana zıt olduğunu görüp sinir krizi geçirenler), birçok insan da hunharca öldürüldü (bkz: ali ismail korkmaz). hatta, direnişle hiçbir alakası olmayan hakan barış yaman gibi insanlar, sadece yanlış zamanda yanlış yerde oldukları için bile isteye sakat bırakıldı. bütün bu insanları sadece 5 yıl aradan sonra unutmak, benim adıma büyük bir ikiyüzlülük olur.

    5 yıl geçti. ben halâ her gün kordon'dan basmane'ye yürürken gündoğdu marşı'nı mırıldandığımı, direnişin izmir ayağı için ilk günlerde gündoğdu meydanı'nda gezi'de kaybedilenlerin isimlerinin yüksek sesle okunmasının ardından "burada!" diye haykırılmasını ve basmane'deki o hengamenin içinde ne yapacağını bilmez bir halde insanların ayağına dolanan sokak köpeğinin gözlerine talcidli karışım sıkılıp güvenli bir yere ulaşmasının sağlanmaya çalışıldığını unutmayacağım. lütfen siz de, en azından o günleri hatırlamayı ve anmayı unutmayın.

    ben, gezi parkı'nda kanat çırpan kelebeğin kızılay'da yarattığı fırtınayı istiyorum
    #94118 lake of the hell | 1 yıl önce
     
  2. tümünü göster