1. 11
    kariyerinde daha önce hiçbir film yönetmemiş avusturyalı francis lawrence'ın ilk tecrübesi olan (daha önce hep klip yönetmiş adam yahu), keanu reeves'in oyunculuk harici gıcık olan karakterinin zar zor ikna edilerek başrol oynatılabildiği, 2005 yapımı nefis film. sanırım çizgi romanı* ile bu kadar uyumsuz ve farklı olup da, bu kadar sevilmiş başka bir çizgi roman uyarlaması karakter yoktur (cümleyi yazdım ve biraz düşündüm. gene de bulamadım).

    hem biraz gereksiz ama eğlenceli bilgiler* vereyim istedim hem de spawn'ın üzerine constantine izlememin gazını atayım dedim. birkaç gün geçti, iki filmi de bilmem kaçıncı kez izledim ama hissettiklerim bir gram olsun azalmıyor. bu iki filmin de özellikle çizgi roman hayranları tarafından itin götüne sokulduğunu da belirteyim.

    constantine bizim ülkede 2005 mart'ında gösterime girdiğinde, koşa koşa salona gitmiştik arkadaşlarla. o zamanlar, birkaç yıldır içtiğim sigarayı o zamanki hatun istedi diye bırakmıştım kısa süre önce. filmden sonra yaptığım ilk iş, köşedeki büfeye gidip paket satın almak, aynı sevgili john* gibi tek elimde tuttuğum paketi götünden ağzına doğru kaktıra kaktıra bir sigara çıkarıp yakmak ve ciğerlerimi mahvede mahvede o sigarayı yercesine içmek olmuştu. ayrıca constantine'in alkol düşkünlüğü (genellikle viski tabii) de bir süreliğine beni viskiye gömmüştü. bu yazdıklarımdan "bütün kötülüklerin babasısın constantine" anlamı çıkmasın tabii. gene de genç yaşta fena etkilemişti beni film.

    filmde doğru düzgün çekim hatası olmaması (sadece hata arayarak izlerseniz, bulursunuz elbette), çekimlerin ve sonraki efektlerin üzerine oldukça düşülmesi, reeves ve rachel weisz arasındaki mükemmel uyum, reeves'in çizgi romandaki constantine'e hiç benzememesine rağmen, nefis bir portre çizmesi sebebiyle eleştirilememesi (tabii lan!), filmin yazılı senaryosunun film çekilirken dahi küçük küçük değiştirilmesinin filmin genelini anlamsızlaştırmaması (aşağıda anlatacağım bunları), lawrence'ın çömez bir yönetmen olmasının büyük bir risk taşıması gerekirken, egosuz bir insan olması ve yeni fikirlere tamamen açık bir yönetmen olması sebebiyle filmi "sıradan" olabilecek bir noktadan "ortalama üstü"ne çıkarması ve tabii ki ikinci film ile ilgili söylentilerin, henüz filmin galası yeni bitmişken konuşulmaya başlanması gibi müthiş ayrıntılar var. elimden geldiğince parmaklarımdan bal damlatarak yazmaya çalışacağım. sıkılırsanız siktir edin, okumayın, geçin başka girdileri okuyun.

    - filmdeki çekim hatalarının çıplak gözle ve anlık olarak görülebilir bir seviyenin altında olması: bu bir başarı. içinde kullanılan cgi ile maliyeti 100 milyon dolara çıkmış bir filmden bahsederken (yılın 2005 olduğunu da unutmayın), cgi'ın yer yer amatörlük bataklığına saplanması başa çıkılabilecek bir risk olmayabilir. lawrence'ın, filmin çekimleri bittikten sonra cgi eklentilerini aşama aşama, bizzat kontrol etmesi bu başarının temel nedeni. adam çömez ama işine bağlı ve zeki.

    - çekimlerin ve efektlerin üzerine düşülmesi: bu durum, lawrence'ın biraz da takıntılı bir yönetmen olmasıyla alakalı. efektleri her aşamasında kontrol ettiğini yazmıştım. çekimlerde de içine sinmeyen sahnelerin hepsini baştan sona tekrarlatabilen bir yönetmen kendisi. bunun yanı sıra, çekimlerde reeves'in gönlünü hoş tutabilmesi de önemli.

    -reeves ve weisz arasındaki uyum: weisz'ı ben hiçbir zaman en güzel aktrislerden biri olarak görmedim. reeves'in ise ne biçim bi' abi olduğunu biliyoruz. ikisi arasındaki uyum, sadece oyunculuk açısından değil, ten uyumu da denilen, romantizmin biraz arttığı sahnelerde de bulunması gerekiyordu. küvet sahnesinden hemen önceki çekim oldukça başarılı mesela. arabanın içindeki veya film bittikten sonra akan yazılardan* sonraki, filmin sadece extended halinde bulunan sahnelerdeki uyumları da müthiş. weisz'ın oyunculuğunu da beğenmeyen biri olarak, weisz'tan başka bir oyuncuyla (carrie-anne moss hariç tabii) constantine'in bu kadar başarılı olabileceğini düşünmüyorum.

    - reeves'in çizgi romandaki constantine'e hiç benzememesi: ingiliz, sarı ve kısa saçlı, reeves'e göre oldukça kısa ve aksanlı konuşan biri olan çizgi roman karakterine hiç benzemeyen reeves seçiminin yapılmasını isteyen kişi gene lawrence. filmin imdb'deki trivasına göre de, reeves role seçildikten sonra, senaristler (başta frank cappello olmak üzere) ingiliz olarak kalabileceğini söylemişler yapımcılara. bu fikir tepki göremeyince, amerikalı yapmışlar. çok riskli bir durumdu bu ama çizgi roman hayranları bile reeves'in constantine'liğine laf edemedi.

    - senaryonun film çekilirken değiştirilmesi ve bunun filmi o kadar da etkilememesi: şu ana kadarki çizgi roman uyarlamaları arasında halâ en iyisi olduğunu düşündüğüm filmdeki cehennem tasvirinde, senaryo ve çekim arasında büyük farklılıklar var mesela. yazılı haliyle cehennem, "zemini yağla kaplı simsiyah bir boşluk" olarak düşünülürken, filmdeki hali ne kadar farklı olmuş, di' mi? gene yazılı haliyle, peder hennessy'nin hayatını kaybetme şekli de oldukça farklı olacaktı (spoiler'ı abartmayayım, filmin imdb sayfasındaki triviasından okuyabilirsiniz. belki aşağıda yazabilirim) (girdi sonrası edit: yazdım).

    - ikinci film: lawrence'in bu filmin yönetmenliğini üstlenmesinden sonra, yapımcılar filmin seri halinde düşünülmediğini açıklamışlardı. galası norveç'te tam 666 kişinin davetli olduğu bir salonda yapılan film, o kadar beğenilmiş ki; film sonunda lawrence'a ikinci film ile ilgili gırla soru sorulmuş. sonradan reeves'e de sorulmuş bu sorular ama paşam filmden hemen sonra yaptığı açıklamada "böyle bir şeyin içinde olmayacağını, filmi de pek beğenmediğini" söylemiş. yıllar sonra fikrini değiştirmiş reeves ama iş işten geçmiş tabii.

    gereksiz gibi görünen ama eğlenceli bilgiler de vereyim. bundan sonrası ciddi spoiler tehlikesi taşıyacaktır. spoiler şeysinin içine alayım bari. siz de ona göre okuyun lütfen.

    -- spoiler --


    - genel olarak hristiyanlıkla ilgili güzel iğnelemeleri var filmin. mammon'un, babası şeytan'ın tahtını ele geçirmesi için gereken kader mızrağı'nın* bi' eleman tarafından los angeles'a getirildiği sahnelerde, arka fondaki reklam panolarının birinde "got faith?" yazısı vardı dev gibi.

    - şeytan'ın dünya'ya inmesine sebep olan constantine'in bileklerini kestiği sahnede, kol saati 05:19'da durur. onca olay olup saat tekrar çalışmaya başladığında ise, saat 05:20'dir. zamanın durduğuyla ilgili oldukça açık ayrıntılar var zaten ama bu da güzel bir ayrıntıydı.

    - filmin sonlarına doğru constantine'i yere yatırıp ona insanların tanrı'ya nasıl tapmaları gerektiği hakkında nutuk atan cebrail'in sağ bileğinde hastalara takılan şeritlerden var. bolca var hatta ama sadece 2 tanesinde yazı yazıyor. bunlar "sorrow" ve " passion". zaten cebrail'in constantine'e attığı nutuğun temeli de, insanların yeterince acı çekmedikleri ve yeterince tutkulu bir şekilde tanrı'ya yalvarmadıkları üzerineydi.

    - filmde yer alıp çizgi romanda yer almayan çok karakter var ama bunlardan en garibi peder hennessy olmuş. çünkü kendisi çizgi romandaki üç karakterin özellikleri birleştirilerek oluşturulmuş: nige archer, rick the vic ve header.

    - weisz'in canlandırdığı angela dodson'ın ikizi isabel rolünde -benim de yanlış tahmin ettiğim üzere- weisz'e benzeyen bir aktris değil, heykel gibi bir şey yapmışlar ve onu kullanmışlar. canlı gibi gelmişti bana ama değilmiş.

    - gene yazılı senaryonun film çekilirken değişmesiyle ilgili güzel bir ayrıntı var sırada: peder hennessy yazılı senaryoda fazla yemekten dolayı ölüyormuş. bu şekliyle çizgi romandaki bir karakterin ölümüne benzetmişler ama filmde alkol komasına girerek ölmüştü, hatırlarsınız.

    - bu biraz tırışkadan ama yazayım: constantine bileklerini keserken sol bileğinden başlıyor ve şeytan dünya'ya inip "ödül"üne uzanırken de sol eliyle uzanıyormuş. herhangi bir şeyin sol tarafı kötücül olarak görülür ya hani, bunu da kullanmışlar.

    - filmin kesilen sahneleri çok fazla olmamasına rağmen (yaklaşık 15 dakika kadar), filmde yer alan bir karakter komple yok edilmiş: ellie. constantine'in seviştiği (sevgili deği) succubus olarak, papa midnite'ın barında constantine'le konuşan kişi olarak ve filmin sonlarına doğru hastanedeki minionların constantine tarafından bir güzel katledilmesi sahnelerinde ellie varmış ama lawrence üzülerek bu sahneleri kesmek zorunda kalmış. sebeplerden bazıları; filmin hızını düşüren sahneler olmalar ve ellie'nin görünmesinin constantine'in yalnız olarak resmedilmesine gölge düşürmesi. ellie'yi canlandıran michelle monaghan'ı ise, sadece, hastenede minionların katliam sahnesinde "holy water!" dediği zaman görebiliyoruz.

    - constantine film boyunca 13 adet sigara içmiş. uğursuz sayıya gönderme olarak görmek mümkün.

    - constantine'in içtiği sigaranın çin'de satılan bir sigara markası olduğu ayyuka çıkmıştı, hatırlıyorum ben de bu söylentileri. ama bu doğru değilmiş. sigara paketi filme özel tasarlanmış. satışı olan herhangi bir marka değilmiş.

    - kesilen sahnelerin biri oldukça güzel: angela, isabel'in hastane çatısından atladığı kamera kayıtlarını bilgisayarında izler ve "constantine" fısıltısını duyar. polis arşivine girip bu ismi aradığında da john constantine'in sabıkasına erişir. constantine'in 1966 doğumlu, yaklaşık 80 kilo (180 pound), yaklaşık 1,85 cm (6 feet, 1 inches; 6-1), siyah saçlı, kahverengi gözlü, bekar ve amerikan vatandaşı olduğu yazılı belgenin çıktısını yazıcıdan çıkarır.

    - bu bizimle ilgili: yazılı senaryonun ilk sahnesinin istanbul'da geçmesi planlanıyormuş ama sahne bütçe yetersizliği nedeniyle istanbul'da çekilememiş.

    - geçtiğimiz yıl içinde bir röportaj veren peter stormare, filmdeki şeytan kostümünün kendi fikri olduğunu söylemiş. yapımcıların "biraz daha deri ekleyelim, biraz daha zincirli olsun" dediğini de açıklamış. ayrıca stormare'ın şeytan rolü çin değil, balthazar rolü için ilk aday olduğu bilgisi de var. iyi ki olmamış.

    - john constantine rolü için ilk adaylar mel gibson ve kevin spacey'miş.

    - ilk sahnelerde, constantine'in, içinden asker demon çıkarttığı kızın "papatayin natin sila!" sözü vardı. bu aslında filipin dilinde "hepinizi öldüreceğiz!" anlamına geliyormuş.

    - bu çok acayip: aslında filmi hindistan doğumlu yönetmen tarsem singh yönetecek ve başrole de nicolas cage'i koyacakmış. singh, cage ile bu filmin çekilemeyeceğini söylemiş ve diğer adaylara yönelmiş yapımcılar. zamanla singh de, cage de işi bırakınca lawrence ve reeves'e gelmiş sıra. açıkçası, biraz da şans olmuş.

    - filmi sinemada izleyenlerin en merak ettiği soruların başında gelen, constantine'in sağ ve sol kolunda, dirseklerine kadar gelen ve birleştirdiğinde ilahi varlıklarla temasa geçebildiği büyüler, "filozofların sülfürü" de denilen "kızıl kral" sembolüymüş. simyayla ilgilenenlere araştırmaları için şunları bırakayım: (bkz: perfect red king), (bkz: the sulfur of the philosophers).

    - filmin adı hellblazer olacakmış (evet, çizgi romana o kadar uymamasına rağmen, adını çizgi romandan alacakmış) ama hemen hemen aynı zamanlarda gösterime girecek olan hellboy'la gişede karışıklığa sebep olabileceğini düşünen yapımcılar, filmin adını constantine olarak belirlemişler.

    - bu da son olsun, çok uzattım: filmin en güzel ayrıntılarından biri olan cehennem tasviri, bilgisayar efektleri eklenmeden önce, nükleer testler yapılmış bir arazinin fotoğrafıymış.


    -- spoiler --


    2005'e göre nefis bir film bu. hellblazer uyarlaması olarak hayranlarının akıllarını karıştırsa da, gene de geçer notu alması gerekiyor. yukarıdaki spoiler'ın içine sıkışmasına gönlüm razı olmadı, şunu da yazmak istedim: yönetmen lawrence'ın, filmin dvd'sinde kesilmiş sahnelerin üzerine konuşarak bu sahneleri yorumladığı yaklaşık 18 dakikalık bir videosu var. filmi izledikten sonra, bu videoyu da izlemenizi şiddetle öneririm. onu da aşağıya bırakayım:

    deleted scenes from constantine (francis lawrence talking)

    filmin mottosu: "you see them, they see you"

    edit: imla hatalarını düzelttim.
    #76788 lake of the hell | 2 yıl önce (  2 yıl önce)
     
  2. tümünü göster