ahmet inam

  1. 1
    2003 yılından bu yana odtü felsefe bölüm başkanlığı yapan yazar-düşünür-felsefe öğretmeni. ahmet inam'ın makaleleriyle ilk tanışmam s'imge dergisi aracılığıyla olmuştur. o günden bu yana onun adıyla nerede karşılaşsam, sanki uzun yıllardır görülmemiş çok yakın bir arkadaşla karşılaşmış gibi olurum, onunla birlikte bir yaşama sevgisi gelir, hayata dair, insana dair bir ışık bırakıp gider karanlığa sonra. karanlık bir çağda, karanlık bir ülkede istisnasız aydın olabilen ender insanlardandır. yazdığı makalelerde yaptığı eleştirilerde makalelerinin sonuna doğru, kendisinin de yazısında eleştirdiği insanlardan biri olduğunu söylemeden bitirmez yazısını. iyi ki var bir güzel öğretmendir. kalenderdir. rinddir.


    ******


    "feci şekilde kokuşmuş bir şeyler var. şimdi tabi bu lafı 1500 sene önce platon da söylüyormuş, 500 sene önce hamlet de söylüyordu, otuz yıldır da ben söylüyorum. hayatımız kokuşuyor, güzel bir söz değil ama böyle. insanların seyrettiği televizyon dizileri kötü, okuduğu kitaplar kötü, ama benim şikayetim bunların kötü olduğunu söyleyen insanlardan. sürekli şikayet edene entel diyoruz. ne kadar çok şikayet ederseniz o kadar entelektüel oluyorsunuz. oysa entelektüel mutlu bir adamdır, burada mutlu demek memnun anlamında değil. mutludur, yaşanan çirkinlikleri görür fakat bunları kabul etmez. çirkinlikleri nasıl düzeltebileceğini düşünür, yolunu yordamını bulur. kokuşmuşluk, önce kendimizle olan ilişkimizde başlıyor. kendimizi çok fazla değerli gördüğümüzü sanmıyorum. işin beteri kendimizi adam yerine de koymuyoruz. yemek yemiyor artık çağımız insanı. tıkınıyor. yemeğin tıkınmaya döndüğü, sevişmenin düzüşmeye döndüğü bir çağda yaşıyoruz. bütün bunlar yozlaşmış bir hayatı gösteriyor, çünkü ortada zevk yok. zevkin hançerlendiği bir yaşam var."


    ******


    "bilge, hayatın bütün hazlarının ardından koşar ama o hazların hiçbirinin dangalağı olmaz. serserilerle konuşur, berduşlarla arkadaşlık eder, bir sürü dedikodunun farkındadır, magazinleri izler ama bulaşmaz. günde on beş dakika televizyon izler ama sonra genellikle evleri iki katlı olduğundan yukarı çıkar, mevlana'yı farsça'sından okur, yatmadan önce iki bardak şarap içer.

    bilge adamda hem sokakta süren hayatı yaşayabilme yeteneği ve gücü vardır, hem de o hayatın dışına çıkabilme cesareti. yani bilge insan hayatın içindedir. leman'ı, penguen'i okuduğu zaman esprileri anlar, mel mel bakmaz. yani ben bilgeyim, bu adamlar ne biçim espri yapıyor, çok ayıp demez. son çıkan küfürleri bilir. yeni küfürler üretir. yaşamdan tat almayı bilir ama bunu hiçbir zaman ayağa düşürmez. ayağıyla yaşadığı yaşamı yukarı çeker. o küfür ettiği zaman, küfür onda besmele gibi bir şey olur.

    bizde bilge; 'yerinden kalkmaz, ak sakallı, yemek yemez, çişi gelmez biri' olarak bilinir. oysa bilge dediğin doğal gaz kuyruğuna girer, sırasını kapan olursa kavga eder, gerekirse karakolluk olur."


    ******


    "yalnız kaldığım zaman, genellikle gece ikiyle dört arasında mutlu olurum. televizyonu açarım ama seyretmem. sesini dinlerim, duvarlara bakıp öyle düşünürüm, belki yazasım gelir bir şeyler karalarım. uykum gelince, 'bu dünya düzelmez arkadaş' deyip yatarım. 'bugün de kurtaramadık dünyayı ne yapalım' derim!

    hesabi duruş, mutluluğu öldüren şeydir. örneğin nietzsche, hayatı boyunca bunu anlattı. ama nietzsche'yi okuyup karamsar olan adamlar var, onlara sopayla girişmek istiyorum bazen. adam demiş ki, ben bir enerji kaynağıyım. benim insan gibi insan olabilmem, içimdekilerin olabildiğince bastırılmadan ortaya çıkabilmesidir. oysa yaşam buna izin vermiyor, birbirimizi maskelemek zorunda kalıyoruz. gerçi freud medeniyetin temelinin bu olduğunu söylemiş.

    biz de içimizdeki hayvanlığı bastıracağız diye, içimizdeki insanlığı da bastırmışız. hâlâ içimizdeki erotik enerjiyle ilişkimizde sakatlık var. erotik yanımız ortaya çıktıktan sonra ayıp bir şey yaptığımızı düşünüyoruz. onun için vatan millet sakarya, ilim aşkı, sanki hiç eros yokmuş gibi davranıyoruz, dava adamı kalıbına sığınıyoruz.

    işte bütün bu kalıpların dışında felsefe; çözüm arayanların değil, soru soranların yeridir, şeytanla muhabbettir. ne zaman ki şeytan sizi alt eder, o zaman insan olduğunuzu anlarsınız."


    ******


    "insan kendini güvence altına almaya çalıştığı anda hesap yapıp, kendi kendini tüketmeye başlıyor. bunu ikili insan ilişkilerinde de görüyorsunuz. dostlukların ve aşkın yaşanamamasının ardında da böyle küçük hesaplar yatıyor.

    'yoldan çıkmışlar, çıktıkları için çoktan varmışlar' diyorsunuz. yola çıkmak için günlerce hazırlanamayanlara, ya yoldan çıkarsam korkusuyla yolculuk yapamayanlara ne diyeceksiniz?"


    ******


    "mutsuzluk, yaşama beceriksizliğidir"
    "mutluluk 'hazır olma' durumudur"


    (bkz: mutsuzluk ahlaksızlıktır)
    (bkz: bir ağıt olarak insan)
    (bkz: düşman olarak aydın)
    (bkz: hıyarlar devrim yapamaz)
    #6740 krizalit kristalin | 2 yıl önce - düzeltme: 1 ay önce