deplasman istatistiği berbat olmasına rağmen, müthiş izmir performansıyla ligi ilk 4'te bitirmeye en yakın takımlardan biri olmaya devam eden izmir'in gururu.
dünkü fener maçı moral bozdu tabii ama ben aylardır "yoldaş" stanimir stoilov'un deplasman karnesini değiştirmek için hiçbir şey yapmadığını ve yapmak istemediğini de yazıp çizmiştim. yoldaş kendi yarattığı futbolcuları sahada tutmaktan ve takımı önde pres yaptırmaktan başka bir taktiğe karışmıyor. bu kadro geçen sezon da duran top savunmasında ligin en kötüleri arasındaydı. kornerlerde sadece 2 oyuncuyla adam adama savunma yaptırıp takımın geri kalanını ip gibi 6 pas çizgisine dizmekle savunma yapılmıyor işte. başakşehir bize 4 gol atarken, 2'sini kornerden, doğrudan aynı bölgeye açılan ortayla, aynı oyuncuyu adam adama tutmayıp bomboş bırakarak yedik. takımın en zayıf karnı duran top savunması ve bu en az 40 maçtır falan devam ediyor. bunun dışında, bu takım yoldaş'ın artık söyleye söyleye bıktırdığı haliyle "genç takım" olma özelliğine tamamen zıt olarak ikinci yarı başlarında oyundan düşüyor. bu durum, takım önde de olsa, geride de olsa değişmiyor. orta saha savunmasında her şeyi yapmak zorunda olan anthony dennis çok ham bir oyuncu. 5 yıl daha en yüksek seviyesine çıkabilmek için kendisini yırtmak zorunda. bazı özellikleri bu ülke için fazlasıyla yetiyor: adam savunması, pozisyon takibi, bu sezon başından beri öğrenmeye başladığı şekliyle uzun ve isabetli ara pas atabilme, torso denilen üst vücut kütlesinin omuz omuza mücadelelerdeki başarısı. bunlardan başka hiçbir özelliği menajerlik tabiriyle 20 üzerinden 10'u geçmez. orta sahanın göbeğinin ana arteri dennis. oyundan düşmelerin de başladığı dakikalarda, dennis oyun konsantrasyonunu yitirdiğinde kenardan ya da sahadaki kaptanından veya tecrübeli isimlerden talimat bekliyor. bu olmayınca da göbeği kaybediyoruz, heliton'un ya da stoperlerden herhangi birinin (ki bu çoğunlukla berbat bir oyuncu olan malcom bokele'nin) sıçmasıyla da skor dezavantajı yükleniyoruz. fener maçında da benzer işler oldu. 2 kanat değişikliğiyle içimizden geçeceği henüz maçın 11'leri belli olduğunda ortada olan bir maçta, devre arasından rakip aynen de bu beklenen değişikliklerde başlamışken 80. dakikaya kadar sahadaki "gençlerini" kimsesiz bırakırsan, rakip içinden geçmiş gibi göründüğünde ağlamayacaksın. "kısmetsizdik, rakip şanslıydı, 10 dakikada maçı bitirdiler" gibi bahanelere herkes gülüyor. ilk yarıda rakibine sadece 0,17 xg vermişsin (ki bu genellikle 3-0, 4-0 bitmiş maçlarda yenilen takımın maç boyu yakaladığı xg olur), bunu maçın geneline yaymayıp yenilmişsin. hatayı kendinde ara.
berbat hakemlerin yönettiği, var'da 1 ay öncesine kadar özgür yankaya gibi saçma sapan insanlara görev verilen, orta hakemlerin gördüğünü değil, kimi baskı altına alarak maçtan koparmayı sürekli düşünerek düdük çaldığı bir ligte, henüz 15 maçtan fazla maç kalmışken, ilk 4 kovalamak halen güzel. gene de, ilk yarıda yarı sahasından bile çıkamamış, hakem kararları kendisini ilk yarıda 1-0 mağlup kalmaya fixlemiş, farkın artmasını engellemiş, rakibe baskıyı 12. adam olarak sahada çaldığı saçma sapan faullerle belirleyeceğinin sinyalini maçın ilk dakikasında veren bir hakemin yönettiği maçın deplasman için "kazanılamaz" kategorisinde olduğunu bu ülkede futbol takip eden herkes bilir. kahpe bizans'ın coğrafyayla değil; kayırılmayla, korunmayla, saçma sapan lokal pr'la, dönek ve ahlaksız medya baskısıyla, vergi borçlarının silinmesiyle (ama eskişehir'in 3 oyuncuya maaş ödemeyediği için küme düşürülmesiyle), birbirlerine "lobi, yapı" diye diye "ben daha çok yiyeceğim, sen daha az nemalanacaksın" kötülüğü pompalamayla, adaletsizlikle, görünen köyün artık kaf dağı'nda bir yerleşim olmasıyla ilgili olduğunu da biliyorlar eşek gibi ama söyleyen olduğunda laf etmeyi de kendilerine yakıştırıyorlar. maçın "kolsuz"una sadece 2 gol atabildiğimiz için ve ilk yarıda yok olan, ikinci yarıda da 55-70 dakikaları arasında sürekli küfretmekten başka bir bok bilmeyen rezil bizans taraftarının yüzünü eğemediğimiz için mutsuzum. geri kalanı için canı sağ olsun bu takımın, bu semtin. bizim puan durumuyla işimiz yok, tek hayalimiz göztepe'nin adının yüceltilmesi. gerisi fasa fiso, sizin düşünmekten orgazm olduğunuz küçük ve mide bulandırıcı oyunlar işte. maçın hakemini daha önce başlığını açıp yazmıştım. keşke maçtan önce de yazdıklarımı okusaymışım: (bkz: atilla karaoğlan)