üniversite yıllarımda henüz şu andan çok daha toy bir gençken -evet hala toyum, bu süreç bitmez-
bu filmi izlediğimde kendi kendime düşünmüş ve "sen ne yapıyorsun ya?" sorusunu sormuştum.
insanlar ölüyorlar, ölüyorlar insanlar ve ben hiçbir şeyi umursamadan sadece kendime harcıyorum varımı yoğumu.
sen ne yapıyorsun dedim kendime.
yine aynı dönemde auschwitz nazi kampını görme fırsatı yakaladım.
yine sordum kendime ancak bu defa daha serttim. "sen dedim, ne yapıyorsun ulan?" dedim kendime.
milliyetçilikte aşırılıkçı düşünceleri olan bir insan,
küçücük çocukların yakılmadan önce çıkartılan kıyafetleri ve yürümeye yardımcı değneklerini gördükten sonra koskocaman bir hümaniste evirmişti.
canım o kadar yanmıştı ki anlatamam.
hiçbir zaman gözlerinden ağlayabilen bir adam olmadım ben.
ama içim ıslanmıştı, kalbime doğru biraz.
çıkıştım biraz kendime işte. insan olmanın ne demek olduğunu bu iki meseleye kendimi verdiğimde anladım.
artık şu soundtrack her dinleyişimde canımı yakmakta ve o kırmızı elbiseli kızı bana hatırlatmakta, o kız bana insan olduğumu hatırlatmakta:
www.youtube.com/... bu keman sesinde çocuk ağlamalarını duyuyorum artık.
sanki bu arşe, gönlüme değiyor arkadaşlar.
bu çıkan ses. bu çıkan ses beni hüzünlendiriyor, ama belli etmiyorum.
çünkü ben de üzülürsem bu insanlar kime, neye dayanacaklar?
bencil olmamak adıma kendimi öldürmeyi seçtim ben.
birileri yakmalı kendini.
"sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?"
sen, ne yapıyorsun sorusunu sormak, insanın kendisine insan olduğunu hatırlatması güzel meziyet vesselam.
ancak bu, çok can yakıyor bazen.
ama geçiyor.