1. 1
    mark hodder efendinin 2010 senesinde yayımladığı romandır. burton ve swinburne seriisi olarak geçiyormuş. Hep internetten öğrendim valla.
    Yaylı bacak jack olarak türkçe'ye çevrilmiş. 6.45 çevirmiş ki çok güzel vasat bir çeviri olmuş.
    Yarı ingilizce yarı türkçe kelimeler komik olmuş. Olm ya ingilizce yazın ya türkçe yazın bu ne?
    Evet sir diye cümle de var evet sör diye cümle de var. Burton'un ünvanı sir olduğu için sir diyor diyorum. E bu karakter onun burton olduğunu, sir olduğunu bilmiyor ki? SOnra bakıyorsun başka karakterlere efendim anlamında sir diyecek, e ona da sir diyor. Bu ne olm? Hayır oku geç diyorsunuz da takılıyor işte göze, rahatsız ediyor. Ki bununla da bitmiyor!
    yaşlı carter lambaları yak diye isim mi olur olm? Bunu çevirmeyin işte. Neydi yeni york dörtyolu mu öyle bir de yer tarifi vardı. Heyallam ya Editörünüz mü yok?
    Kitabın yarısına kadar neredeyse yazım hatası yok gibi fakat yarısından sonra tashih çıkaracak muhteremin içi nasıl bulanmışsa artık bu kadar yazım hatası, cümle bozukluğu filan almış yürümüş.
    Mafolmuş kitab ya. Utanmamışlar mı?

    Giydirmek tamam, gelelim kitaba.

    Şimdi kitap 1800lerde geçen bir hikaye. İngiltere'de geçiyor. Yarabbim bunlara nasıl bir nalet verdiyse toplum ikiye ayrılmış. Öjenistlerlen teknologlar bir olmuş garibim libertinlere fili fili yapıyorlar. Dil filan çıkarıyorlar, oh canıma deysin diyorlar.
    Sir ünvanı alan burton isimli bir mübarek zat, coğrafi keşifler filan yapıyor, efendime söyliyim nil nehrinin kaynağını bulmaya filan çalışıyor. Keşiflere gidip gidip dönüp mübarek bilimadamları toplantılarında bu konuları tartışıp bi karara bağlayıp yayınlıyorlar filan.
    Yine bi gün berberi'de nil'in kaynağını arayacaklar. Gruba yerlilerden bi saldırı oluyor. Burton canımızı mı alacaksınız lan diye ortalığa atlarken, burtonun yoldaşı ve arkadaşı john speke bi madik atıyor.
    Burton da bi güzel dayağı diyor orda. Ağzını filan kırıyorlar hep.
    sonra olaylar olaylar derken sen speke koşup git londraya, de ki kaynağı buldum ben. Londra da bunları bekliyor zaten. Gelsinler bir tartışma düzeni kuralım, kim bulmuş kim bulmamış yoksa ikisi de haksız mı bi karar verelim diyorlar.
    tartışmanın olacağı günde başlıyor roman. Burton dahil herkes speke'nin gelmesini bekliyorken, speke'nin haberi geliyor ki vurmuş kendini.
    Artık kendini mi vurmuş yoksa günahı boynuna burton mu suikast düzenlemiş bilinmiyor. Tartışma iptal ediliyor. Gözleri burtona çevriliyor.
    Burton'cuğum da hemen speke'nin peşine koşuyor fakat bakıyorlar ki speke'yi götürmüşler.
    Hikaye burada başlıyor, okuyun konuşuruz.

    Şimdi sıpoylırlar;


    -- spoiler --


    Zaman ve durum bakımından, yazarın tarif ettiği makinalar çok güzel. Tatlışlı. Ve o kadar güzel tarif ediyor ki, o zamanda bu makinaların yapılabileceğine inanıyorsunuz.
    Bir yandan hikaye ilerlerken bir yandan teknolojinin de ilerlediğini hissettiriyor size. Üstelik eğreti durmuyor hiçbir şey. Olur abi ne var ki diyorsunuz. Ben dedim. Ayıp mı günah mı?

    Yaylı bacaklı jacklı'nın elbisesini o kadar güzel tasarlamış ve anlatmış ki o bile tamam dedirtiyor. Ulan bi pul batarya yapın da artık ışınlanak ya.
    Hayır ileride oradan oraya oradan oraya ışınlanıp lan hangi tarihtesin diye düşünüp kafa yaktırırken bile hikayeden kopartmıyor.
    Fantastik öğeleri bu kadar mekanik oturtan ve sırıttırmayan bir hikaye yazmış namussuz. Sonra kızıp küfredince laf ediyorlar. Ben bu ibneyle nasıl yarışayım! Adam erkek, yarışmam lazım. Allah böyle yaratmış!

    Burton'un müslüman olması da çok iyi. Her şaşırdığında bismillah demesine çok güldüm. Bir de ayet filan biliyor, okuyor filan. İşte hinduizme filan girmiş, hipnotik dil biliyor.
    Üstelik namussuzun üstüne de süper oturmuş tüm bu özellikler.

    Yalnızca başta burton'un tipik ingiliz aristokratlığı çok vurgulandığı için sonradan fiziksel olarak çok etkili biri olması şaşırttı. Garipsedim.
    Adam az buçuk kavga ediyoruz yea ne var derken ninca çıktı rıza fadır. fadır fıdıllıoğlu.

    Sonracığıma, zamanın bozulması haliyle geleceğin de bozulması demek. Dolayısıyla sonradan yazılacak kitaplar çok güzel olacak hissi var içimde.
    Nihayetinde tarih, o kitaplarla yeniden ilerleyecek.

    isabellin gitmesine de, burton'un onu bırakmasına da uyuz oldum. Mal mısınız olm? Halla halla.
    Yalnız gelecekte, burton ile isabellin evlenmesi, isabelin burton için sen benim kaderimsin demesi, ve tarihin değişmesiyle birlikte onların ayrılmaları çok trajik.
    Fakat muhakkak birleşecekler, kader değişir mi olm? Yazgı bu! Ayrıca hepimiz yüreğimizde sizin birleşmenizi istiyoruz. Ayyy diye ağlayacağız. İbnelik yapma hodder.

    Peki swinburne'nin ruastalığı? Eheh bi ton sopa yedikten sonra yürüyecek dermanı yokken acıdan, keyifli keyifli ıslık çalıp malzemeleri ayarlıyor ya baca temizlemek için.
    Şimdi dışardan bakınca bildiğin sado mazo takılıyor ama çok komik karakter olmuş yahu. Arsız ipne. Sopa arsızı. Olm birine vursam böyle gülse, küplere binerim lan. Sonsuz döngüye gireriz. Birimizin ölmesi lazım.

    Müfettiş tourunce'ye de çok üzüldüm. Hayatı boyunca dalga geçmişler adamla. Nasıl yer etmiş içine. en son gerçek ortaya çıktığında ona gülen müfettiş honesty miydi neydi ona yaaaaaa nolduuuu demesini bekledim ama demedi. İngiliz işte ipne.

    Neysem ikinci kitabda görüşürüz.



    -- spoiler --



     
  2. tümünü göster