1. Bilim kurgu, gerilim türünde bir netflix filmi. 21 şubat 2020'de yayınlanmış. Aslında film ilk kez toronto film festivalinde gösterime girmiş. Netflix acaba şubatta yayınlandığında içinde bulunduğumuz karantina günlerinin ruhuna tamı tamına uyacağını hayal edebilir miydi? Bilmiyorum belki de planlıydı!

    Yüzlerce kat yüksekliğinde bir hapishanede her katta 2 mahkum kalıyor. Hapishanenin ortasında dikdörtgen şeklinde bir boşluk var ve bu boşluktan günde sadece 1 kez geçerek katları gezen bir platform var. Mahkumlar günde sadece bir kez geçen bu platform üzerindeki yiyecekle karınlarını doyuruyor. Mahkumlar Sürekli aynı katta kalmıyor. Filmin kahramanı goreng ise bir suçlu değilken çukur diye isimlendirilen bu hapishaneye kendi isteği ile içtiği sigaradan kurtulmak ve kitap okuyabilmek için gönüllü olarak giriyor. Bundan daha fazlası spoilera girer izleyiniz görünüz efenim.

    İnsanlarca vahşileştirilmiş kapitalizm ve sınıf sisteminin bir metaforu olan bu filmden aldığım mesajlara ve neden karantina günlerinin ruhuna uygun olduğuna değineyim. Film "üç tür insan vardır" diye başlıyor; Yukardakiler, aşağıdakiler ve düşenler. İşte yukarıdakiler yani üst seviyedekiler aşağıdakileri hiç düşünmeden hep ihtiyacı olandan fazlasına sahip oluyor. Aşağıdakilere hiçbir şey kalmıyor. Açgözlülükleri, hazza doyumsuzlukları hep başkalarının mağduriyetine sebep oluyor. Tıpkı insanların marketleri talan edip bu kadar yeter demeden, başkaları da yararlansın diye düşünmeden fazlasını alarak makarna ve un bırakmamaları gibi... İnsanın sahip olmayı isteği şey uğruna nasıl da bir canavara dönüştüğünü izleyeceğiniz, nefsinizden tiksineceğiniz sahnelerle dolu. Ama maalesef ki biz insanlar buyuz. Bu film salgın dolayısı ile zorunlu evlere hapsolduğumuz günler dışında izlense bu derece etkiliyici olamazdı.

    ***konusu ile örtüşen ama film dışı yorum****
    N.Ş.A. 'da da kırılgan olan ülke ekonomisi Salgınla Resesyona girmiş durumda. İlk olumsuz etkisi kendini göstermeye başladı bile işsizlik artmaya başladı- daha da artacak. Çünkü işletmeler kısa vadede üretime girip kar etme imkanını bulamayacak. Talebin oluşması uzun zaman alacak. Bu dönemde de işçi alımına ihtiyaç duymayacaklar. İşsizler ordusu yanına, ailelerini de eklersek ne ile geçinecekler? Ya birlik olup üretmenin yolunu bulacaklar ya da -çoğa sahip olan paylaşmazsa- yoksulluğu yaşacayacaklar. Yaşadığımız şu günler kapitalist düzenin dayattığı al-ver temelli dğişim değerinin yerine kullanım değerini benimsemeyi öğreneceğimiz günler olmalı.

    ****

    Filme dönersek senaristler bunca açgözlülüğe, bencilliğe, bunca vicdansızlığa rağmen sonu ile insanlıktan, masumiyetten hala umudun kesilmediği mesajını vermeye çalışmışlar. hapishane yöneticilerinin ısrarla kurallarımız var ve esneklik yoktur demelerine rağmen sistemlerindeki delikten haberdar olmadıklarını ya da görmezden geldiklerini sonundaki sürpriz gösteriyor.

    Oldukça zekice hazırlanmış bir senaryo. İnsanların yaşamak veya sahip olmak hırsı ile neler yaptığını gayet net şekilde ortaya koymuşlar. 1,5 saat hiç sıkılmadan, kopmadan izletiyor. Orijinal dili İspanyolca diye de şuraya iliştireyim. İzleyeceklere iyi seyirler. İzlemem için önerene de teşekkürler.
    #176461 esinti | 5 yıl önce (  5 yıl önce)
    0film