1. 1
    iron maiden 'ın 2015 senesinde çıkardığı albüm
    içinde maiden tarihinin en uzun şarkısını barındırmakta. efsane kategorisine koyulacak bir albüm değil muhtemelen. bildiğimiz maiden. kesinlikle vasat bir albümde değil ama, çok ama çok iyi şarkılar var, bazı şarkıların muhteşem bölümleri de var, içinde bana kalırsa efsane bir de soloya sahip (the book of souls). kısacası dinlemelik, bazı şarkıları baş tacı edilmelik, bu açıdan da önemli bir albüm. the red and the black , when the river runs deep ve özellikle the book of souls favoirlerim ve albümün bence en iyileri, empire of the clouds ve tears of a clown 'da gene dinlenmeyi hak eden iyi şarkılar.parçaların da üzerinden kısaca geçmek gerekirse:

    if eternity should fail : girişteki klavye ezgileri direkt barış manço çağrışımı yapıyor olmakla birlikte, buram buram steve harris kokmakta, duyurmaktadır şarkı. çok yüksek tempolu olmamakla beraber, genelinde klasik bir iron maiden şarkısıdır, ayrıksı girişi ve daha sonra değineceğim beşinci dakikası ve bitişi hariç. gitarlar arka planda kalırken davulun aksak ataklarında cross ve bagetlerin her dokunduklarında derideki esnemeyi bile duyduğumuz kayıt sayesinde vurmalının tüm güzelliğini yaşıyoruz şarkıyı dinlerken. harris zaten kafanızın içinde çalıyor. orada da sıkıntı yok.

    şarkının, genelde manowar gibi gruplardan duymaya alışık olduğumuz demonic ses tonuyla sarf edilen ve "good day my name is necropolis..." diye başlayan monologdan mütevellit sonu gene maiden 'dan çok alışık olmadığım bir son, belkide ben hatırlayamıyorum böyle bir numara.

    şarkının en iyi yeri ise hiç kuşkusuz 5:00 gibi başlayan (hemde enfes davul numaralarıyla) klasik maiden bölümü. yani vokalsiz, gitarların kah senfoni gibi beraber, kah solo çaldığı bölümü. bir kez kulağa çalınan oryantal ezgi, şarkının sonundaki monoloğun ruhuna uygun olmakla beraber, bahsettiğim bu bölümün girişindeki nefis davul solocuğuda maiden 'dan çok duymaya alışık olduğumuz bir sound değil. lakin davul ve elbette bas gitar mest edici nitelikte. gitarlar ne kadar arka planda kalıyor olsa da, riffler ve özellikle de sololar başarılı.

    şarkı tam 5:36 'yı bulduğunda kulağıma çalınan 2 saniyelik zil atağıda ayrı bir güzellik.

    sonuç olarak, özellikle davul partisyonlarına hasta olduğum, bas gitarı net duyduğum için mest olduğum, sololarını çok beğendiğim yeni iron maiden eseridir if eternity should fail.

    speed oflight albümün klibi de dahil olmak üzere piyasaya düşen ilk şarkısı. rifflerinden vokaline, arka arkaya giren aralıksız sololarından üzerinizde bıraktığı etkiye tamamen ilk dönem iron maiden şarkılarından birisi gibidir. akılda kalıcı nakaratı (humanity 'll save us) ve hızlı temposu yanında soloların arka arkaya girmesi dışında ahım şahım bir şarkıda beklememek lazım.

    the great unknown : ahım şahım olmasa da başarılı melodisi ve bilindik maiden formülü üzerine yazılmış olmasıyla kendini sevdiren bir şarkı. şarkının güzel bir riffi ve ilk solosu (03:07 - 03:29) var. ikinci solo da (04:32-04:52) fena değil, final solosu (04:52-05:15) ise aralarında en vasatı diyebilirim. vokal ise bu şarkının en iyi tarafı.

    the red and the black : parmaklar gitarın klavyesi üzerinde her yeni akor için perdelerin üzerinde kaydığında tellerin sesini duyduğumuz giriş introsuyla, aynı şekilde biten sonu arasındaki süre yaklaşık 13 dakika olan (ki en uzun 2. parçadır albümdeki) ve aralarda son derece şık ve şaşırtıcı ritm değişikliği ve orkestra etkisini arttıran klavye kullanımıyla enfes bir hale bürünen senfonidir.

    bu akustik introdan sonra gitar ve davullarla pek de şaşırtıcı olmayan bir giriş yapıyor şarkı. bu girişin en tatlı yanlarından birisi ise, gitar yoğunluklu bilindik sound 'da rahatlıkla fark edebildiğimiz hi-hat 'ler.

    vokali ilk duyduğumuzda ise bizi keyiflendiren, altta hafif hafif, belli belirsiz şarkıyı bruce ile birlikte söyleyen gitar. ilk söz dizesi bittiğinde kulağa çok güzel bir riff çalınmakta. bu şarkı söyleyen gitar numarası ikinci dizede de kendini gösteriyor. bilindik iron maiden havasında sonlanan ikinci dizeden sonra ise, son derece ayrıksı bir gitar tonunun, artık vokale birebir eşlik ettiğine kesin emin olacağınız kadar kendini gösteren üçüncü söz dizesi bölümü gelmekte. burada, gerçekten de gitar bruce dickinson ile şarkıyı söylüyor ve daha önce ufak ufak kulağınıza aşinalık yaratan bu numara artık sizi ilk kez fark etmişsiniz gibi sarıyor. dakika olarak 02:55 de başlıyor bu nefis bölüm ve aynı belirgin tekrar 03:56 'da kendini tekrar gösteriyor.

    beşinci dakika gibi bizi vuran ilk solo, yaylı tonunda klavye desteğiyle farklı bir hava taşıyor. buradan sonra vokal girse de, yaylı gibi hissettiğimiz klavye ağırlığını uzun süre hissettiriyor. 06:45 gibi gerçek solo geliyor ve dağıtıyor aslında bakılırsa ufaktan. solonun bitişiyle birlikte tümden değişen ritmse keyfinize keyif katıyor. 07:17 deki ritm değişikliği de nefis sololarla geliyor. solonun bitmesiyle tekrar değişen ritmi ve riffleri son solo dalgasına kadar sıkılmadan dinliyorsunuz.

    08:37 'de ise ağır blues esintileri taşıyan harikulade bir solo başlıyor, ki gerçekten eşsiz bir hava yaratıyor. solonun bitişiyle tekrar değişen ritm iron maiden 'in bilindik senfoni tavrındaki gitar riff - soloları ile giderken tam 10:03 'de 1 saniyelik harika bir es veriliyor şarkıya. benzer bir hareket 10:56 'da da çekilmekle beraber şarkının, gitarların bu senfoni havasında ( helede iki es arasında) çaldığı bölüm ve yakalanan riff gerçekten muazzam. dinletiyi güzelleştiren en önemli etmenlerden birisi ise yaylı havasında bu senfoniye destek veren klavye. son bölümde gene hafiften değişen ritm ve gene enfes riffler ardından ortaya çıkan dickinson kapanışı yapıyor ve yerini başta duyduğumuz o akustik intro 'ya bırakıyor.

    özet geçmek gerekirse, sürekli değişen ritmi sayesinde şarkı ilgi çekici ve 13 dakika olmasına rağmen insan bitmesin istiyor. 08:37 'de yer alan solo, 02:55 'de dickinson ile birlikte şarkıyı söyleyen gitar, tam 10:03 'de verilen o muazzam es ve keyboard katkısı ise şarkıyı muazzam kılmaya yetiyor.

    when the river runs deep güzel bir riff ve bruce dickinson''la başlayan egzantrik ve çekici girişiyle birlikte, gene bas gitarı net takip edebildiğimiz, çok güzel ve ufak davul / zil kombolarını duyabildiğimiz (bir örneği tam da 01:53 de duyulur misal) bir şarkı.

    giriş faslından sonra bilindik ve elbetteki çok başarılı iron maiden riffleriyle devam eden şarkının en güzel noktalarından birisi ise 03:06 da başlayan muhteşem gitar solosu. soloda davul gene çok başarılı ve 03:22 deki gibi minik zil atakları ile soundun güzelliğini arttırıyor. bu solo bitince o hızlı ve güzel riffle tekrar akan parça, 04:00 'da tempo değiştirip biraz daha ağır ama gene enfes, ilk solodakine göre çok çok daha başarılı ve etkiyi güçlendirici davul partisyonlarına sahip yeni bir gitar solosuna yer açıyor. açıkçası daha ağır bir tempo olsa da, özellikle davulun etkisi ile daha sert dinleti bu.

    başarılı bulduğum riffleri, hangisinin daha iyi olduğuna karar bile verilemeyecek kadar enfes gitar soloları ve arada yakalanan tat verici davulları, zil ataklarıyla çok çok güzel bir maiden şaheseri kısacası.

    the book of souls akustik intro sonrası grubun en iyi dönemlerinden hatırladığımız klasik, düşük tempolu ve güçlü bas gitar partisyonlarının ritmi oluşturduğu güzel rifflerin yer aldığı bir şarkı.

    şarkının melodisini oluşturan riffleri sıkça duyduğumuz bu yavaş tempolu ancak oldukça güzel giriş 05:50 de müthiş davul - zil komboları eşliğinde tanıdık bir iron maiden senfonisi haline geliyor. bu hızlı bölümde ilk solo (06:14) ile birlikte muhteşem bir ezgiye kavuşuyor şarkı ve insanı gaza getiren bu bölümde parça, gücüyle gerçek manada göz yaşartıcı bir güzelliğe kavuşuyor. gerçekten enfes.

    05:50 deki geçiş dönüp dönüp dinlenesi; ve o solo gerçekten muhteşem; gitar tonu harika.

    şarkının sonlarında gelen iki ve üçüncü solo gene çok güzel lakin ilk soloda yakalanan gitar tonu, aynı zamanda ritminde değişmesinin getirdiği gaz yüzünden tümünden farklı bir noktada, heyecan verici.

    parçanın etkisini güçlendiren en önemli etken elbette vokal. dickinson 'un vokal tonu, tutturduğu melodi gerçekten harika.

    kısacası şarkı ritm geçişleri, melodisi, özellikle ilk bölümde net şekilde aklımıza kazınan riffleri, ilk solosu, son derece başarılı vokali ve nefis davul - zil partisyonları ve eşsiz ritm geçişi sayesinde muhteşem; kuşkusuz albümün en iyilerinden.

    death or glory : kısa, tekdüze ve değişmeyen ritmi nedeniyle basit olmasının yanında, nakaratı (death or glory) dışında pek akılda kalmayacaktır bir şarkı muhtemelen. ilk soloda kayıttan mıdır bilmiyorum gitarın sesi dahi duyulmuyor ama ikinci solo (03:40) dinlemeye değer. bunun da dışında beklentinin yukarıda tutulmaması gereken bir iron maiden şarkısı.

    shadows of the walley : albümün fazla da kompleks bir yapısı olmayan ve beklentinin albümdeki bazı parçalar gibi yine yüksek tutulmaması gereken, en büyük numarası bruce dickinson 'un iyi vokalini dinlemek olan şarkısı.

    yalın ritmini, birisini de şarkının kapanışında dinlediğimiz dört tekrar yapılan rifflerin bir arada çalındığı bölümler dışında değiştirmeyen, çok kulakta yer edebilecek soloları da olmayan şarkıda, vokal yanında davul - zil kombolarını dinlemekse ayrı bir keyif elbette ki bir çok maiden şarkısında olduğu gibi.

    tears of a clown ilk dinlediğinizde bile ilk 30 saniyesindeki davul - gitar girişiyle (bir ara ritim aksağa dönüyor vs.) farklı bir şarkı geldiğini hissettiriyor.

    (03:02) de giren distorsionlu nefis ve küfretme etkisi yüksek ilk solosu yanında tek tük de olsa duyduğumuz bruce dickinson vokalindeki nağmelerle süslenmiş şarkı ağır temposuyla dinlenmeyi hak ediyor. solo şarkıdan ayrı olarak geriye alınıp alınıp dinlenecek kadar enfes ki, albüme adını veren the book of souls 'un ilk solosu ile albümde aklınızda yer edenlerden birisi olacaktır.

    ek olarak, dickinson 'un albümdeki favori şarkılarından birisiymiş ve robin williams 'dan ilham alınmış: www.billboard.com/...
    i.hizliresim.com/...

    the man of sorrows yoğun emprovizasyon ve blues hissi taşıyan kapanışın başladığı (05:37) bölüm dışında ağır tempolu bu şarkının, albümde boşa atılmış kurşun vazifesi gördüğünü düşünüyorum. sololar fena olmamakla beraber vokal ve davul - zil dışında şarkıyı özel bir yere koyamıyorsunuz. elbetteki tekrar dinlemeye engel olacak, kötü bir şarkı değil ama sıkıcılıktan kurtaracak özel bir tarafı da, yok şarkının kendisini. tabi tekrar söylemek lazım; kapanışı dışında.

    bu arada, bruce dickinson 'un 1997 senesinde çıkardığı accident of birth albümünün şarkılarından birisinin adı da "man of sorrows", ki karıştırılmamalı birbirine. ve açıkçası, dickinson 'un şarkısı bundan 5 gömlek daha iyi bir şarkı.

    empire of the clouds bence nordik ezgilerle (piyano - yaylı) son derece derin ve yavaş bir girişe sahip. ilk 4 dakika ertesinde giren davul, klavye ve bruce dickinson 'un melodik vokalinin etkisi ile de bu derin güzellik gücünü arttırıyor. ritm ne kadar yavaş olsa da maiden 'e göre, ezginin kuzey etkisi ve başarılı davul partisyonları şarkıyı sıkılmadan dinlenir kılıyor.

    genede, tam atraksiyon beklentisine girmeye başladığınız anlarda, o klasik maiden soundu da gelmeye başlıyor. gitar ve davul introcuğundan sonra alışık olduğumuz gitar senfonisi ve etkileyici davul atakları geliyor. gene burada (10:03) yabancı olmadığımız o yırtıcı gitar sololarından birisini dinlioyuz ve solonun sonunda şarkı kimlik değiştirerek hızlanıyor. bu kimlik değişimiyle şarkı klasik rifflere de dönüş yaşıyor. bir süre sonra ana tempo ve melodideki bu değişim şarkının uzunluğuna paralel oluşması muhtemel sıkıcılıktan kurtarıyor şarkıyı ve müthiş bir solo (12:02) daha geliyor.

    dickinson 'un muhtemelen de yaş ile ilgili olan ses rengindeki değişime net olarak tanık olabiliyoruz şarkıda (12:32). belki bu nedenle de yer yer eko kullanımını da duyabiliyoruz ama rahatsız edici
    değil ve kesinlikle şarkıyı güzelleştiriyor.

    ortaları geçtikten sonra (12:55-13:38 'e arası) dinlediğimiz agresif bir bölüm var şarkıda ve en sevdiğim kısımlarından biriside burası oldu şarkının. bu kısım (14:04-14:25) bir tekrar daha yapıyor. ikinci tekrar sonrasında da (14:25) hafiften black metal ezgileri çalınıyor aslında kulağa ve ertesinde de şarkı başa sarıyor ve tempo düşüp başladığı gibi bitiyor.

    şarkıdaki yaylı ve klavye kullanımı dikkat çekici yoğunlukta ama aralarda derinlerden duyulan senfoni havasındaki nefesliler de kesinlikle çok çok iyi bir hava veriyor parçaya.

    melodi ve ritmdeki sürekli değişim, soundu güçlendiren piyano gibi enstrümanlar sayesinde, 18 dakika olmasına rağmen sanki 3 farklı şarkı dinlemişiz gibi hissettiren ve
    tekrarlarında dahi sıkmayan bir parça.

    ek olarak, 18 dakikalık süresiyle de şimdilik maiden tarihinin en uzun şarkısı.
    #16130 bhzxlkdt | 2 yıl önce
     
  2. tümünü göster