1. 1
    ırvin d. yalom'un romanıdır.

    Gerçek kişiler üzerinden kurmaca bir dizi hikaye ve olay yaratmak güç bir iş. Bu bilinmesi gereken bir gerçeklik. Uzun araştırmalar yapıp tonla bilgi, veri toplayıp bunları analiz etmek ve ardından hayalgücüyle yoğurup Nietzsche ve Breuer arasında gerçekleşmiş gibi gösterilen, psikolojinin temelini, psikanalizin soy ağacını özetlercesine sohbetlerini romana çevirip okura sunmak muazzam bir çaba gerektirir.

    Yazarı övdükten sonra biraz da eserini övmek gerekir bu noktada. Çünkü eser, yaratıcısını kıskanmak durumundadır. Bu küçük metafordan sonra konuya gelecek olursam; bu kitap tam olarak bir klasik. Esas olarak Lou isimli bir kadının Nietzsche isimli, çağının ötesinde ve çağdaşları tarafından bilinmeyen bir düşünürün aşk sarmalında aldığı acıyı hafifletmek sebebiyle Viyana'da yaşayan ünlü doktor Breuer'in kapısını çalmasını, Doktor Breuer'in aşk sarmalına kapıldığı hastası Bertha'ya uyguladığı tedavinin aynısını Nietzsche için uygulamasını istemesini ve Breuer'in bu durumu onaylayıp Nietzsche ile akıl oyunlarına başlamasını konu almakta. (Kitabın giriş kısmında bir fikre sahip olmanız açısından spoiler içermeyecek bilgilerdir.)

    Kitabın isminden de anlaşıldığı üzere Nietzsche ağlıyor mu ağlamıyor mu esas konu bu. Bu mu gerçekten? Ümitsizliğin yalnızlıktan, yalnızlığın yaşanmış olayların getirdiği kendini hücreye kapama hissiyatından var olması meselesi mi yoksa? Yahut aşkın, insanın zihninde hayatını değiştirebilecek etkilerle birlikte seyir halinde olması mı esas konu? Esas konu bence Nietzsche'nin gözyaşları. Akan yahut akmayan gözyaşlarıyla ne anlatıyor Nietzsche?

    Bana göre bir seferberliktir, aşk; tüm insansı duyuları özlem, şehvet, arzu, ihanet, entrika ittifakına karşı savaşa davet etmektir. Fakat kitabı aşk temelinde değil, felsefenin tüm bunları sorgulayan, yargılayan bir yargı aracı olduğu temelinde okumanızı tavsiye ve temenni ederim.

    Not: Kitabı iki kez okudum. Seksen sekiz günde iki kez yavaş yavaş... Çünkü insanı, dibi karanlık kuyudan baktığınız gökyüzüne çıkarıyor. Ve bir şeyin farkına varmanızı sağlıyor; kuyunun dibinden gökyüzünü görebilirsiniz fakat gökyüzünden kuyunun dibini asla. Fakat ikisinde de karanlığı tadıyorsunuz. İkisi de karanlığın ve sessizliğin hakimiyeti altında ezilmekte. Kuyunun dibi karanlık ve gökyüzündeki yıldızları seyretmekle geçiyor vakitleriniz. Gökyüzü de karanlık ama yıldızlara dokunabiliyorsunuz bir şekilde.

    Nietzsche'yi ağlarken hayal ederek okumayın; sadece okuyun. Gözyaşı sadece sembol; asıl mesele gözyaşlarının ne anlattıklarında.

    Bu yazı 1000kitap.com sitesinde tarafımca paylaşılmıştır.