hangi sene bilmiyorum da milenyumun ilk, üniversitenin son seneleri olduğunu hatırlıyorum. evde tek kaldığım dönemler. mottomuz yalnız birey güçlü bireydir olmakla beraber gerek bir adada geçen uzun yıllar, gerekse yalnızlığın getirdiği psikolojik yorgunluk olsa gerek sabaha doğru başlayan uyku seansları günün ilk ışıklarıyla sonlandığı için görülen her enteresan rüyanın "oha bundan film olur" diye karşılandığı günler. evde 37 ekran göt kadar bir televizyon, sabah akşam korsan film yayınlayan bir yerel kanalı bir de geceleri sabaha kadar süren proje çizimlerinde ses olsun da kendimi daha fazla yalnız hissetmiyeyim diye bütün gün "biri bizi gözetiyor, benimle evlenir misin" falan yayınlayan bir ulusal kanalı çekiyor sadece.
işte bu garip sanal kalabalıkta, gördüğüm bir rüyadan "oha, süper film senaryosu olur bundan" diyerek çoşkulu şekilde uyandığım günlerden birisi... rüyanın hikayesi şu ki; ruh hastası olup bir düzine alt kimlik yaratıyorum kendime. gerilim, cinayet, itlik ne ararsan var içinde maceranın. artık detayını da hatırlamıyorum tabi. bileniniz vardır mutlaka; senaryo identity filmine ait işte, birebir aynı hatta. lakin garip olan durum ben filmi hiç izlemedim söz konusu rüyayı görene kadar. peki ne zaman izledim? işte o evde her gün korsan film gösteren kanalda rüyayı gördüğüm günün sonunda karşıma çıktı film boş boş ekrana bakarken. bilmiyorum yaşadığım şaşkınlığı anlayabilir misiniz? ben filmi "vay anasını, rüyamı çalmışlar lan" nidalarıyla karşıladım haliyle de, derdini kime anlatacaksın tabi.
şimdi diyeceksiniz ki, lan bu deli gene yanlış başlığa geldi moderasyon başlığında film kritiği yapacak. yok; öyle değil. anlatayım.
gerek rüyadan sonra izlediğim film, gerekse gördüğüm rüya beni öylesine derinden etkiledi ve yaşamımda derin bir iz bıraktı ki, yıllar içinde gün be gün ben olmayan kimlikler yaratmaya başladım günlük hayatımda. kimi zaman doğa sever bir kel, kimi zaman saat mevhumu olmayan bir tasarım canavarı, kimi zaman tarih sevdalısı bir hukukçu, kimi zamansa kendisini yarı tanrı zanneden bir huysuz ihtiyar..
evet arkadaşlar, hikayenin geri kalanını biliyorsunuz zaten. yarattığım bu alt kimlikler artık benliğimi öyle bir sardı ki, en sonunda kendi kendime mail gurupları, whatsapp gurupları kurmaya başladım, yalnızlığımı yatıştırmak için sözlük kurarak sosyalleşebileceğimi sandım. biraz da itiraf niteliğindeki bu yazıdan da anlayabileceğiniz gibi, kulzos moderasyonu diye bir olgu yok aslında. moderasyon tek bir kişi, sözlük aslında tek bir kişi ve ben artık hangisi olduğumu bile bilmiyorum...
bu süreçte karşılaştığım zorluklardan birisi zirvelerde ne yapacağımdı ama sorunu çözmek problem olmadı. tiyatro sevdalısı öğrenci arkadaşlardan aldığım yardımlarla zirvelerde biraz masraflı da olsa her moderasyon üyesi için birisini ayarladım. mesela larden rolüne bürünen arkadaş aslında şehir tiyatrolarında görevli yossi kohen adında bir oyuncu.
evet, artık moderasyon hakkındaki gerçeği biliyorsunuz ve hayır ranchsosseverim ben değilim.