gözün elektromanyetik spektrumun görünen bölgesindeki dalgalara duyarlılığının çevrenin aydınlanma düzeyine göre değişmesidir. bu değişim karanlıkta maviye duyarlılığın artıp kırmızıya duyarlılığın azalması şeklindedir.
optik algımızda görüşün üç temel modu vardır:
1) fotopik 2) mezopik 3) skotopik
fotopik koşullarda ışık düzeyi en yüksektir ve görüşümüz büyük ölçüde renkleri görmemizi sağlayan koni hücrelerine bağlıdır. skotopik koşullarda ise aydınlanma en az düzeydedir ve renkleri canlı görmediğimiz, rod aktivitesinin domine ettiği bir optik algı vardır. günümüzün önemli bir bölümü, bu ikisinin kesiştiği kompleks mezopik şartlarda geçmektedir.
rodlarda yeşil-mavi ışığa duyarlı olan rodopsin pigmenti bulunurken, konilerin kendi içlerinde s, m ve l tipleri mevcuttur. s konileri en çok maviye, m konileri en çok yeşile, l konileri ise en çok kırmızıya duyarlıdır.
neden karanlıkta rod aktivitesinin baskın olduğunu açıklamak için ise rodlardaki spr özelliğinden ve koni hücreleri ile aralarında olan convergence farklılığından söz etmek gerekmektedir.
rodlardaki spr özelliğinin açılımı single-photon responsedur. single-photon response, tek fotonun rodları uyarabilme özelliğidir ki bu rodlar için karanlıkta çok büyük bir avantajdır.
convergence ise birden fazla nöronun gangliyon ile yaptığı sinaptik bağlantıyı ifade eder. bir gangliyona ortalama kaç koni, kaç rod düşeceğini kafasında hesaplamak isteyen bir insan hesabını yapmaya gözdeki rod ve konilerin sayısından başlayabilir. gözde 120 milyon civarı rod hücresine karşı yalnızca 6 milyon civarı koni hücresinin mevcut olduğu düşünüldüğünde rodların ve konilerin arasındaki büyük convergence farkının da nasıl ortaya çıktığı anlaşılacaktır. rodlar bir gangliyona konilerden çok daha fazla bağlanmak zorundadır.
rodların ve konilerin sayıları arasındaki uçuruma bağlı olarak oluşan bu convergence farklılığı bizi aydınlanmanın yetersiz olduğu durumlarda rod aktivitesine daha duyarlı yapar, çünkü nöronlarda uyarının aktarılması için aşılması gereken bir eşik değeri vardır. aydınlanma yetersiz olduğunda gangliyona çok daha az bağlanan koniler bu etkiyi yaratamayabilirler. bu da purkinje etkisinde rolü olan faktörlerden bir diğeridir.
bu yüksek convergence oranı rodlar için hiç mi dezavantaj oluşturmaz?
aslında oluşturur. bir gangliyona çok fazla rod bağlanınca tam olarak hangi rodların gereken eşiğin aşılmasında rol oynadığı keskince ayırt edilemez. haliyle görüş netliği azalır ve geceleri objeleri fazla net göremeyiz.
jan evangelista purkinje renk algısının gece ve gündüz değiştiğini doğada çiçekleri incelerken farketmiş, ilk defa 1800'lü yıllarda tanımlamış ve haklı çıkmıştır. şayet bazı hayvanlardaki gibi bir tapetum lucidumumuz (bkz: tapetum lucidum) olsaydı bu değişim suni aydınlatma olmadan biraz kompanse edilebilirdi.
aydınlatma tekniğinde aydınlık görme bölgesinin altında (yani parıltı 10 cd/m^2'den düşük olduğunda ki bu da sırasıyla mezopik ve skotopik görme bölgelerine tekabül eder.) dikkat edilmesi gereken bir etkidir. bu etki en net haliyle gözün spektral duyarlık eğrisi üzerinden anlaşılabilir. uluslararası aydınlatma komisyonunun verdiği eğriyi şuradan görebilirsiniz (v-lambda-curve olarak da bilinir.). bu eğride x ekseni ışığın dalga boyu, y ekseni ise spektral duyarlıktır. örneğin, eğriden de anlaşılacağı üzere, aydınlık düzeyi düşük olan bir aydınlatmada yeşil-mavi gibi renklere sahip lambaların kullanılması daha mantıklıdır.