1. 1
    pek düzgün ve yaygın olmasa da olduğunu düşündüğüm kültürdür. ortalamaya göre bilinçli ve maddi durumu elverenlerin bu kültüre biraz daha aşina olduğunu görebiliriz sanırım.

    bilinçsizlik ayrı bir şey ama maddi durumun yine de bahane olacağını sanmıyorum. elini attığın her yer kitap zaten. en basitinden hemen hemen her evde kuran-i kerim meali, tefsiri, birkaç tane dini kitap ve az da olsa roman bulunur. keza gittiğin bir kahvehane, halk kütüphanesi, millet kıraathanesi (evet millet kıraathanesi, bulunduğum ilçede de 1-2 tane var biri gerçekten güzel. ayrıca ücretsiz kitap kiralama da var.) ya da bir dernek, vakıf vs vs her yer kitap kaynıyor.

    zamansızlıktan dem vuruluyor da ben ufak bir azınlık dışında bunu da bahane olarak görüyorum. facebook, tv, instagram, whatsapp, youtube vs için günde harcadığımız zamanın onda birini bile kitap okumak için harcamıyoruz.
     
  2. 2
    türkiye'de insanların okumadigindan bahsederiz. bu doğru. ancak varlığıyla gurur duyduğumuz okuyan azınlık acaba neleri okur?
    çok satanlar listesine bir bakın derim. ben bir zamanlar baktığımda uğur koşar vardı...

    #145902 little thirty | 4 ay önce
     
  3. 3
    Reklam gibi duracak ise eğer entrynin bu kısmını kırpabilirim. Öncelikle nadirkitap.com sitesi çok kullanışlı ve ucuz bir site. Ülkenin her ilindeki Sahaflar, ellerindeki kitapları bu siteye ekler, kataloglar vs (aradığınız çoğu kitabı bulabilirsiniz) Kitaba ulaşım konusu sanırım çok dert edilecek bir husus değil.

    Gel gelelim kitap okuyamama bahanelerine.
    1- "zamanım yok" külliyen yalan. Alışkanlık hâline getirilince, ilk evrede günde onar onar okunursa bile ne kadar az zaman aldığını ve ne kadar çok zevk alındığı fark edilir.
    2- Uykumu getiriyor, çabuk sıkılıyorum.

    Bu ise kitap okuma pozisyonuyla ilgili olabilir.
    Uyku bahanesini en çok sunanlar kitabı pek önemsemeyen insanlar bence. Kitabı uyku öncesinde okursanız zaten uykunuz gelir. Kitaba kutsal davranın diyemem ancak önem verilmeli. Uykunuzun olmadığı, kafanızın çok dolu olmadığı bir saatte okursanız faydasını göreceksiniz. En güzel çözüm, akşam uyumada önce okumaktansa 1 saat erken uyuyup, 1 saat erken uyanın. Sabah yüzünüzü yıkadıktan sonra 15-20 sayfa kaldığınız yerden devam edin. Gece dolu bir kafayla kitap oku(yama)maktansa resetlenmiş bir zihinle okumanın tadı bir başka. Ek olarak mustafa kemal'in kitap okuduğunda ciddi bir iş yapıyormuşçasına (ki kitap okumak ciddi bir olay bence) okuduğu da bilinmekte. Kitap bilgi içerikli ise, not defterinizi, masanıza kaleminizi yanınıza almanızda fayda olabilir.

    3 - "ne okuyacağımı bilmiyorum" ve "Birkaç kişi öneribyaptı ama okuyamadım eziyet gibi geldi"

    Ne okuyacağını bilmeyen biri, işinin ehli olan bir sahafla konuşursa çok faydalı olabilir. Daha önce hç kitap okumadıysanız, Başkasının önerisini de okumayın diye kişisel bir tavsiye vermek istiyorum. Çünkü zevkleriniz farklı ise holigan birine masa tenisi izletmeye çalışmaktan farksız olmaz. Eğer seveiğiniz kitapların aynısını okumuş, bilen ya da seven biri varsa öneriyi o kişiden almak daha doğru.


    Başlıkla ilgili insanakıllı* bir şeyler yazamadım affola.
    Ülkemizde kitap okuma kültürünün az olmasının sebebinin ise, ülkemizin ciddi bir problemi var. İşinin ehli olan insana düşman bir ülkeyiz. Yetkin olan neredeyse herkes baştan savma iş yapıyor.

    İnsanlar neyi okuyacağını, nasıl okuyacağını bilmiyor. Öğretmiyorlar. Öğrenemiyoruz. Onun yerine nilgün bodurun övüldüğü sabah progranlarına mağruz kalıyoruz. Çok satılanın kaliteli olduğu algısı da, çok satılan saçma kitabı deneyen insanların soğumasına sebep oluyor. Bu da kitap okuma kültürünün başlamadan bitmesine neden oluyor.

    Özetlemeye çalışırsam eğer şöyle bir cümle kurmak isterim.

    Kitabı en en azından dizi izlerkenki hassasiyet ile okumalıyız. Neyin bize hitap ettiğini bilip, ya hoşlanacağımız ya da bize bir şeyler katan kitapları okumalıyız.
    #145929 disas | 4 ay önce
     
  4. 4
    itiraf etmeliyim ki derli toplu bir tanımını yapamadım kafamda başlığın, ama söylemek istediğim birkaç şey var. tanımı kafamda oturtursam editleyeceğim.

    şu anki kafa yapımla ve okumaktan hoşlandığım kitap türü bakımından değerlendirip olaya baktığımda, "çok satanlar" adı altında piyasaya sürülen kitapların çoğu gerçekten içerik bakımından faydasız ve şahsen ben bunları okumam. ancak şöyle bir durum var: genç yaşta insan okumaya bu tür kitaplarla başlayıp, sonradan benim gibi bunları yetersiz / gereksiz görebilir. o nedenle bu tür kitapların da, herkes için olmasa da bazı insanlar için dolu dolu içerikli kitaplar okumaya başlamak yolunda bir basamak olması nedeniyle çok eleştirilmesi taraftarı değilim. tabi lafım bunları alıp kahveci köşelerinde poz vermek için kullanan tiplere değil. onları kendi hallerine bırakıyorum.

    şöyle bir örnek vereyim; ipek ongun'un gençler için yazdığı serileri eleştiren çok kişi gördüm. ancak şahsen ilk okuduğum kitaplardandı bunlar ve o kitaplar sayesinde daha çok okumak hevesi edinmiştim. çok erken yaşta rus klasiklerini okumaya başladım. ardından reşat nuri güntekin kitaplarına sardım. bir süre sonra hoş gelseler de daha doyurucu bir şeyler aramaya başladım okumak için. bu kez tarihi ve siyasi konuları okumaya başladım. ancak genel olarak çok da hoşlandığım konular olmadıklarından arayış devam etti. oradan oraya, daldan dala atlarken bugün geldiğim noktada okuduğum kitaplar daha çok kuantum, sicim teorisi, astronomi, astrofizik gibi konular üzerine. yani demem o ki, insanlar okusunlar, okumaya başlasınlar da, neyle başlarlarsa başlasınlar. yeter ki aynı seviyede kalmasınlar ve hep bir adım ileriyi hedeflesinler.

    okumama konusunda maalesef @bursaria'nın da yazdığı gibi, bahane üretmek çok kolay. ancak okumayı gerçekten isteyen insan mutlaka her müşküle bir çözüm üretiyor. mesela annemin gözleri yakını pek görmez. bilgi edinmeyi de çok sever. biz de kendimizce yöntemi bulduk: ben ona okuyorum. bugüne dek onlarca kitap bitirdik beraber. üstelik o da benim gibi bilimsel konulara düşkün olduğundan, bitirdiğimiz kitapların içerisinde çoklu evrenler gibi birçok konuyu içeren kitaplar da mevcut. bazen de bilimsel dergilerden yenilikleri okurum ona. üzerinde konuşuruz falan... hatta bir gün odamın kapalı olan kapısını pat diye açıp içeriye dalmasını ve "bana kuantum anlat" demesini hiç unutmuyorum (: özetle, önemli olan niyet sahibi olmak. niyet yoksa ne desek boş. namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz derler.

    bir de toplu taşıma araçlarında falan kitap okuyanları artistlikle suçlayanlar var. yapmayın arkadaşlar! kitap seven insanlar gerçekten nerede olduklarına bakmıyorlar okumak için. kimseye hava atmak gibi bir dertleri de yok. zaten bu hava atmaya yarayacak türden bir iş değil bizimki gibi toplumlarda. bizde hava daha çok malla mülkle, şekille fizikle falan atılıyor. etiketçi toplumuz vesselam! ben okuyamıyorum dolmuşta falan, çünkü midem bulanmaya başlıyor araç tuttuğu için. fakat okuyabilenlere çok imreniyorum. gösteriş yapmaya çalışan bir avuç insan mutlaka vardır. fakat bu geneli kötülemek için gerekçe değil bence. keşke herkes ellerine telefonlarını alıp boş boş whatsapp kişilerine bakmak ya da seriye takıp instagram'da beğeni yapmak yerine kitap okusaydı...
    #145939 kokosh | 4 ay önce
     
  5. 5
    malesef yeni nesille beraber bence kaybolan bir değerdir. kendi çevremden değerlendirecek olursam ailem her zaman kitaplara önem veren insanlar oldular bize de kitap okumayı alışkanlık haline getirmemizi sağladılar ara ara bıraksak bile bunun gerekli olduğunu bildiğimiz için okuyoruz. eğitim seviyesi yüksek çok arkadaşım var ve malesef çoğunun kitaplara çok uzak olduğunun farkındayım, kitap okumayı gereksiz gören de var kitap okumanın faydasız olduğunu savunan da. en azından okuyan kişilerin klasikleri okumaya çalıştıklarını söyleyebilirim.
    #145946 rabdomiyoliz | 4 ay önce
     
  6. 6
    türkiye'de kitap kültürü yok denecek kadar azdır maalesef. ama kitap türüydü, kalitesiydi bunları tartışmak yerine sorunu daha derinlerde aramalıyız. kullanım kılavuzundaki 3 satırlık yazıyı bile okumadan geçen bir toplumuz neticede.
    #145949 zerstoren | 4 ay önce
     
  7. 7
    Belki bu söyleyeceklerim birçok yazarın hoşuna gitmeyecek ama bence gerçekler bunlar.
    -Türkiye’de neden kitap okuma kültürü daha doğrusu kazanımı edinilmemiş?
    Bana kalırsa gelişmişlik meselesi. Her ne kadar doğru bir önerme de olsa Kitap okuyan toplumlar gelişir demek istemiyorum; demek istediğim gelişmişlik, rahatlıktan başkası değil. Rahat insanlar, genel çoğunluğu rahat toplumlar kitap okumayı seviyorlar. Mesela bir Kanada, bir İsviçre, bir Avustralya, bir İsveç... Bakın bu ülkelere. el götte, kafa gökte. Ne demek istiyorum, açayım.
    Mesela gidip bir Avustralya vatandaşına sorun. En son meclis toplantısı ne zaman yapıldı, ne gibi şeyler tartışıldı ? Bilmez. Çünkü adamların ülkesindeki en büyük olay Melbourne’de meydana gelen iki bisikletlinin çarpışmasıyla oluşan kaza. Veya doğal afetler. Mesela geçen yıl görmüş ve şaşırmıştım. Danimarka parlementosu ülkede sorun bulamadığı için aylarca kendi kendini erteliyor.
    Ortalama bir memur, çoğu Avrupa ülkesinde, ortalama bir maaş ile lüks otomobilini, iki veya tek katlı villa tipi Bahçeli evi, her türlü elektronik eşyayı 3-5 yılda alabiliyor. Ülke şartlarına göre 10 yılı bulabiliyor. Bunları yaparken kişisel ihtiyaçlarını karşılamaktan asla geri kalmıyor, harcayarak yapabiliyor oluşları asıl mesele. Haliyle adamların düşünecekleri, kaygı duyacakları veya kaygıyla yaklaşacakları bir gelecekleri olmuyor. Bir belgesel izlemiştim, yıllar önce. İsmini hatırlayamıyorum kusura bakma canım sözlük. İtalya’da bir köyde, bakınız köy diyorum, havuzlu evlerinin önünde, insanlar sıkıntıdan kitap okuma yarışması düzenliyorlar. Kazanan kişi bir haftalık şarap, bira gibi alkollü içecekleri, kaybedenlerden temin ediyor. Bazen kazananın bir şey elde etmediği, eğlence amaçlı yarışmalar da yapıyorlar. Bunun gibi onlarca, yüzlerce örnek ve sebep sıralanabilir.
    Peki, bizde durum ne ?
    Ayşe teyze evine et sokup, çocuklarına yedirme derdinde.
    Ahmet amca 35 yıl memur olarak çalışıp, biraz da borçlanarak bir ev ve bir araba alma derdinde.
    Üniversiteli Kemal, mezun olduktan sonra iş bulamayacağı konusunda endişeli.
    Genç kızımız Fatma, mezun olup girdiği sınavları kazanmasına rağmen, torpilini ayarlayamadığı ve dolayısıyla atanamadığı için eş aramaya başlamış görünüyor.
    Kısaca, gençlerimiz Avrupa ülkeleri olarak genelleme yaptığımız çoğu ülkenin genci gibi, hiçbir şey olmasam gider bir yerde çalışırım diyemiyor. Demek istemiyor. Çünkü artık bahsettiğim herhangi ‘bir yerde çalışmak’ geçinmeye yetmiyor.
    Bir de Kanada örneği vereyim. Üstelik bu örnek, herhangi ‘bir yerde çalışma’ örneği: pizzacı, otel çalışanı, hayvan bakıcısı... 2 arkadaşım, biri çok yakın, Kanada’da. Biri orada yaşıyor, diğeri dil öğrenmeye gitti. Oranın vatandaşı olmamasına rağmen dil öğrenmeye giden arkadaşım, saatliği yaklaşık 40 dolara çalışıyor. Haftada 20 saat çalışma izni var yanlış bilmiyorsam. Kaldı ki kaçak da çalışarak bu süreyi bazen 30 bazen daha fazla süreye tekabül ettiriyor. Part time yani yarı zamanlı olarak, haftada ortalama 20-30 saat çalışıp, aylık yaklaşık 4500 - 5000 dolar kazanıyor. Bunun 2000 dolarını kalacak yer, dil okulu masrafı, yeme-içme-gezme gibi şeylere harcıyor, üstelik fazla fazla harcıyor. Ayrıca her şeyi ama her şeyi Türkiye’den çok daha ucuza satın alıyor. 2000 dolara, Türkiye’de 40 bin liraya satılan arabayı alabiliyor. 1000 dolara, Türkiye’de 20 bin TL’ye satılan bilgisayarı, 100 dolara Türkiye’de 1500 tl’ye satılan kablosuz kulaklığı alabiliyor. Bu arkadaş orada misafir, o ülkenin misafiri. Aynı arkadaş, ülkede neredeyse apartman görmediğini, herkesin tek katlı ya da daha zengin ise birkaç katlı müstakil evi olduğunu söylüyor. Tipik Amerikan, İngiliz evi.
    Adamların misafiri böyle iken, kendi vatandaşlarının kazançlarını ve rahatlıklarını düşünebiliyor musunuz ?
    -
    -
    Ülke huzuru. Bence tüm mesele bu. İnsanın gelecekle veya başka bir şeyle ilgili büyük kaygıları yoksa, yapacak milyon tane şey buluyor; kitap okuyor, operaya gidiyor, baleye gidiyor, tiyatro, sinema, konser, hayvan barınaklarına ziyaret, vals, çeşitli kişisel gelişim araç ve kursları...
    Sen de sabah 6’da kalk, 9’daki işine yetişmeye çalış, aylık ortalama 4000 lira maaş al. O paraya ev bile geçinmiyor artık.
    Her şey ve her şey para. Para yoksa, arkanıza dönüp bakmanızı gerektirecek şeyler var demektir. Para ve sağlık varsa, takvime bakarsınız. Acaba bu ayın 12’sinde tiyatroya mı gitsem, yoksa evde kalıp kitap mı okusam... Bu kişi zaten günlük olarak kitap okuyor olabilir, fark etmez.
    Ha, unutmadan. Eskiden Türkiye’de kitap okuma oranı çok daha yüksek idi. Bunun sebebi de huzur. Paramız çok yoktu ama az para ile çok iş yapabilmek, çok şey alabilmek ve kimse tarafından ötekileştirilmemek, sokakta yürürken birbirine selam vermek ve gülümsemek. Bu gibi sebeplerden ötürü bahsettiğim oran daha yüksek idi.

    Düzeltme: yazım yanlışı.

    -- spoiler --


    Başlık kitap kültürü değil de kitap okuma kazanımı olarak değiştirilse çok daha uygun olur. Zira kitabın kültürü ya da kitap okuma kültürü diye bir şey olmaz. Bu bir kazanımdır. Kaldı ki bu bile tartışılabilir. Sonuçta bu tarz şeyler kişisel vecibelere göre yön alan, eyleme dökülen şeyler.


    -- spoiler --


    #145958 proct | 4 ay önce (  4 ay önce)
     
  8. 8
    Okumak için okuduğunu gösteren insanların kültürü bana göre. Çok az insan gördüm. Toplum içinde kitap okumaya alışık da değilim insanlar anlayacak gibi değiller.
    #146839 laurelwreathh | 4 ay önce