Hukuk, adalet, eşitlik, özgürlük, saygı gibi kavramlara ucu kendine dokunana kadar değer verme durumu. Böyle insanlar* yukarıda saydığım kavramları kendi çıkarları söz konusu olduğunda sonuna kadar savunurlar ancak kendi çıkarlarına aykırı durum olduğunda mağara insanına dönerler.
ifade ettiği ideoloji ile eylemleri birbirine tezat olan insanlara verilen sıfatın kavram adı.
insanlar, yalan söylerler. irili, ufaklı, pembe, beyaz, yavru ağzı falan fark etmeksizin, yalan, yalandır. çünkü, göte göt denir.
bu pek çok konuda tezahür edebilse de, beşeri ilişkilerde birtakım yaralara sebebiyet verir. çünkü; beşeri ilişkilerin temeli "güven" olgusuna dayalıdır ve "karşılıklı güven" dediğimiz olgu, esasında sadece bir ütopyadır. güven, karşılıksızdır. bu oldukça büyük bir risk elbette. Bu risk, yerini eşsiz bir konfora bırakabileceği gibi, dibine ulaşmak için hayli zaman geçmesi gerekecek bir uçuruma da itebilir insanı. siz güven duyarsanız, bunu da karşınızdaki insana hissettirirseniz, o da kendini yavaş yavaş size bırakmaya başlar ve o da karşılıksız güven duymaya başlar. bu durumda, işin içinde bir ikiyüzlülük yoksa, iki karşılıksız güvenin birleşiminden, karşılıklı güven meydana gelir.
bir de işin hipnotize olma kısmı var. bu güven duygusuna insan kendini kaptırdığında, asla karşı tarafın bir davranışından şüphelenmez, aklına bir hinlik geldiğinde ise, bu durumun güvensizlik sebebi olduğuna kanaat getirip, derhal zihninden bunu bertaraf eder. işin burası kimi zaman mantık çerçevesinde olumlu gözükse de, göze sokulur derecede bir yanlış, işi sarpa sarar. kuşku, insan dediğimiz basit bir multi organizma bütününden oluşan canlının kapı aralığından içeri ansızın esen bir yel gibi giriverdi mi, benim diyen psikolog, psikiyatr, en yakın arkadaş, ana, baba, bacı, gardaş onu asla içinden söküp atamaz. ağaç misali, içten içe kemirir durur bu lanet. bilirsiniz, ağacı kurt, insanı dert yer. bu insan ister arkadaşınız, ister sevgiliniz olsun, inanın bana hiç ama hiç fark etmez.
insan kişisi size dert yanar:
"başımdan öyle yıllar, zamanlar geçti ki, her defasında düştüm. gole giderken ceza sahasında 9 kusurlu hareketin 9una da maruz kaldım da, hakem her seferinde yedek kulübesine bakıyordu. anlattım, anlamadılar. hayatım zordu, şimdi artık daha zor. pek çok şeyle tek başıma mücadele ediyorum. bir rahatsızlığım var. geçer gibi oldu ama şimdi başka bir tane daha var. tedavisi için doktora gitmeyi yanlış bulmuyorum, düzelmesi için çabalıyorum ama, nedense geçmiyor. kendime dahi vakit ayıramıyorum. dinleniyorum. uyuyordum. uyanmadım aslında. özel bir günü unuttuğum için bu kadar tepki vermeni anlamıyorum. insan sonuçta doğum gününü unutabilir. ilk doğum günü ya da 35. olması fark etmez ki. çünkü anlattım, sıkıntılıyım."
bütün bunlar, çoğaltılabilir, ayrıştırılabilir, elemine edilebilir ve bazen yok sayılıp, görmezden gelinebilir. insan, doğası gereği, tattığı duygu onu biraz dahi mutlu ediyorsa, aslında arka planda onu mahveden toksik yapıyı asla görmez, görmek istemez. göstermeye çalışana, anasına sövülmüşçesine tepki gösterir, kısacası bu uyarıları göğsünde yumuşatıp, beklemeden topu ayağından çıkarır. insan çünkü. insan mutluluk arar, bulursa etrafındaki şartlara bakmaksızın onu bırakmak istemez. kimi zaman bir histir bu, kimi zaman duyduğu bir ya da iki cümle, en şefkatlisinden. kimi zaman güzel bir öpücük, bazen seks. yangından mahvolmuş bir ormanın tam ortasındaki ufak su birikintisinde yaşam sevinci görür insan. ve iki, üç adım geriye çıkıp tablonun geri kalanına bakmaz. bazen ne göreceğinden emin değildir, bazen bilir de, istemez içi.
insan mahluğu, bu sıkıntılarından dert yanıp, sizden anlayış beklediğinde, irade savaşı başlar. bu karşılıksız güven, yerini mecburiyete bırakır kimi zaman. bu durumdaki biri, sizin hiç kabahitiniz olmayan ve her ne hikmetse yeryüzünde bu kadar üst üste bir tek onun yaşadığı felaketler zincirine maruz kalmışken, sizin tarafınızdan "bencilce" hissettirilmesi gereken duyguları hissettirmiyor diye yaftalanamaz elbette. sabır başlar, kendinden ödün. günler geçer, aylar hatta. ümitsiz yatar, mutsuz uyanırsınız. kendiniz için bile yakarmadığınız kadar tanrı'ya, onun bunları atlatması için yakarırsınız. "ne de olsa, bunlar olmasa, çok mutlu oluruz. çünkü problem yok ki" dersiniz.
sonra bir bakmışsınız, bahsi geçen sıkıntılar yavaş yavaş sizde boy göstermeye başlamış. strese bağlı rahatsızlıklar, egzama, insmonia, manik depresif bozukluk. hatta bazen, atlatmak için inanılmaz mücadele verdiğiniz bazı eski hastalıkların nüksetmesi. bu etkiler yine de durumu dayanılmaz yapmaz. çünkü onun için dayanıyor olduğunuzu düşünürsünüz ve aslında olmayan bir güç ile buna karşı durursunuz.
sonra gün gelir, öğrenirsiniz. farkındalık, bu yüzden kimi zaman 20. kattan, mermer bir zemine çakılmak gibidir. "farkına varırsınız". ayılırsınız ulan işte. ayıltırlar adamı. zaman geçmiştir, parayı siktir et, vücudunuz bu sıkıntılara reaksiyon vermiştir, sağlık neredeyse yitirilmiştir ve bunların hiç ama hiçbirinin aslında değmeyecek olduğunu idrak etmek, tüm bu zaman zarfında yaşanan bütün sıkıntıların etkisinden çok daha büyük izler bırakır insanda.
insanlar, yalancıdır. yalanın ise belirli bir sınırı olmalıdır. kişisel alanlarınıza müdahale edilmesine, orada kamp kurup ateş yakılmasına müsaade ederseniz, siz o ateşi söndürmeye uğraşırken, o, aslında ormanın geri kalanını yakıyor olabilir. bunu göremediğiniz için aptal değilsiniz. sizin güvenmeye ihtiyacınız vardı. sevmek güzeldi, sevilmek de lazımdı. bunun kırıntısını görünce, sımsıkı sarılmak hoştu. bilemezdiniz ki, karşınızdaki size sarılırken, sizinle yatarken, sizi öperken aslında bir başkasını düşlüyor. bilemezdiniz, dinleniyorum, uyuyorum, kendime vakit ayıramıyorum dediğinde o anda başkasına vakit ayırıyor, onunla yoruluyor, dinleniyor, uyuyor.
aldatandır ikiyüzlü. bu boku yediği halde, sağda solda buna maruz kalmanın ajitasyonunu yapmaktır ikiyüzlülük. kendisi aldatıldığı ve bunun yaşattığı sıkıntıyı bildiği halde, hiç düşünmeden, acımadan, kendi cinsel dürtülerinin esiri olan insandır ikiyüzlü. bunu ne denli aşağılık, ahlaksız, kabul edilemez bir davranış olarak adlandırıp ve bunu atlatanların harikulade güçlü olduklarını savunmaktır ikiyüzlülük.
Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma.
(Edit: bu yazım kuralı konusunda konsensus sağlanamadı, güncel kabul edilen hali ikiyüzlülük denildi, not düşülsün.)
Size karşı bir türlü, başkalarına karşı diğer türlü davrananların yaptığı diye tanımlanır ama kavram bundan çok daha karmaşıktır. Bazen kendinize karşı bile iki yüzlülük yapabilirsiniz, denklemde başkaları, hatta davranışlar bile olmayabilir.
Bu olaya şahit olupta belli etmemeye çalışmakta zor bir olay. Arkadaş çevresinde falan sıkça şahit oluyorum bu olaya, daima bana yapıyorlar bunu. Not için canım ciğerim bir tanem diyen adamlar normal zamanda değil suratına bakmak, düşsen bile kaldırmak için el uzatmıyor. Hep iyi niyetimden kaybediyorum.