Tek oyunculu veya çok oyunculu olarak oynanabilen bir simülasyon oyunudur. Oyunun konsepti kurumsal hayattan sıkılan bir çalışanın dedesinin ona miras bıraktığı çiftliğe taşınıp orayı geliştirmek ve bir yandanda mahsül ettiğiniz ürünleri satarak para kazanmak
eric barone tarafından geliştirilen, hareket yönü esnek 2d grafikli rpg oyun. oyun çok basit gibi görünse de bağımlılık yapma ihtimali yüksek. daha kaç gün oldum şunun şurasında başlayalı, 23 saat oynamışım. çiftçilik, balıkçılık, madencilik, hayvancılık, arıcılık gibi birçok seçeneği önünüze serdiğinden ve her birini enerjiniz yettiğince gün gün yapabildiğinizden bu tarz oyunları sevenler için eğlenceli bir atmosfer yaratıyor. nesneler oluşturmaya, çiftliğinizi, evinizi büyütmeye çalışmak da keyifli. böyle oyunlara ilgi duyanlar için kesinlikle öneriyorum. steam'de 24 lira şu an, indirimde 16 liraya düşüyor.
bölünmüş ekran modu sayesinde aynı konsol ve televizyonla da iki kişi birlikte oynamanıza izin veren, harika bir oyun. ne rol yapma oyunu, ne çiftçilik simülasyonu, ne de macera ya da puzzle diye sınıflandırılabilir, hepsi birden minicik bir halde oyunun içinde.
beyaz yakalı hayattan sıkılıp dedesinden kalan eski çiftliği yeniden canlandırmak için pelikan kasabası'na giden bir karakteriz oyunda. iki kişi oynuyorsanız iki kişisiniz, ama aranızdaki ilişki başlangıçta belirli değil. biz eşimle beraber oynuyoruz ama kasabanın single erkekleri bana, kadınları da eşime yazıyor, oluyor bunlar. wedding ring craft eyleyip evlenmedikçe bu böyle olacak vallahi. kasabanın nuh nebiden kalan bir merkez binası var, bir yandan onu canlandırmaya çalışıyor, bir yandan kasaba hayatına uyum sağlamaya ve sosyalleşmeye çalışıyor, bir yandan da değişen mevsimlerde hayatta kalmaya ve çiftliği ayakta tutmaya uğraşıyoruz. bu esnada ben madencilik, reçel ve turşuculuk işleriyle uğraşırken eşim hayvancılık ve balıkçılık yapıyor. madenin ilk üç mevsimde dibini görmeyi başardım, gururluyum, madencilik yolunu seçen zaten bir efsunger olup çıkıyor bir noktadan sonra.
köpeğimiz, tavuklarımız, ineklerimiz, cozy evimiz, bahçemiz ve kasabadaki arkadaşlarımızla yılbaşı gecesi öncesinde başladığımız oyunu neredeyse sabaha kadar oynadık, yılbaşı gününün akşamdan kalmalığını üzerimizden atmak için devam ettik ve şu an, 3 ocak günü, dört mevsimi neredeyse tamamladık bile oyunda, bu bir rekor değilse çok şaşırırım.
oyunu tek kişi, tek başına tasarlayıp yaratmış, tüm o piksel sanat, hikaye, içindeki ufacık yan öyküler, kodlama, müzik, hepsi tek kişiye ait. ve o kişinin bir hayao miyazaki hayranı olduğu tartışılmaz. bir festivalde edindiğimiz bir korkuluk, howl's moving castle'ın şalgam kafası, madende karşımıza spirited away'in sootları çıkıyor. bir de belediye başkanıyla yasak ilişki içinde olan marnie adlı tombul hanım da when marnie was there adlı filmden geliyorsa eğer, üçte üç. bu arada küçük kasabanın dedikodusunun bitmemesi olayı da canlı canlı yaşanabilir, kasabaya taşındık, aynı çiftlikte yaşıyoruz, emily denen haspam eşime yazıyor, elliott denen ıssız adam da bana. marnie adlı hiç ummazsın, toplu teyzemin odasında belediye başkanının mor donu var da onu kimselere çaktırmadan oradan alma görevini yapmak için marnie ile arkadaşlık kasıyorum kaç gündür. yok clint de emily'e gizli gizli ametist gönderiyor "emily sever, git madenden çıkar, çaktırmadan ona ver, benden de selam söyle," diye, emily'nin başını bağlayıp rahat edeyim diyorum ama yok, emily burnundan kıl aldırmıyor. kim, kiminle beraber yaşıyor belli değil, single olan kadınlar, erkekler aynı evde oturuyorlar, bu ne ayol aa? *
en sevdiğim karakterler marangoz robin, bir de iki goth karakter, abigail ile sebastian. ömrüm yeterse abi ile seb'i birbirine başgöz edip çocuklarının adını edgar koydurmayı planlıyorum. amin inşallah. ayrıca çadırda yaşayan kendini izole eden linus'a arada sıcak yemek götürüyorum, mutlu oluyor ve beni tüm kasabada en çok o seviyor. bir de belediye başkanının başta belediye başkanı olduğunu bilmezken, sırf yaşlı diye ara ara yolda gördüğümde hürmetten çiçek, meyve falan veriyordum sevinsin diye, adam belediye başkanı ve çapkın çıktı, rüşvet mi vermiş oldum, oval ofis skandalı gibi bir skandalın içinde miyim bilemiyorum.
Piyasada ölmüş bir türde çıktığı ve hala modern bir alternatifinin olmadığı için bu kadar sevilen, oynanan ve konuşulan harika oyun.
Stardew'i ilk kez pandemi zamanı lisede duymuştum, 10 dakika bakıp "böyle oyun mu olur la" diye kapatmıştım (kişisel cahiliye devrim). Üniversitenin ilk dönemi arkadaşlarla oynayacak oyun ararken Stardew oynamaya karar verdik, tabii çok fazla oynayamadık ama ben bir şekilde oyunun bağımlısı oldum. Her gün saatlerce oynuyorum, feci vurmuştu beni. Zamanla oyunun bütün içeriklerini tüketmeye başlayınca modlara da daldım, genişleme paketleri, ek karakterler, silahlar, mekanikler derken şu an 200+ modla oynuyorum oyunu. Güncel olarak 585 saatim var oyunda.
Bu kadar sevilmesinin bir diğer nedeni de mod desteği, hemen hemen her yıl 1 - 2 tane büyük mod ve her gün onlarca küçük modla birlikte devasa bir mod arşivine sahip. Aklınıza gelebilecek ve gelemeyecek birçok şeyin modu var oyunda. Her sene çıkan ek içerikler sayesinde sıkmıyor da namussuz.
Stardew tatlı oyundur, kasmadan oynayana chill saatler yaşatır. Oynayın, oynattırın.