1. 1
    istisnasız herkes hem yargılar hem yargılanır bu düzende.

    çünkü herkes rahatça konuşur ve doğru yolu bulur bu konuda. fakat otobüste yanına maalesef kötü kokan üstelik ona göre pis biri oturunca "noluyor mk!" deyip yanına oturana en iyi ihtimalle daha az temas etmeye çalışır.

    çünkü her zaman daha zengini, daha zekisi, daha bilgilisi vardır ve bu dahalar daha çok gruplara ayrılarak, dahil olunan dahalara göre insanlar giyinir.

    çünkü eskiden başımızı sokacak çatı arardık şimdi taksim'e 3 beşiktaş'a 5 dakika uzaklıkta sanki cennet bahçesi yarabbel alemin konutlarından bir çatı arıyoruz. yetmiyor tabii ki araba peşindeyiz. e haliyle yargılanan ve yargılayanız.

    lüks değil ama "güzel" giyindiğinde bile kırık diye yargılanacağın bir sistemden bahsediyorum kardeş, sadece evsiz birilerinden değil.

    herkese popi pompalamaya çalışan tecavüzcü popüler kültürün ibnelikleri bunlaa.
     
  2. 2
    (bkz: ye kürküm ye)
    #111253 morgase | 9 ay önce
     
  3. 3
    İlk bakışta içi görünmediğinden normaldir. Öteki türlüsü zaman ister.
    #111254 laedri | 9 ay önce
     
  4. 4
    eskiden daha kolaydı. kodlar da netti.

    mesela bir adamın giydiği kıyafetlerden ve sakalından aşırı dindar olduğunu ilk saniye anlayabilirdiniz. Şimdi cemaatçi sandığınız adam hipster çıkabiliyor.

    dudaklarının altına kadar inen bıyıklar bırakan biri kesin ülkücüydü. şimdi "ulan sanki burak özçivite benzedim haa" tiribinde olması yüksek ihtimal.

    yeşil parkasıyla solcu sandığınız kız, nicki minaj çakması çıkıyor.

    siz siz olun uzaktan görüp "tam benim tipiiiim" dediğiniz kişiyle kesişirken dikkatli olun.

     
  5. 5
    ilkel sosyal mekanizmalarimizdan biri. temel denebilir mi emin degilim. onemlidir lakin "real men doesn't care how he look"

    ise yarayabilirlik ve sosyal sinif deklerasyonu icin manipule edilmektedir.
    #112182 yurkino | 9 ay önce
     
  6. 6
    herkesin ister istemez yaptığı eylem. kişiyi ilk kez görünce sherlock kapasitesinde olmasa da küçük adımlarla tümevarım yapılır. medyanın bize aşıladığı bir çok görünüşsel yargı ve bu yargılarla gelen tiplemeler mevcut. önemli olan bu yargıları kırabildiğimiz kadar kırıp kişi hakkında davranışlarına, konuşmasına göre bir düşünceye varmak.
    #112343 magi | 9 ay önce (  9 ay önce)
     
  7. 7
    istisnasız herkesin yaptığı davranıştır. hiç kimse, kendisinin aslında böyle olduğunu kabul etmesede böyledir.
    #120859 bir basina | 6 ay önce
     
  8. 8
    elimizde olmadan, çevresel faktörler aracılığıyla edindiğimiz bir yargılama biçimi. ebeveynler tarafından kasten öğretilmemiş olsa bile, küçüklükten itibaren görüp, duyup, yaşayarak ediniyoruz önyargıyı. bu durumu en güzel açıklayan test ise www.youtube.com/... buradan izlenebilir.
    #121015 chels | 6 ay önce
     
  9. 9
    Dış görünüşten kastedilen sadece beden ise yanlıştır, önyargıdır. Ancak bir insanlar konuşmadan bile, hal hareketlerinden, yürüyüşünden, giyim kuşamından ve kişisel bakımından çokca özelliğini saptayabilirim, saptanılabilir.
    #121030 barayyulun | 6 ay önce
     
  10. 10
    doğruluğu yanlışlığı bir yana, hepimiz yapıyoruz. bilinç altında gelişen, iç güdüsel bir şey. "dış görünüşe göre yargılamayayım" dediğimiz an da aslında yargıladığımız an, "vay şundaki güzelliğe bak" dediğimizde de.

    önemli olan, daha sonra ne dediğimiz/yaptığımız. utanılacak bir şey varsa daha sonrasında gelişen tutumumuzdur.
    #121032 baca karasi | 6 ay önce
     
  11. 11
    müslüman olduğu halde yılbaşı kutlayan insan gibi gruplamaların da dahil olduğu eylem.
    #121035 buyucu | 6 ay önce
     
  12. 12
    kötü bir şey olduğunu kabul etmekle birlikte yüksek oranda doğru sonuç verdiğini de kabul etmek gerekir. yani ne bileyim, uzaktan bir serseriye benzeyen insan yüzde doksan ihtimalle serseridir. tamam ön yargılarımızı kıralım ama verdiğim örnekten yola çıkarsam, serseriye benzeyen bir insan ya gerçekten serseridir ya da öyle olmaya çabalıyordur. haliyle görünüş aslında karakter hakkında fikir verir. görünüşe aldanmamalıyım diyerek kurmaya çalışacağınız temas gelecekte elinizde patlayabilir.

    evet biz görünüşle karar vermemeliyiz elbette. ama insanlar da ya göründükleri gibi olmalı, ya da oldukları gibi görünmelidir.
     
  13. 13
    efenim öncelikle insan anne rahmine düştüğü andan itibaren iletişimle çevrilidir. kişilerarası iletişimin ise sadece %7 si kelimelerle gerçekleşmektedir. Geri kalanı ses tonu, vücut dili, jest, mimikler, kıyafet tercihlerimiz, renkler, bedenimizi diğer kişiye göre konumlandırışımız gibi unsurlardır.

    mesela renklerin insanlar üzerindeki etkisi hemen hemen evrenseldir. örneğin bir cenazeye kıpkırmızı pullu payetli bir kıyafetle katılmayınız . Çünküm bir insan ile ilgili ilk izlenimimiz genellikle ilk 3 saniye içinde (bilinçsiz şekilde) oluşur ve daha sonrasında bu izlenimi değiştirmek oldukça güçtür.

     
  14. 14
    muhtemel olarak her iki kısımda da yer bulabilirim. bazıları zaten belirtmiş kimi kıstasları. misal sakal mevzusu, üşenirim kesmeye, kimi zaman da kıyamam. sakallı eh, sakalsız vah vah hali mevcut. giyim konusunda da pek dikkatli olduğum söylenemez bu sadece imkan dahilinde elbet, borç ödemekten, kitap almaktan veya alkol/sigara ikilisinden kıyafet ötekileşiyor. üzerimdeki t-shirt veya kazak hor görülecekse görülsün umursamam, bakışların tacizi de gelir geçer. hüküm giyimle olmuyor ne yazık ki.

    dış görünüşün biraz dışına çıkarsak eğer bir de "mekan" konusu var. arkadaşların içinde kendini nirvanada gören ama sağımda oturan kadın/erkek. canım zirvede olsan bizi çağıracaksın şeklin kime? x bir mekanda olman seni nereye taşıyacak? y mekanı kötülemen niye hiç gitmeden? erkek erkeğe muhabbet edip çay içeceğiz misal "abi mahalle kıraathanesinde oturalım" yok. sebep? x mekanda çaya 5 lira verelim. ben çevremdekileri adam edemedim bu konuda, şekilcilik geçici adı moda.

    yine alakasız bir yere bağlayayım; abiler/ablalar arkadaşlarla dışarı çıkınca şu telefonları bi salın ya. küçüktür+3
    #140593 sekertv | 2 ay önce
     
  15. 15
    günümüz insanı çeşitlilik açısından kıtlık içinde. sokaklarda yürüyen kadınlar, erkekler neredeyse birbirinin kopyası. vaktiyle kara çarşaf giyenlere hepsi aynı insan gibi bakarken, şimdi bu kadın ve erkek topluluklarına hepsi aynı insan gözüyle bakıyorum. haliyle arada farklı tiplemeler görünce ''oha lan ne kadar süper insan'' diyorum. biriyle tanışsam çoğunlukla yine hepsi aynı insan sınıfına giriyor orası ayrı. hoşuma giden bir kadın görsem sanki daha önce defalarca görmüşüm de yine defalarca hoşuma gitmiş hissi uyandırıyor. kendi sınırıları içinde toplumlar inanılmaz bir çeşitsizliğe kapılmışken bunun normal gibi görülmesi kaçınılmaz. o yüzden ben yargılayamıyorum. çeşitlilik olsa yargılar mıydım bilmiyorum. oha bir süper insan daha!
    #140614 kafakulagi | 2 ay önce
     
  16. 16
    Garipsenmemesi gereken durum.
    Alttaki paragrafı okumak istemeyenler için çok kısa özet.

    -- spoiler --


    Ön yargıyı normal buluyorum. Ön yargı herkeste var. Ön yargı "kendine benzeyeni arama yolunda, elediğimiz insanlara dair görüşlere denir" diyorum.


    -- spoiler --


    Her insanda var bu. isterseniz savunma mekanizması diyerek savunun isterseniz yanlış olduğunu iddia edin. Hiç fark etmez. Giyinişi kötü olan toplumda önyargıyla yaklaşılıyor diye kesin konuşmak yanlış. Herkes kendi benzeri olmayan kişilere önyargıyla yaklaşır. Futbol takımları, memleket, ülke, okunan okul ve daha niceleri karşıdaki insanda (eğer bizimle aynı kümeye dahilse) aranan ölçüt olabiliyor. Bu ön yargı Neredeyse herkeste var. Evet evet sende de var. İnsaoğlu, george carlin abimizin de dediği gibi henüz sürüngen beynine sahip. Vahşiyiz biz. Hâla saldır ya da kaç hisleriyle çıkıyoruz kalabalığa.

    Dış görünüşe göre yargılamanın bir diğer sebebi ise bana göre güvenme isteği ile ilgili. Bir yabancıya ne zaman, nasıl, ne kadar güveniriz? Nasıl güveniriz? Neden güveniriz? Hepsi hormonlarla ilgili. Güven ile büyük ölçüde ilgisi olan hormon oksitosin eğer ortak nokta varsa salgılanır. o kişiyi bizim gözümüzde sempatik yapar. Felsefeyi seven, müzikle ilgilenen, deist normal bir üniversite öğrencisi isen metroda 2 tane boş yer varsa ve birinde senin tuttuğun takımın formasını giyen adam, diğerinde ise sakallı cüppeli güler yüzlü bir adam oturuyorsa, kişilerin yaşamını düşüncelerini veya kimliklerini önemsemeksizin aynı takımı tuttuğun adamın yanına oturursun. Eğer dindar yetiştirilen biriysen, yedi yaşından beri namaz kılıp hiç kaza yapmayan biriysen, diğer adam karşıyakaspor formasıyla sen ise takım tutmayan biriysen yine güler yüzlü sakallı cüppeli adamın yanına oturursun. Çünkü ibadet ettiğin mekanlarda ya da evinde böyle bir adamın varlığı kuvvetle muhtemeldir. Kendine daha yakın hissedersin.
    #141150 j | 2 ay önce
     
  17. 17
    yardıma muhtaç olduğu her halinden belli olan birine yardım etme durumunda bile ön plana çıkan, toplumsal yapıların gelişiminde önemli bir hal almış olan ön yargı çeşidi.

    bu yargıda görünüşe sonradan eklenen özelliklerin etkisi, doğuştan gelen görünüş ayrıntılarına göre oldukça az oluyor. uzamış sakalıyla en hafif eleştiri olarak "pis la bu" bakışlarına maruz kalan kişi, bir sonraki gün pırıl pırıl (hatta parıl parıl) olarak bu eleştiriyi ortadan kaldırabilecek durumda. makyajıyla eleştirel bakışlara maruz kalan bir kişi, makyajda kullandığı şeyleri değiştirerek bu yargıyı azaltabilir ya da ortadan kaldırabilir. bunların yanında, bir de, doğuştan gelen, çoğunlukla hayatınızın sonuna kadar sizinle birlikte olacak görünüş ayrıntılarınız var ki, bunları ortadan kaldırmak pek de mümkün değil. böylece, bu eleştirilerle yaşamayı öğrenmek zorunda kalıyorsunuz. yani, sakal uzunluğuna ya da makyajına veya bunlarla alakalı olarak söylenen birkaç sözü, birkaç ters bakışı büyük sorun etmek bana göre çocukluk oluyor. tek göz kapağı düşük (evet, hayko cepkin gibi), göz altları üniversite yıllarından kalan nefis(!) bir anı olarak mora çalan şekilde gri, anadilini takılmadan uzun süre konuşamayan birinin bu yargılamalar nedeniyle yaşadıkları ise, bu sakal ve makyaj örneğinin hafifliğine kendiliğinden kahkaha atacak kadar büyük olabiliyor. sanırım başlığın anlatmak istediği de bu. sadece giyim kuşam, sakal ve makyaj gibi benim "hafifletici sebepler" olarak gördüğüm ayrıntılardan bahsediyor olmamalı.

    anne karnındayken babasının annesini dövmesi yüzünden tek gözü diğer gözüne göre oldukça küçük ve *tamamen kör olarak doğmuş bir arkadaşım vardı. babasının attığı o tekmeyi hissettiğini bile söylerdi. onunla dışarıda yürürken insanların kendisine bakarken adeta tiksinmeleri beni fena halde sinirlendiriyordu. bir gün, odin'in her günü buna nasıl katlanabildiğini sormuştum. bana sakince "değiştiremediğim şeyleri sevmeye başladım. dışarıdan bakanlar buna alışmak diyor ama asıl onların bazı şeylere alışmaları gerek" demişti. hiç unutamadım bu dediklerini. söylediklerinin, kendi içinde hem kabullenme hem de dimdik bir tavır taşıyan; "herkes kendi işine baksın arkadaşım!" etkisi yaratan bir anlamı vardı. sanırım hayattaki yıkıcı eleştirileri küfredip haykırmadan göğüslemenin en şık yolu bu.

    karşısındakini tanımadan, sadece kaşına, gözüne, giyimine, sakalına, makyajına bakarak eleştirmeyi kendine hak gören insancıkların yanlarına yaklaşıp kulaklarına şu cümleyi fısıldayın: "bazı şeylere alışman gerek *"