"kendileri meta olmayan vicdan, onur vb. gibi şeyler, sahipleri tarafından satışa çıkarılır hale gelirler ve böylece bir fiyatları olduğu için meta biçimini alırlar. demek ki, bir şeyin değeri olmadığı halde, bir fiyatı olabilir. bu durumda fiyat, matematikteki bazı nicelikler gibi sanaldır. ayrıca, bu sanal fiyat biçimi bazen dolaysız ya da dolaylı bir gerçek-değer ilişkisini gizleyebilir; örneğin insan emeği katılmadığı için değeri olmayan işlenmemiş toprağın fiyatı gibi."
godard filmlerindeki yakisikli parisli devrimci karakterlerin zamaninda bile siritan bir adam. asiri yuzeysel. klise. 21inci yuzyilda artik kurucusu oldugu bu sacma dinin sempatizanlari bile postlastirdi, kutsal metinleri gunceller gibi marksizmi guncelledi. kendisinin hakli oldugunu iddia edip dunayi degistirmeye kalkmasi ile filozof olamadigini da gosterdi. felsefeyi aktif siyasetin arka bahcesi yapti. stirnera cevap bile veremediler. hastalikli bir adamdi rahmetli.
21 haziran 1865'te eşine yazdığı "yürekten sevdiğim" cümlesiyle başlayan mektupla da ne kadar romantik bir insan olduğunu göstermiştir.
bir kısmından alıntı; "dünyada çok dişi var, kimileri de çok güzel ama ben, her bir hattı, hatta her bir kırışığı bana hayatımın en büyük ve en tatlı anılarını hatırlatan bir yüzü bir daha nerede bulabilirim? senin tatlı çehrende sonu gelmez acılarımı, yeri doldurulmaz kayıplarımı bile okuyabilir ve senin tatlı yüzünü öptüğümde acıyı öpebilirim."
dünyanı en romantik insanlardan bir tanesidir. her ne kadar yanlış olduğu resmi olarak kanıtlanmış teorileri olsa da, siyasete ve yönetime ilişkin yepyeni bakış açıları kazandırmış, günümüzü dahi şekillendirmiş "adamdır."
bilim kadar yaşamsal, yaşam kadar bilimsel bir teorinin kurucusudur. bundan 200 yıl önce çok muteber meslekler olarak sayılan, mimarlık, mühendislik, avukatlık gibi uğraşların zaman içinde proleterleşeciğini ön görmüştür. bugün benim bu meslek dallarını icraa edip, 12 saat çalışıp asgari ücret veya az üzerinde kazanan bir çok arkadaşım var. marks bunu öngörmemiş fakat ben ekliyorum. yakında hekimlerimiz de bu şartlara mahkum edilecektir. ve halkımız hala dalga dalga dayatılan köleleşmeyi göremeyip, bütünü algılayamacaktır. egemenler tarafından 1 saate 20 hasta bakması dayatılan hekimlere gösterecektir kirli şiddetini. yine gidip kendisini bu yaşam şartlarına mahkum edenler oy verecektir.
Durduk yere can sıkıntısından teori çıkarmak için uğraşmamış; bilakis can sıkıntısından değil de açlıktan, eşitsizlikten, adaletsizlikten ölecek insanlık için kendi perspektifinden alternatif bir yorum getirmiş tarihi kişiliktir.
Gerek iktisadi, gerek diyalektiğe getirdiği güncel yorumlamaları, Lenin tarafından revize edilip, kuramsallaştırılarak Sovyetlerde uygulanmış ve o dönem getirdiği sanayi üretimi ile tüm dünyanın "hayali" düşmanı haline gelmiştir.
Düşünceleri, önerileri, eleştirileri doğrudur, yanlıştır tartışılır fakat sonuçta düşünsel olarak bir şey üretmiş ve günümüzde bile tartışmaların merkezi konumunda olacak kadar ileri görüşlü olduğunu ispat etmiştir.
İddia ettiği, daha doğrusu hayal ettiği sistem hiç uygulanmamış; haliyle de çökmeye bile fırsat bulamamıştır. Benim de şahsi eleştirim, Marx'ın hayali olan "kapitalizm, en sonunda çökecektir." inancına yöneliktir. Fakat bunları iki Asır önce hayal ettiği ve o yönde istikamet verdiği unutulmamalıdır.
Ayrıca hiçbir zaman cephe tarafından yönetilen bir proleterya diktatörlüğü de istememiştir. Dolayısıyla bazı terör örgütlerinin kendilerini" marksist" olarak değerlendirmeleri ve anti komünist kimselerin de bu terör hareketlerini "marksizmle" bağdaştırmaları gülünç bir tespitten başka bir şey değildir.
Görüşlerini, hayallerini, ideolojisini beğenirsiniz, beğenmezsiniz o ayrı bir şey fakat hayattaki tek üretiminizin hafif ıslak ve yapışkan bir peçete parçası olduğu dünyada bari oturun, saygı duyun.
Hangi görüşte olursa olsun, fikirlere saygı duymayı öğrenin. En çok karşılaştığım soru : "dolar ne zaman düşer?"
Hiç teknik analiz kasmayacağım. Sen fikir üretmedikçe, senden olmayanı sevmedikçe, senin gibi olmayana saygı duymadıkça, en önemlisi bir "fikir" üretip, satacak yetkinliğe gelmedikçe dolar düşmez.
İphone kırana, portakal bıçaklayana kadar; marx'ı, papa'yı, şunu, bunu eleştirene kadar elinizi klavyeden çekin de kendinize bir sorun; bugün insanlık için ne yaptım? Hangi çıktıyı ortaya koydum? Ne yaptım ben, ne..
zamanında amerikan iç savaşı'nda kazanan abraham lincoln'e mektup yazıp tebrik etmiştir. hatta avrupa işçilerinin, yıldızlarla süslü bayrakta kendi kaderlerini taşıdığını yazar. komünist arkadaşlar için ise bu mektup bir karabasan gibidir, bundan söz edilince elleri ayaklarına dolaşır. hatta "marksist olmayan marx'a karşı, marksismi savunacağız" diye yazılar yazmışlardır.
tarikatlar konusunda bir benzerlik sezdiniz mi? mantık yerine sezgi, ilerlemecilik yerine adanmışlık! sonra da kendilerini ileri güç olarak görüyorlar. gerçekten gülünç...
Marx'ın dış görünüşü hakkındaki betimlemeyi bırakıp gidiyorum daha sonra marx efendi hakkında çok şey yazacağım.
O yıllarda (1845'li yıllar yani marx 27 yaşında falan) Marx’ın tanıyan rus Annenkov onu peygambere benzeten bir tasvir yapar: Dış görünüşü olağanüstüydü. Koyu siyah saçları ve kıllı elleri, yanlış düğmelenmiş ceketi çarpıcı bir etki bırakıyordu; ancak o, size nasıl görünürse görünsün ve ne yaparsa yapsın, saygı bekleme hakkı ve gücüne sahip bir adama benziyordu. Hareketleri sakar ancak kendinden emindi, davranışlarıyla insan ilişkilerindeki alışageldik adetlere meydan okumaktaydı, ancak davranışları vakur ve bir ölçüde mağrurdu; tiz metalik sesi insanlar ve şeyler üzerine radikal yargılarıyla fevkalade uyumluydu. Sürekli olarak, hiçbir çelişkiye izin vermeyen ve söylediği her şeyle... hüzünlendirici bir izlenim bırakan tonda emir cümleleriyle konuşuyordu. Bu ses tonu onun insanların düşüncelerini etkisi altına alan ve onlara kendi yasalarını emreden misyonuna sıkı inancının bir ifadesiydi. Başlangıçta o bana, örneğin, hayali olarak tasarlanabilecek demokratik bir diktatörün cisimleşmesi olarak göründü. (mclellen, marx: his life and thought, s, 452)
dipnot: marx birçok insanın, akademisyenin gözünde bir peygamberdir.
hakkında yazılan girdilerin yarısı "marksist değilim ama" ile devam ediyor terör örgütü lideri mi bu adam yahu *, bu söylem bir yerden tanıdık geliyor bana.
sadece cehennemde biten bi çicek gibi marksist düşünce yani dönemin işçilerinin çalışma şartları, ekonomik buhranlar, savaşlar falan düşünüldüğünde ortaya çıktığı era için anlam kazanıyor fakat bu tarz bir düşünce herhangi bir ütopyada ortaya çıkamaz, anlamsız kalır orayı 1984'e veya brazil'e falan dönüştürür fakat bu distopyalarda ortaya çıktığı taktirde de sistem için bir doomsday device yaratır. evren kaotiktir, insan tutarsızdır ne kadar idealize etsen de ipe sapa gelmez, hele materyalizmden yola çıkarak insanı ideal bir düzene sokma düşüncesi bu irrasyonel varlık için hata olur.
19.yy düşünce insanları pozitif bilimlerin yükselişinden güç alarak ve alman ekolünün yadsınamaz katılığında genelde antropoloji temelli, evrimsel düşünce temalı kanıtlarla diyalektik materyalizm gibi herşeyi maddeden yola çıkarak algılayan bir bakış açısıyla ele almak istemiş, bunlardan birisi friedrich engels, marx abimizin kankası çok kaliteli insanlar gerçekten arkadaş olmak oturup kahve içip beraber konuşmak isterdim yani bir dava arkadaşım olacaksa engels olsun fakat abimizin "ailenin, özel mülkiyetin ve devletin kökeni" adında nefis bir kitabı var, olayları antropolojik açıdan ele alıyor fakat sosyal çıkarımların hatalı olduğu noktaları var, neden ? çünkü insan irrasyonel bir varlık yani bir sabah kalkıp durduk yere the banshees of inisherin'deki gibi bir olayın fecaat bir faili olabilir, bu yüzden hegel'in idea'sını, biraz daha geriye gidersek esse est percipi'yi dahil etmeden varsayımlarda bulunmak tutarlı olmaz, jean paul sartre abimizin insanı tanımlarken kullandığı kendisi için varlık yerine kendinde varlık olarak düşünülseydi belki marksist düşünce bir alternatif olabilirdi.
e sonuç ne oluyor klimali evde altın kelebek izlerken bana "ekonomi battı artık bu insanların aklı başına gelir de şunu bunu desteklemez" diyen lennist arkadaşa insanların tutarsız olduğunu hem bu insanların sürekli çileci rahiplerin peşine takıldığını işçi bile olsa manevi sebepleri işaret ederek yine irrasyonel kararlar verebileceğini açıklamaya çalışıyorum.
son olarak meraklısına, marx'ın hayatını konu alan le jeune karl marx adlı güzel bir filmi mevcut.
How do you tell a Communist? Well, it’s someone who reads Marx and Lenin. And how do you tell an anti-Communist? It’s someone who understands Marx and Lenin. ronald reagan *