14. ve 17. yüzyıllar arasında avrupa'da meydana gelmiş bir olaydır.
1374 yılında roma imparatorluğu'nda aachen'den yayılan salgında; kadın, erkek veya çocuk fark etmeksizin binlerce insan düzensiz bir şekilde, ölene kadar dans ettiler.
dönemin müzisyenleri bu salgını durdurabilmek adına müzikle onlara eşlik ederek ritme ayak uydurmalarını, daha sonra ise ritmi keserek bu dansları durdurmayı amaçladılar fakat bu da çoğu zaman ters tepti ve daha fazla insanın dans etmeye başlamasına sebep oldu.
bu salgında en fazla kayıp 1518 yılında strazburg'da verildi. bir kadın dans etmeye başladı ve diğer insanlar da ona eşlik ettiler. bir haftayı geçmeden 34 kişi kadına eşlik etti. ay sonunda ise 400 kişi kalp krizi, felç, yorgunluk gibi sebeplerden dolayı hayatını kaybetti.
kendi istekleriyle yaptıkları görüşünü benimseyen teorilerde; kendilerini stresten arındırma ve dönemin yoksulluğunu kafalarından atma düşüncesiyle dansa başlayıp daha sonra bir tür transa girerek kendilerine gelemediklerinden bahsedilir. başka bir teorideyse; fiziksel bir nedene sahip olmayan fiziksel semptomların insanları etkilediği ve sosyal bir etki-tepki durumu meydana getirdiği bir kitlesel isteri durumu olduğu öne sürülür. modern teoriler ergot mantarının zehirli ve psikoaktif kimyasal ürünlerinin neden olduğu gıda zehirlenmesinden kaynaklandığını içerse de bu insanların neden durup dururken ölene kadar dans ettikleri ve diğer insanların da buna katıldığı konusunda henüz bir fikir birliğine varılabilmiş değildir.
kitlesel histerinin en estetik biçimlerinden biri. zaman zaman ölümcül de olmuş. tek bir olaydan ziyade, tarihin çeşitli dönemlerindeki ayrık vakaları adlandırmak için kullanılır.
ta ateş başında dönen atalarımızdan geçen, genetik bir ihtiyacın patlamış biçimi. zamanında oyunlar, televizyon, internet, radyo, kulaklık vs. yokken, millet iki nota için köyden köye gezip mevsimde bir uğrayan ozanları beklerken, bir de sadece dans ederken kalkan baskı varsa, coşacak kadar da toksa karınlar, zaman zaman film kopmuş.
ortaokulda sınıfta zikir çekerken bile ne kadar kendimizden geçtiğimizi, bir kişinin öğretmen masasında tuttuğu ritmin tüm kata yayılıp mahalleliyi okula getirecek gürültü yaymasını hatırlayınca, milletin şaşkın ve basık yaşadığı yıllarda nasıl çıldırdığına empati yapabiliyor insan.
Tarih 1518 senesini gösterdiğinde fransa’nın strasbourg şehri civarlarında epey ilginç bir salgın görülüyor. Bu bir dans salgını… Dans etmenin kötü bir yanının olmadığı düşünülebilir fakat bunun bir topluluk tarafından ayak tabanlarının yarılırcasına, içlerinden kimilerinin yorgunluk gibi sebeplerle, kalp krizleriyle ölümüne sebep olurcasına gerçekleştirilmesi, durup üzerine düşünülmesi gereken bir mevzudur. Aslında Strasbourg şehrindeki bu salgın, 1374 senesinde ren nehri’nin kenarındaki küçük yerleşim yerlerinde ortaya çıkan salgının devamı niteliğinde. Bu devamlılığa neden olan biri var: frau troffea…
1518 senesinde, yani bundan tam 502 yıl önce oldukça sıcak bir temmuz ayının bir gününde kendini evden dışarı atıp dans etmeye başlamış Frau Troffea. Müziksiz ve belki de kendi zihninde çaldığı müziklerle dansını sürdüren Frau Troffea, kendinden geçene kadar dansını sürdürmüş ve bedeni yorgunluğunu atınca bunu yapmaya devam etmiş. Günlerce süren bu dans etme durumu çevredekilerin de katılımıyla bir kartopu gibi git gide büyümeye ve yol almaya başlamış. "john waller’ın aktardığına göre şehirde bu dans çılgınlığına kısa sürede düzinelerce insan kapılmış; hatta bir ayın sonunda sayıları 400’ü geçmiş. Yemek içmek için bile ara vermeden, ayakları parçalanıp kanasa da dansa devam edenlerin sayısı artmaya başlayınca yöneticilerin aklına gelen ilk çare hastalığa kapılanları bir meydana toplayıp kiralık müzisyenler tutmak olmuş. Böylece daha çok dans etmelerini sağlayarak hızla yorulup durmalarını; sebep olarak gördükleri “vücutta fazla ısınan kanın beyin üzerindeki etkisini” geçirebilmeyi ummuşlar. Ancak sonuç bekledikleri gibi olmamış: Salgından etkilenenler kadar ölenlerin de sayısı artınca çözümün insanları daha çok dansa teşvik etmek olmadığını anlamışlar. Nihayet kamusal alanda dans etmek yasaklandıktan ve geriye kalan dansçılar şehrin biraz uzağındaki Aziz Vitus tapınağına götürüldükten bir süre sonra salgın sona ermiş."
Peki bu dans vebasının sebebi neydi? İnsanlar nasıl oluyor da kendi iradeleri dışında bu dansı gerçekleştirebiliyorlardı?
17. yüzyılda yaşayan İngiliz hekim thomas sydenham, el ve ayaklarda istem dışı hareketlerle kendini gösteren ve modern tıpta “sydenham koresi” olarak bilinen hastalığı teşhis ettiğinde buna “aziz vitus dansı” adını vermiş ve o zamandan beri Sydenham Koresi ve Aziz Vitus Dansı eş anlamlı olarak kullanılmakta. Ancak tıp tarihçisi Waller’a göre Avrupa’da sonuncusu 1518’de görülen dans salgınının nedenleri kolektif eylemlerde saklı. WAller'a göre o dönemde kilisenin içerisinde bulunduğu iğrenç vaziyet, insanların sağlık problemlerinin tırmanması, yetimhane ve hastane gibi kurumların dolup taşması sebebiyle, Waller, çaresizlik ve stresle ortaya çıkan dissosiyatif bir bozukluğun, cezalandırılma beklentisiyle de birleşince durumun psişik bir salgına dönüştüğünü ileri sürüyor.
"Daha açık bir ifadeyle Waller’a göre: salgınlar dini kaygılar ve yarattığı depresyon hali neticesinde ortaya çıkan kitlesel bir hezeyan halinden başka bir şey değildir. çünkü salgınlar, incil'de bahsedilen felaket senaryolarının sürekli ve ardalanmış biçimde vuku bulduğu bir dönemde ortaya çıkmakta. bu da insanlarda tanrının günahkarları cezalandırmak adına tüm bu felaketleri insanlığın başına musallat ettiği gibi hezeyana neden olmuş, dolayısıyla insanlar da bir çeşit ruhani trans haline düşmüşlerdir. büyük ihtimalle dansederken amaçladıkları şey, bu yolla aziz vitus'u yardımlarına çağırmaktır. zaten aziz vitus gününde aziz vitus heykeli önünde dans etmek bu coğrafyada oldukça eski bir gelenektir."
Olaylardan birkaç yıl sonra doktor Paracelsus'un yaptığı araştırmaya göre sebebi basit başlayıp giderek karmaşıklaşmış bir kadın isyanı olan olaylar silsilesidir. Günümüzde ise dans vebası olarak geçen bu olayın asıl nedeninin daha çok ergotizm olduğu iddia edilir, yani bir mantar olan Claviceps purpurea'nın ürettiği ergot alkaloidlerinin alınması sonucu meydana gelen bir zehirlenmedir. Halk arasında Çavdar Mahmuzu Zehirlenmesi olarak da bilinir.