bu başlık kişiye özel bir başlıktır
  1. 1
    buraların tapusu bana ait. benden kelli kimseler el süremez.

    zaten kaç tane çalışan ve 2 çocuk annesi vardır ki şurda benden başka?
    #62815 morgase | 2 yıl önce
     
  2. 2
    kızı 4, oğlanı 2 yaşına eriştirdiğim şu günlerde çocuk eğitimine dair öğrendiğim iki şey varsa onlar da
    1. sınır çizmek
    2. sakin olmak
    püf noktası bunlar arkadaşlar. sınır çizmekten (bkz:#61495) girdimde bahsetmiştim. şimdi biraz sakin kalmaktan bahsedeyim istiyorum.

    ne olursa olsun, çocuk ne kadar şımarırsa şımarsın, ne kadar yaramazlık yaparsa yapsın sakin kalmak gerekiyor.
    yapabiliyor muyum peki? tabi ki hayır! öyle zor ki...
    iş stresi, yorgunluk, çocuğun tahammül sınırlarımı zorlaması, o an başka bir konuya yoğunlaşmış olmak, planladığım şeylerin istediğim gibi gitmemesi....vs gibi gibi gibi daha bir çok saçma sapan nedenden ötürü zaman zaman sakin kalmayı başaramıyorum.

    öğrendiğim kadarıyla bu üzerinde uğraşılması gereken ve öğrenilen bir şey. öyle hemen başaramayabilirsiniz. kendinize hedef koyun. bugün çocuğa bağırmıycam deyin. sonra hedefi genişletin, 3 gün bağırmıycam diyin. (sadece çocuğa değil, kocanıza, annenize, babanıza.. vs kimseye bağırmayın) bağırırsanız da karalar bağlamayın, önünüze bakın. bugün bağırdınız belki, yarın bağırmayın, sonra bi bakmışsınız haftalardır hiç bağırmamışsınız... (nerde o günler)
    #63395 morgase | 2 yıl önce
     
  3. 3
    burun tıkanıklığına okaliptus yağı iyi geliyor ama küçük bebeler için değil. bi de öyle yakasına, yastığına felan damlatmamak lazım, akciğerlerin solunum yapmasını olumsuz etkiliyormuş.

    e naapcaz o zaman, nasıl iyi geliyor okaliptus yağı burun tıkanıklığına?
    efenim 1 litre kadar kaynamış (sıcak yani) suyun içine 2-3 damla okaliptus yağını damlatıp çocukların uyuduğu odaya bırakıyorsunuz. Bu kadar basit.

    amma ve lakin; soğan daha etkili. yatak odası lahmacun salonu gibi kokuyor 1-2 gün ama napacan, idare etcen. bir soğanı 2 veya 4'e bölüp çocuğun yatağının baş ucuna koyuyoruz. süper etkili burun açıcı. ayrıca öksürüğe de iyi geliyormuş.

    bunları yapmadan önce uyurken çocuğun rahat nefes alabilmesi için yatağının baş kısmını yükseltip çocuğu öyle yatırmanız iyi olur. baş biraz yukarıda olunca geniz akıntısı boğazını tıkamaz. 2 yaş altı çocukların yani bebelerin yastık kullanmaması önerilir boyun gelişimi için; o yüzden bebenin yatağının altına kitap/minder gibi yükselticiler koyup yatağın baş kısmını yükseltin. daha büyük çocuksa yüksek bir yastıkta yatırabilirsiniz.

    ve tabi bunları da yapmadan önce çocuğun burnunu rahatlatmak için uyutmadan önce burnunu temizlemeye çalışın. bebelerin burnuna okyanus suyu sıkın, sonra burnunu aspiratörle boşaltmaya çalışın. okyanus suyu yumuşatıyor, daha kolay çıkıyor.

    hastalıkların, salgınların kol gezdiği şu günlerde bu da benden size tüyo.
    #63633 morgase | 2 yıl önce
     
  4. 4
    öksürük, hatta soğuk algınlığı için 10 numara 5 yıldız bir tarifim var. hazırlaması da çok kolay.

    efenim bi tane minnak soğanı alıp kapaklı bir kabın içine kocaman kocaman doğruyorsunuz. (ben ufarak bi kavanoz kullanıyorum genelde, ya da kapağı sıkıca kapanan kahvaltı kaplarımı) 1-2 diş de sarımsağı soyup içine atıyorsunuz. üstünü de kapatacak kadar bal (takriben 4 yemek kaşığı felan oluyor) koyuyorsunuz. kapağını kapatıp 4-5 saat bekletiyoruz. ben geceden hazırlayıp yatıyorum, sabaha hazır oluyor. bekleyince soğanlar suyunu veriyor, sulu bir bal elde etmiş oluyorsunuz. içindeki soğan ve sarımsakları çıkarıp atıyorsunuz. geriye kalan soğanlı bal sıvısının içine biraz toz zencefil, biraz tarçın, biraz da limon sıktınız mıydı, alın size bomba gibi bir antibiyotik. yan etkisi sıfır!
    toz zencefil, tarçın ve limon miktarını ben göz kararı yapıyorum. yarımşar çay kaşığı diyelim, yarımdan daha az da limon diyelim; tarifi muğlak bırakmayalım.

    oda sıcaklığında 24 saat muhafaza edebilirsiniz. bebelere sabah öğle akşam olmak üzere birer tatlı kaşığı verebilirsiniz. buzdolabında 10 güne kadar duruyor diyolla ama ben taze taze yapıp vermeyi tercih ediyorum, buzdolabına da koysam 2 günden fazla tüketmiyorum.

    çok başarılı bir hastalık savucu. tadı için aynı şeyi söyleyemiyeceğim. allahtan benim çocuklar ses etmeden yutuyor.

    hamiş: bal, kestane balı olmalı. en etkili bal.
    #63786 morgase | 2 yıl önce
     
  5. 5
    - anne ben okula gitmiycem bugün
    + niye kızım?
    - hastayım. bu hasta halimle okula gitmek istemiyorum.
    + peki kızım
    - öğretmenime yaz, "emel hasta, her gün okula gelmiycek" de. ama her gün de tamam mı?
    + her gün mü ? nasıl yani? okula hiç mi gitmiyceksin artık?
    - hayır anne iyileşene kadar
    + iyileşmedin mi artık sen?
    - biraz iyileştim ama hala keyfim pek yok. hem dün kustum ya, hasta hasta okula mı gideyim şimdi?

    çocuk aklı, çocuk haklı...
    #64215 morgase | 2 yıl önce
     
  6. 6
    alamanyada yaşayan bir arkadaşımla aramızda geçen diyalog:

    morgase: senin çocukların gittiği kreşte bi ders programı var mı? ne gibi aktiviteler öğretiyorlar?
    arkadaş: ders programı falan yok. oyun saati var, sonra öğle yemeği, yemekten sonra yine oyun saati, ikindi kahvaltısı.. sonra gidip alıyorum zaten. bahçeye falan çıkıyorlar, resim yapıyorlar, oyuncaklarla oynuyorlar... vs
    morgase: e peki ingilizce falan öğretmiyorlar mı?
    arkadaş: yok, ingilizce dersi falan yok.

    bu arkadaşın biri 4 biri 6 yaşına yaklaşmış 2 kızı var. ikisi de aynı okula gidiyorlar. ikisinin de ders programı falan yok, böyle işte..

    benim kızımın gittiği kreşteki branş derslerini sayayım:

    jimnastik
    ingilizce
    perküsyon
    miniyup
    tenis
    drama
    görsel çizim (ne demekse)
    satranç
    görsel sanatlar
    mandala
    modern dans (nefret ederim)
    yuvarlak masa (circle time dedikleri nane)
    bilim saati
    golf

    pıf
    #65051 morgase | 2 yıl önce
     
  7. 7
    çocuk anne ve babanın yansımasıdır.

    bu söz son derece doğru bir söz. çocuklar sizden gördüklerini yapıyorlar, sizden öğrendikleri gibi davranıyorlar. sizin gibi konuşuyor, sizin gibi tepki veriyorlar. istisnalar tabi ki ayrı tutulmalı. bazı çocukların çok özel durumları olabilir. ama bu yukarıdaki cümle çok büyük bir oranda gerçek.

    bu ne mi demek? bu demek oluyor ki çocuğun psikolojik problemleri olduğunu düşünüyorsanız önce bi dönün kendinize bakın. çocuğu psikoloğa (pedagoga) götürmeden önce kendiniz için bi psikologdan randevu alın. "çocuk şöyle yaptı, böyle dedi" diye hayıflanmadan önce bi düşünün bakalım o çocuk o sözleri, o davranışları kimden öğrendi? veya siz ona nasıl bir ortam sağladınız da bu çocuk bu kadar hırçın/yaramaz/öfkeli/inatçı...vs oldu.
    bu çocuk çok rererö demek kolay. suçu çocuğa atmak, olmamış bu demek en kolayı. o küçücük beyinler niye böyle davranıyor diye düşünürken kendimize hiç bakmıyoruz değil mi? niye öyle davranacak, senden ötürü*

    bi de başka bir bakış açısından bahsedelim;
    sürekli yapma etme denilen çocuk ya çok hırçın olur ya da tamamen içine kapanır.
    sürekli ay düşersin, ay hasta olursun denilen çocuğun hayal gücü gelişmez, yeni şeyler öğrenemez, merak duygusu törpülenir.
    sürekli aferin çocuuma, prensesime/paşama denen çocuk gerçek dünyaya adım attığında sudan çıkmış balığa döner; "hani prensestim/paşaydım la ben, kimse iplemiyo beni" diye buhranlara girer.

    eyyorlamam bu kadar.
    #65374 morgase | 2 yıl önce
     
  8. 8
    ilk 6 ay sadece anne sütü!

    Bunu çok kere duymuşsunuzdur, “bebeklere ilk 6 ay sadece anne sütü, yokluğunda da sadece formül mama verilmelidir” diye. Niye peki bu böyle? Niye ilk 6 ay anne sütünden başka, su bile vermemek gerekir bebeğe?

    Sebebi şu efenim:
    insan evladı yeryüzünde dünyaya gelen en aciz varlıklar. Kuşlar doğduktan kısa bir süre sonra uçmaya başlıyor, taylar doğar doğmaz ayaklanıp yürümeye başlıyor…vs. ama işte insan bebesi öyle değil. Resmen gelişmeden doğuyoruz. Bebekten bebeğe değişmekle beraber 1 yaş civarı yürüme ve konuşma yetisine yavaş yavaş sahip olmaya başlıyoruz. işte her şeyimiz gibi iç organlarımız da tam gelişmemiş olarak doğuyoruz.

    Yani o minnak bebeklerin sindirim sistemi tam anlamıyla çalışmıyor, o yüzden mideleri sadece anne sütünü sindirebiliyor. O yüzden 2 aylık bebeye kebap yediremiyoruz. yedirirsek mideleri feci halde yorulur, hasta ederiz yavruyu.
    Boşaltım sistemleri de tam anlamıyla çalışmıyor. O yüzden her emzirmeden sonra gazını çıkarmamız gerekiyor, pırtlaması için masaj yapmak gibi yardımınıza ihtiyaç duyuyorlar. Gark yapmak için sırtlarını sıvazlamamıza ihtiyaç duyuyorlar. Çünkü kendileri henüz kıpırdayamıyor. Yatakta sağdan sola dönemezken nasıl gazını çıkarsın yavrucak. E şimdi siz bir de ona kuru fasulye yedirirseniz, hali nice olur bu bebenin, dimia.
    Solunum sistemleri de tam anlamıyla çalışmıyor. O yüzden memeden iki fırt çekip hemen yoruluyorlar. Çene kasları da yoruluyor, nefes almakta da güçlük çekiyorlar. E o zaman bu bebeden hatır hutur ekmek çiğnemesini bekleyemeyiz herhal.
    Boşaltım sistemleri dedik ya; Böbrekleri de tam anlamıyla çalışmıyor. işte o yüzden bebeklere 6 aylık olmadan su bile verememek gerekiyor. Su meselesini açacak olursak bunun 2 nedeni var:
    1. Minnak bebenin böbreklerini yormamak. Anne sütünün %88’i zaten su. Yani zaten bebe tüm su ihtiyacını anne sütünden karşılıyor, ilaveten su almaya ihtiyacı yok. Sen ona ekstra su verdiğinde bebenin böbreklerini yormaktan başka bişey yapmıyorsun. Vay efendim hava çok sıcakmış, bebek susuz kalırmış, su içirmek lazımmış. Hayır efenim lazım falan değil, emiyor o, su ihtiyacını gerektiği kadar karşılıyor. Ha bunu nerden biliyorum? Ezbere konuşmuyorum tabi; gözlemliyorum: bebe yeterince çiş ve kaka yapıyor mu? Bezinde turuncu/kırmızı lekelenme oluyor mu (oluyorsa idrar kristalize olmuş demek, yani bebe susuz kalmış demektir)? Göz yaşı akıyor mu ağladığında? Ağzı kuru mu, ağız suyu akıyor mu?
    e bütün bunlar normalken ben bebeye su verirsem tek yaptığım şey böbreklerine zarar vermek olur.
    Ha belki senin beben erken gelişti, 3 aylık olduğundan beri sistemleri düzgün çalışıyor. Olamaz mı? olabülüp tabi. Dedik ya her çocuk farklı, kimisi 1 yaşında konuşur, kimisi 2 yaşına gelmiştir hala 3 kelimeden fazla bişi söyleyemez. Kimi 10 aylık yürür, kimi 1,5 yaşında anca tay tay durur.. senin bebenin böbrekleri de 3 aylık olunca gelişmiş olabilir. Burda da 2 soru gelsin aklınıza: 1. Nerden biliyorsun geliştiğini, ya gelişmemişse… bu riski alır mısın??? 2. Ne gerek var, anne sütünden ihtiyacı olan suyu alırken??
    2. Hah işte bu ikinci soruyla birlikte bebelere ilk 6 ay neden su verilmediğinin 2. nedenine gelmiş oluyoruz: ne gerek var?? anne sütü mucizevi bir besin. Anne sütünde yüzlerce vitamin, mineral, protein… her şey mevcut. Ve dedik ya, bu mucizevi besinin %88’i de su. Bebek anne sütünden maksimum faydayı sağlasın efenim. Acıkınca da emsin, susayınca da emsin. Zaten ömrü hayatında en fazla 2 sene emecek bu velet, bırakın bu süreçte maksimum faydalansın. Susadığında sadece su alacağına bünyeye emsin, hem suyunu alsın hemi de bütüüüün o vitaminleri felam alsın işte yahu…

    Dönelim beslenme meselesine; e bi de dişleri yok bu yavrucakların. Öyle her verdiğinizi çiğneyemez, öğütemezler. Onlar için en kolay öğütülen besin anne sütü.

    E 6 ay sonra nooluyo da birden ek gıdalara geçiliyor, bi anda gelişmiş mi oluyor bu bebeler? mucize mi oluyor 6 aylık olunca? Tabisi de hayır. O yüzden ek gıdaya geçişin de yavaş yavaş ve kontrollü olması gerekir. Bunun alerjisi var, mevsim sebze meyvelerine dikkat etmesi var.. onlar da başka yazının konusu olsun.

    Ez cümle; anne sütü candır, emzirmek evladır.
    #65500 morgase | 2 yıl önce
     
  9. 9
    kararlı olmak zor zanaat.

    çocuğun her istediğine he dememek lazım, lazım da hayır dendiğinde yırtıyo ortalığı naapacaz?
    şöyle yapacaz; sakin kalıp kararlı olacaz. ne kadar kolay demi? yazması kolay...

    diyelim ki dışarda lapa lapa kar yağerken çıkardı efil efil kısa kollu yazlık elbiseyi, tutturdu bunu giyecem diye..
    olmaz kızım giyemezsin onu, başka bi elbise seç, kışlık elbiselerinden giyebilirsin, bunu yazın giyersin.
    aavvvvuuuuuuuuu, ben bunu giymek istiyorum.
    kızım hava çok soğuk, bunu giyersen hasta olursun, o yüzden giyemezsin.
    uuuvvvaaaaaaa, hayır ben bunu giycem.
    yavrucum, bu elbiseyi yazın giyersin, şimdi lütfen şunu giy, hadi gel ben giydireyim.
    aaaaağğğğuuuuuuu, hayır onu giymeeeeeem.
    o zaman (farklı bir kışlık elbiseyi göstererek) şunu giysen, bak ne kadar güzel, senin en sevdiğin renk, çiçekleri de var. bu sana çok yakışıyor.
    böööööhüüüüüüü, ya haaayııııııır


    2-3 kere mantıklı gerekçelerimi öne sürerek vaz geçirmeye çalıştım, olmadı. anlamadı, dinlemedi, onu giyecem diye tutturmaya devam etti..
    o vakit daha fazla konuşmanın gereği yok. konuştukça, uzun uzun açıkladıkça irite olur çünkü çocuk. biz de napıyoruz. sinirlenmeden, sakince kendi dediğimizi uygulamaya geçiriyoruz. ortalığı yırtsa da seçtiğimiz elbiseyi giydiriyoruz. bi yandan da onun dikkatini dağıtacak, onun hoşuna giden şeylerden bahsetmeye çalışıyoruz.
    - avaaaaavvvvvuuuu, bööööhhüüüüü giymiyceeeeem.
    + aaa bugün kuzenin bize gelecek dimi, akşam okul çıkışı onunla güzel güzel oynarsınız.
    - hı ???? ....... ??
    + a bak ne diycem kuzenin gelince ona yeni bebeğini gösterirsin. şu şu şu... oyunları oynarsınız, ne güzel olur dimi?
    - (burnunu çeke çeke) ama şu oyuncağımla da oynarız, şöyle şöyle yaparız...
    + a evet, tabi yaparsınız. hadi bakayım geçir kolunu, hah şöyle..
    - ama ben bunu giymiycektiiimmm (acınıklı bi ses tonuyla)
    + canım kızım benim, saçlarına şu tokayı takalım mı?

    ooofffff, umarım unutmuştur elbise olayını, bi an önce çıksak şu evden de unutsa şu yazlık elbiseyi...

    kararlı olacaksın arkadaş. çocuğun mantıklı taleplerine hayır dememek lazım, istediği gibi giyinsin ama göz göre göre de hasta olmasına müsade etmeyelim dimia..


    bazen sırf o ağladığı için kararımdan dönmemek adına hayır demeye devam etmek zorunda kalıyorum. ulen diyorum içimden, hayır demez olaydım, helak etti çocuk kendini :)) ama tabi hayır dememin de bi nedeni var dimia, sırf ağladığı için istediğinin yerine getirildiğini düşünmemeli.
    #66098 morgase | 2 yıl önce
     
  10. 10
    Çocukların yanında tartışmalı mı tartışmamalı mı?

    Bugün bi yazı okudum. Hani şu cart anne curt anne diye bloglar var ya, onların facebook hesapları var bi de.. bazı arkadaşlarım üyeler, ordan görüyorum bazı postlarını.. işte bugün de cart annelerden birinin facebook hesabında paylaştığı bi yazıya denk geldim.

    Eşiyle tartışmışlar çocuğun yanında. Tartışma kelimesini kullanmamış gerçi. Kızdım, birden sesim yükseldi, benden sonra eşim de sesini yükseltti demiş. Sonrasında çocuktan özür dilemiş, aklına geldikçe bunun için çocuğundan özür dilemek istiyormuş falan fian…

    yahu fanusta mı yaşıyoruz? Anne baba tabiki tartışacak, tartışmak en doğal şey. Bir zamanların (hala var galiba) meşhur dizisi çocuklar duymasın’daki gibi çocukları salak yerine koyarak “mutfak!” mı demek doğru? Anlamıyo dimi o çocuk siz gözlerinizi belerte belerte “mutfak!” diye çığırınca? Çocuğun yanında kavga etmemiş oluyorsunuz, aferin. Çocuğa gerçekten çaktırmadan gizli gizli tartışıyorsanız da sonra nooluyor; çocuk “aaaa negzel bi dünya. Annem babam hiç kavga etmiyorlar. Herkes çok mutlu” diye dolanıyo ortalıkta. Büyüyüp de evden başka bi dünya olduğunu farkettiği gün sudan çıkmış balığa dönüyor. Arkadaşlarıyla/öğretmeniyle/komşusuyla/sevgilisiyle tartıştığında neye uğradığını şaşırıyor. Tartıştığı insanla yeniden normal bi ilişki kurmakta zorlanıyor. Çünkü o biliyor ki birbirini seven insanlar tartışmaz, kavga etmez; ben biriyle kavga ettiysem onunla tüm bağlarımı koparmalıyım, onunla artık eskisi gibi olamam….

    Genel kanı şu yönde: tartışmayı çocuğun önünde yapmamak, kapalı kapılar ardında konuşmak doğru değil. Buradaki amaç: Tartışma ne kadar şiddetli olursa olsun sonucunda çocukların tartışan kişilerin tekrar düzgün ilişki kurabildiklerini görmelerini sağlamak. Ana fikir: bakın biz kavga ettik, fikirlerimiz birbiriyle çatıştı, ikimiz de farklı şeyleri savunduk ama şimdi aynı masada oturup yemek yiyoruz, baban benden tuzluğu istedi ben de ona uzattım, ben babandan su doldurmasını istedim o da doldurdu. Demek ki neymiş? Anne baba bazen tartışabilirmiş, bu onların birbirini sevmediği anlamına gelmezmiş, tartışmanın sonunda küsüp gitmek olmazmış, kavga da edilse sonucu tatlıya bağlanabilirmiş. Sadece anne baba değil her iki insan birbiriyle tartışabilirmiş, tartışsa da sonunda konuyu tatlıya bağlayabilirlermiş.

    Bu tabi ideal durum. Skandal içermeyen tartışmalar…
    Karşılıklı seslerin yükseldiği, bardakların tabakların havada uçuştuğu sahnelere çocuğun şahit olması hiç doğru değil tabi ki. Çocuğa bağırmak doğru değil demiştik daha önce, hiç kimseye bağırmak doğru değil. Fiziksel şiddet konusuna hiç girmiyorum bile, bunu savunacak kimse yoktur herhalde?

    Özetleyecek olursak; olgun iki birey arasındaki normal bir tartışmaya çocukların şahit olması onların ruhsal gelişiminin düzgün ilerlemesi için gereklidir. Fiziksel şiddet ve bağırma çağırma dolu kavgalar/tartışmalar çocukların yanında değil hiç bir zaman olmamalıdır.
    #66351 morgase | 2 yıl önce
     
  11. 11
    minnak oğlan hasta oldu. ateş, öksürük, bi de burnu akıyo.

    (bkz:#63786) no.lu girideki kürü hazırladım pazartesi gecesi, dün sabah attım bi kaşık ağzına, dün akşam ve bu sabah da... 1-2 gün daha sabah akşam içiririm.
    2 gündür burnu hor hor çeşmesi, kenarları kızardı. ah bi de o öksürük yok mu o öksürük
    bi de çok mızmız beyimiz, kucaktan inmek istemiyor uyuyana kadar. dün akşam biraz daha iyiydi, en azından oyun oynamak için indi kucaktan, hehee. salı akşamı yemek de yememişti, dün yedi az da olsa. bu sabah da aynı

    hayırlısı bakam
    bugün 3. gün ateş düştü düştü, düşmedi mi doktora.. ama düştü sayılır bile.
    #66953 morgase | 2 yıl önce
     
  12. 12
    bugün oğlanın doğum günüsü. 2 yaşına girdi tosbağa
    iyi ki doğmuş afacanım
    #67732 morgase | 2 yıl önce
     
  13. 13
    bugün de tontiş kızımın doğum günü. 4 yaşına girdi cimcime.
    iyi ki doğmuş kuzum.
    #67801 morgase | 2 yıl önce
     
  14. 14
    cumartesi öğleden sonra saat 2 gibi başladı başımın ağrısı, dün öğlen 1 buçuk gibi "ahaa geçmiş sonunda" dedim.

    cumartesi sabah 7'de başladı maraton. ufaklığın 3 saat aç kalması lazım, saat 10:00'da dişleri yapılacak sedasyonla. oyalamak için camdan baktırdım, trenleriyle oynadık, biraz telefondan çizgi film izlettim.. vs vs. o arada ablası uyandı, ona çaktırmadan bi yumurta yedirdim. biz kahvaltı etmedik tabi, çocuğun yanında nasıl edelim. 10:00'a doğru çıktık evden, hızlı bi şekilde vardık dişçiye. beklettiler orda yarım saatten fazla, zaten stresliyim.. hayır kızın da okulunda veli toplantısı var, tüm branş öğretmenleriyle görüşecem; 10:40 başlıyor..
    10:30'da aldılar yavruyu. direkt uyuttular, bi de kolundan damar yolu açmışlar ne olur ne olmaz diye, iyi ki ben girmedim yanında, çıkınca öğrendim. bi de onu görseydim, hiç gidemezdim okula falan..
    neyse işte 10:30'da oğlanın arkasından ööööyle bakakaldıktan sonra apar topar çıktım kızı alıp, okula yardırdım arabayla. babamız kaldı oğlun çıkmasını bekleyerek..

    12:20'de bitti görüşmeler, koştur koştur, bi sürü örtmenle görüştüm. neyse moral oldu, çogzel şeyler söylediler. stresi atmış oldum biraz, canım kızım benim.

    tam benim toplantı bittiğinde emir de çıkmış, çok ağlıyo dedi babası. hastaneye nasıl döndüğümü bilemedim. aldım yavrumu baya bi emdi, sonra hemen eve geçtik, sabah 7'den beri aç yavru, çorba içti, yoğurt yedi, ekmek yedi, bol bol su içti kendine geldi tosbağa. gülmeye başladı, çıktığından beri hiç gülmemişti 1 buçuk saat boyunca.

    işte o an fark ettim ki başım çatır çatır çatlayacak gibi ağrıyor!
    #71654 morgase | 2 yıl önce
     
  15. 15
    çocuk büyütmek zor zanaat.

    öyle vay efendim sinemaya tiyatroya gidemez oldum, kendime ayıracak vaktim yok triplerine girecekseniz çocuk sahibi olma işini erteleyin derim. anne babalık adanmışlık gerektiren bi meslek. ne zaman ki uzunca bi süre en büyük lüksünüzün duş alabilmek olacağını kabullenirsiniz, o zaman çocuğa hazırsınız demektir.
    misal ben 4 yıl içinde toplam 3 kere sinemaya gittim, 3'ü de star wars filmi. (star wars'ın konumuzla ilgisi yok.) tabi bu sizin seçiminiz. çocukları başkasına bırakıp bişeyler yapmanın bazı genel geçer kuralları olduğu gibi biraz da size ve çocuğa bağlı. her çocuk farklıdır, her birey kendi karakteriyle doğar. o yüzden "ben kızımı 3 aylıkken bıraktım sen niye bırakamıyosun" demek de "ay ben 2 yıldır bi restorana bile gidemedim sen nasıl gidiyorsun" demek de yanlış.

    benimki biraz da 2. çocuğu doğurmaktan kaynaklanıyor. yani ilk çocuğum olan kızımı artık geceleri de rahatlıkla güvendiğim kişilere bırakabiliyorum, kendisi de istiyor, hoşuna gidiyor. ama oğlan daha çok ufak, biraz da mizacı gereği gece başkasına bırakmam henüz mümkün değil. onun da zamanı gelecek elbet, kız nasıl büyüdüyse oğlan da büyüyecek.

    genel geçer kurallar dedim, nedir onlar derseniz; bi tanesinden bahsedeyim: güvendiğim bir kaynaktan okuduğum kadarıyla bir bebeğin sağlıklı gelişimi için yaşı kadar gün annesinden ayrı kalması doğruymuş. yani 1 yaşında bir bebeğin 1 yıl içinde sadece 1 gece annneden ayrı kalması sağlıklı olan. daha fazlası doğru değil. zaten o kadar küçük bi bebek çok yüksek ihtimal hala emiyor olacağı için anneden çok uzun süre ayrı kalamaz.

    e ben naapıyorum, kendimi eve kapatmıyorum tabi. biz de çocuklarla birlikte gidebileceğimiz, onlarla eğlenebileceğimiz, güzel vakit geçirebileceğimiz, dinlenebileceğimiz her yere gidiyoruz. çalışan bir anne olduğum için işten arta kalan zamanımda çocuklardan ayrı tatile, oraya buraya gitmeyi zaten hiç istemiyorum. onlarsız keyfi çıkmıyor.

    laf aramızda "anne siz babamla gidin, biz arkadaşlarla takılıcaz" diyecekleri günleri de iple çekmiyor deilim, eheeehe.
    #74430 morgase | 2 yıl önce
     
  16. 16
    hani diyorlar ya "benim çocuğum gece 12'den önce uyumuyor" veya "benim kızım sadece çikolata yemek istiyor, başka hiç bir şey yemiyor"

    şimdi o öyle değil efenim, doğrusu ne söyliyim mi: "sen çocuğunu 12'den önce uyutmuyorsun!" veya "sen kızına çikolatadan başka bir şey yedirmiyorsun"

    eskiler "nasıl alıştırırsan öyle gider" demişler. bu söze büyük oranda katılıyorum. ortada kaideyi bozacak istisnai bir durum yoksa bu söz geçerli.
    her çocuk kendi karakteriyle doğar ve her çocuk birbirinden farklıdır evet. bununla birlikte her çocuk şekle girmeye hazır birer hamurdur. onlara sevgiyle, şefkatle, hoş görüyle her şeyi göstermek ve öğretmekle yükümlüyüz.

    belki beni topa tutanlar olacaktır ama yine de söyliyim; bu tarz söylemleri olan anne/babalar rahatına düşkün anne babalardır. zora gelmezler, denedim olmadı diyip bırakırlar. "çok ağlıyo naapiyim" derler. veyahut, çocuğunu çok sevdiği için onu zorlamaya gönlü elvermediğini savunurlar."çok ağlıyo, kıyamıyorum" derler.

    oturup düşünmek, terazinin kefelerine bi koymak lazım hangisi ağır basıyor: çocuğun o an ağlayıp zırlamaması mı daha önemli yoksa dengeli beslenmesi veya büyüme hormonlarının en çok salgılandığı saatlerde uykuda olması mı daha önemli?? geleceğini ve gelişimini en çok hangileri etkileyecek? o an onu ağlattınız diye sizden nefret mi edecek?
    #76438 morgase | 2 yıl önce
     
  17. 17
    Yüksek ateşten korkmuyorum.

    Anne olmaya hazırlanırken yaptığım okumalarda öğrendiğim en değerli bilgilerden biridir bu:
    ateş korkulacak bir şey değil!

    Her ateşi düşürmek zorunda değilim!

    Bu ateş meselesi doğru zannedilen yanlışlardan. Çocuğun ateşi çıktı mı hemen bir havale endişesi ve anında bir ateş düşürücüye sarılmak en sık düşülen hatalardan. Hele hele diş nedeniyle çıkan ateşe müdahale edip ateş düşürücü/parasetamol/ibuprofen vermek en büyük hatalardan. Hele bir de aşı sonrası “ya olur da ateşi çıkarsa” diye ateş düşürücü vermek!! Buraya çığlık atan emoji koymak istiyorum.
    Bunlar o kadar gereksiz ve zararlı hareketler ki, nerden tutsanız elinizde kalır.

    Aşı sonrası çocuğun ateşi yükseliyorsa bu çocuğun vücudunun aşı ile enjekte edilen mikroplarla savaştığının kanıtıdır. Vücut mikroplarla savaşırken savunma mekanizması olarak ateşi yükseltir. Sen kalkıp o noktada çocuğa ateş düşürücüyü dayarsan çocuğun gardını düşürmüş olursun. Vücut mikropla savaşacak ki onu yensin, aşının bi anlamı olsun. Bu savaş esnasında da kendini korumak için ateşi yükseltmiş, sen ne diye çocuğun savunma mekanizmasına müdahale ediyorsun ki?
    Yok daha ateşi bile çıkmadan “ya olur da ateşi çıkarsa” diye verdiysen ateş düşürücüyü, külliyen yanlış. Daha çocuk savaşa başlamadan onun elini zayıflattın.
    Allahtan artık aşılardan sonra pek ateşi çıkmıyor çocukların. Tabi şunu da belirtmem gerekir; gelişimi normal seyreden, herhangi bir rahatsızlığı olmayan veya premature doğum gibi düşük doğum kilosuyla dünyaya gelmeyen çocuklardan bahsediyorum.

    Diş çıkarırken de bazı çocukların ateşi yükselebiliyor. Diş ateşi çok büyük oranda 38,5 dereceyi geçmez. Bu kadar ateş için çocuğa ateş düşürücü vermek çok gereksiz. Gerekliliği bir yana, zararlı. Otizme ve astıma genetik yatkınlığı olan çocuklarda parasetamol alımından sonra bu hastalıkların meydana gelme olasılığı artmış oluyor. ayrıca parasetamol hastalığı tedavi etmez, sadece ateşi bloke eder. Diş yüzünden çocuğun vüsut ısısı yükseldi diye gereksiz yere kullanılan ateş düşürücüler içerdikleri parasetamol nedeniyle karaciğer hasarı, mide kanaması, böbrek sorunları olarak geri dönebilir, aman diyim. Rahat bırakın çocuğu. Alt tarafı diş çıkarıyor, ilaçların yan etkilerine durduk yere maruz bırakmayın çocuğu.

    Hastalık nedeniyle yükselen ateşte ise anne babanın iyi bir gözlemci olması gerekiyor. Her hastalık ateşi düşürülmez! Bi daha söylüyorum: rahat bırakın çocuğu! Çocuğun genel durumu iyiyse, yüksek ateşle birlikte halsizlik, göz altlarında çökme…vs gibi hastalık belirtileri yoksa, ağrısı sızısı yoksa; çocuk gülüp oynamaya devam ediyorsa bi elinizde termometre, bi elinizde ateş düşürücü şurupla çocuğun peşinde koşturmayın. Üstünü biraz soyun yeter. Çocuğun hastalığa karşı savunma sistemine zarar vermeyin. Bir doktora danışmaksızın hemen ateş düşürücüyü dayamayın.
    Ailede veya çocukta havale geçmişi yoksa çocuğun ateşi yükseldi diye havale korkusu yaşamayın.

    Ateşe ne zaman dikkat edilmeli dr tomris cesuroğlu’nun bir yazısından alıntılayayım “Soğuk algınlığı, ateşli hastalık geçiren çocuklarda dikkat edilmesi gereken ve kaçırılmaması gereken bazı somut belirtiler de var tabii, bu gönderimin konusu değil ama atlamamak lazım, o yüzden yazıyorum: nefes alıp vermede zorluk, hışırtılı solunum, dudaklarda morarma, baygın gibi çok halsiz olma/ çocuğu çok zor uyandırabilme, ağızın kuru olması, susuz kalma belirtisi olarak, bebeğin çocuğun çişli bezlerinin çok belirgin azalması, sıvı alımının dahi azalması, havale geçirme, 3-5 günden uzun süren ateş, şiddetli ishal ya da kusma, vücutta döküntü, bebeğin 3-6 aydan küçük olması (çocuk ne kadaar küçükse ateş dahil tüm belirtileri daha çok ciddiye almak lazım), altta yatan bir hastalık ya da tıbbi durum bulunması, mesela prematürelik, vb.” Işte bu durumda özenli bir muayene ve tetkik ihtiyacı olabilir, hemen doktora başvurmalı.

    Ve yine dr. tomris cesuroğlu’nun sözleriyle bu girdiyi noktalayalım:

    “Çocuk hastayken ateşi düşürdüğünüzde hastalık süresini kısaltmıyor, çocuğu iyileştirmiyorsunuz. Aksine, ateşi düşürmenin hastalık süresini uzatabileceğine dair çalışmalar var. Yani ateşi düşürünce anı kurtarıyorsunuz, çocuğu tedavi etmiyorsunuz. Ben de diyorum ki: Bu gerçekten gerekiyor mu, düşürmeye değer mi? Önce bir düşünün, sonra harekete geçin diyorum.”

    Evet, Lütfen önce bir düşünün, sonra harekete geçin.

    Şimdi sakin ol ve o termometreyi yavaşça yere bırak.
    #78765 morgase | 2 yıl önce
     
  18. 18
    gündüz ateşle ilgili yazı yazdık. bi saat kadar önce oğlan ateşlendi iyi mi...

    bişeyi yoktu, bi anda oldu. kucağımdan inmedi, uyumak istedi, hemen altını değiştirdim, pijamasını giydirdim, erkenden uyudu. kalakaldım öylece
    #78826 morgase | 2 yıl önce
     
  19. 19
    çocuk olunca hayata daha bir farklı bakmaya başlıyor insan. sorumlulukların artıyor, hayatın değişiyor falan filan.. taam bunları biliyoz da benim şu an söylemek istediğim daha başka bir şey.

    şöyleki, bazı şeyler anlamsızlaşıyor. önceden önemsediğin pek çok şeyin aslında ne kadar da saçma olduğunu kavrıyorsun. önceliklerinizle birlikte önem verdiğiniz şeyler de değişiyor. ulen diyosun işim mi yokmuş da bunlara takmışım ben, ne saçma, hayat böyle bir şey değil ki diyorsun. hayat bu kadar sığ, bu kadar tek düze değil. bin türlü gerçeklik var.

    bunları fark etmek için illa çocuğun olmasına gerek yok belki de.. ama hayatında belirgin ve köklü bir değişiklik olduğunda bunun farkına varmak kolaylaşıyor. kendi fanusunun içinde yaşadığın sürece farkındalığını arttırman pek mümkün deil.

    daha yazacaktım aslında ama toparlaması zor.
    neyse işte, saçma sapan şeyleri kafaya takıp da olmayan sorunları dünyanın en büyük derdiymiş gibi yaşamayın, az kamil olun.
    #82364 morgase | 2 yıl önce
     
  20. 20
    morgase: emelcim, sana bişiy sorucam, "yunnik" ne demek?
    emel: yunnik, ıhhhmmm, şeeey; mesafe demek.
    m: hmmmmmm, mesafee.. nasıl yani?
    e: yani hani böyle düğün falan oluyor ya, kına gecesi oluyor. düğünler....
    m: eee, mesafeyle ilgisi ne bunların?
    e: ya işte düğüne gidersin, sonra kına sürerler kına gecesi olur, gelin gelir..

    bi süre ara verdikten sonra:

    m: emel yunnik neydi?
    e: işte kına gecesi, gelinler geliyo falan
    m: mesafeyle bi alakası yok yani??
    e: ya hayır yaşlılar için kına gecesi. mesela benim yaşıma uygun değil, senin yaşına da uygun değil. yaşlılara göre.
    m: hmmmmm (beynim yandı)

    uzunca bi süre sonra, son olarak:

    m: emelcim, yunnik ne demekti?
    e: yunnik; düğün ve gelin olan
    m: neeyy??
    e: düğün ve gelin olan
    m: hmmmmm, peki


    hamiş: yunnik @tukenmekte olan kisi tarafından üretilmiş, hiç bir anlamı olmayan, saçma sapan bişi. kendisi tontiş, minnoş gibi yumuş yumuş bi anlamı olduğunu iddia ediyor. ama değilmiş işte, ispatı yukarıda.
    #82701 morgase | 2 yıl önce
     
  21. 21
    bir çocuğun başına gelebilecek en kötü şey cahil bir anneye sahip olmaktır.
    (genişleteyim: bir çocuğun başına gelebilecek en kötü şey cahil ebeveynlere sahip olmaktır.)

    peki nasıl mükemmel anne olurum?
    cevap veriyorum: olamazsın!

    nasıl doğru düzgün anne olurum?
    hah buna cevap vermeye çalışayım:

    annelik iç güdüsel bir kavram. annelik iç güdüsü diye bişi var evet, hormonlar falan da devreye giriyor, çok güzel oluyor.
    yanlış olan anneliği sadece iç güdülere bırakmak.

    bir çocuk için en doğrusunu, en iyisini annesi bilir, net. o yüzden işte iç güdülerinle ve mantığınla hareket edersen en doğru anneliği yapmış olursun.

    amaaaaaaa
    kocaman bir amaaaaa geliyor burda;

    hiç bir şey öğrenmeden, araştırmadan, büyüklerin tecrübelerine kulak vermeden, çocuk gelişimi ve bakımıyla ilgili kitaplar/kaynaklar okumadan; körü körüne, cahilce mantığına bırakırsan işi çuvallarsın. fena çuvallarsın. öyle böyle çuvallamazsın yani...

    doğru anneliğin sırrı şurda yatıyor; naçizane görüşümü yazayım:
    çok okuyacaksın, araştıracaksın. bir süre sonra hangi bilgiye güvenip, hangisini benimsememen gerektiğini kavrıyorsun zaten. bu öngörüye ulaşmak için çok çok çok okuman gerekiyor. işte bundan sonra sürekli takip ettiğin, güvenilir kaynakların da oluşuyor, ve başın sıkıştığında artık sadece o kaynaklara başvuruyorsun. işin kolaylaşıyor. her seferinde literatür taramana gerek kalmıyor. şu adam bu konuda ne demiş bi bakayım diyosun, bitiyor.
    tamam okuduk, o cepte. başka???
    büyüklerin tecrübelerinden faydalanacaksın. annelere, babalara, anneannelere, babaannelere, teyzelere, halalara soracaksın. onları dinleyeceksin. çocuk büyütürken neler yapmışlar, yaşamışlar öğreneceksin.
    bu da cepte.

    dikkat edilmesi gereken husus:
    1. kitapta yazan her bilgi %100 doğru değil. veya doğru olsa bile senin çocuğuna uymayabilir. her çocuk/bebek farklıdır. kitaplarda, internette yazan her bilgiyi harfi harfine kendi bebeğinde uygulayamazsın.
    2. büyüklerin söylediği her şey doğru değil. bizi büyütürken yaptıkları o kadar çok yanlış var ki, o zamanlar doğru zannedilen yanlışlar....

    ee napıyoruz o zaman? işte geldik zurnanın zırt dediği yere:

    bence en doğru annelik; cahilliğini üzerinden atmak için okuyup öğrendikten ve büyüklerin tecrübelerine kulak verdikten sonra bu 2 kaynağın bilgilerini kendi mantığıyla yorumlayarak; mantığına yatan en doğru hareket neyse onu uygulamaktır.
    bitti, mersi.
    #88147 morgase | 1 yıl önce
     
  22. 22
    çocuklarıma ileride öğretmek istediğim şeyler: (buraya not düşeyim)

    1. başkalarının işine burunlarını sokmamalarını söyleyeceğim. kimseyi yaptıkları veya söyledikleri şeyler yüzünden yargılamamalarını..

    2. kimseyle dalga geçmemelerini, kimseye terbiyesizlik etmemelerini... eğer yaparlarsa aynısı kendilerine yapıldığında atarlanmaya, küsmeye ya da suçu o kişiye atmaya hakları olmadığını söyleyeceğim.

    3. her zaman dürüst olmalarını ama açık sözlü olucam diye karşılarındakinin de bi insan olduğunu, ağaç kovuğundan çıkmadığını unutmamaları gerektiğini söyleyeceğim.

    4. kimsenin yaptığı işi eleştirirken şevkini kırmaya hakları olmadığını söyleyeceğim, daha iyisini yapabiliyorsanız siz yapın milletin yaptığına laf edeceğinize diyeceğim.

    umarım bunları söyledikten sonra kendi yaptıklarımla da bunları destekleyebilirim çocuklarıma karşı..
    #88893 morgase | 1 yıl önce
     
  23. 23
    çocuklara paket gıda yedirmeyin!
    ya tamam da işte o iş öyle çok kolay olmuyo.

    "her şeyi organik yediricem, hiç şeker tuz yedirmiycem, her şey doğal olacak" diye diye delirdik.

    şindi efenim bu beslenme konusu önemli, çok önemli helbet. ama işte dengeyi korumak lazım.

    benim düsturum: çocuğu paket gıdalardan, abur cuburlardan koruyabildiğin kadar koru. durduk yere kola, cips, çikolata tattırma. ama eninde sonunda tadacak, isteyecek.. de işte, o tatları sen öğretme, çocuk cips yemezse ölmez. "ama canı çekeeer, yazık çocuğa" yahu tadını bilmediği şeyi niye canı çeksin?? müneccim mi bu çocuk. niye yazık olsun çocuğa, tey allaam...
    neyse işte, sen koru koruyabildiğin kadar. soora komşunun oğlundan, okuldaki arkadaşından.. vs öğrenecek bi gün o tadları..
    işte o zaman da "vay benim çocuğuma arkadaşının doğum gününde pasta yedirdiler! vay ben başımı nerelere vuram!" diye hayatı kendine zindan etme. manyak mısın? az mantıklı ol yahu.

    uyguladığım ve doğru olduğuna inandığım yöntem: evde abur cubur bulundurmuyorum. çocukların öğünlerini düzgün yemelerine ve dengeli beslenmelerine gayret ediyorum. sebze, mevye, et, balık, süt ürünleri, çerez, kuru meyveler, yumurta gibi yararlı besinleri dengeli olarak yedirmeye çalışıyorum.
    bu besinlerin, gücüm ve zamanım yettiğince doğal ve organik olanlarını almaya gayret ediyorum.
    ara sıra da çikolatadır, cipstir, patates kızartmasıdır, şekerdir yemelerine izin veriyorum. tadını öğrendiler bi kere..

    asla yapmadığım ve yanlış olduğuna inandığım yöntem: evde kola, cips, bisküvi, gofret...vs gibi bilimum abur cuburu bulundurmak. bunlar evde her daim bulunduğu için çocuğun sadece bunlarla beslenmesi ve normal yemek yemeyi reddetmesi. karnını abur cuburla doyurması. veya evde bulundurulmasa da çocuğun dışardan sürekli her istediğini almasına izin verilmesi, her gün bu abur cuburlarla beslenmesi.

    okumaya üşenene yazının özeti: paket gıda yedirmeyin. ama yedirmiycem diye de delirmeyin.
    #95241 morgase | 1 yıl önce
     
  24. 24
    bayram sabahı kızçe "babaannemin elini öpüp bayramını kutlayayım, bi de ona hediye vereyim" dedi. nerden aklına geldiyse, hediye vermek istedi..
    babası da "kızım bayramda çocuklara hediye verilir, senin hediye vermene gerek yok. sen ellerini öp, sana hediye verirler." dedi.. (kızım hediye dediği için böyle anlattı babası da)

    yavrucuğum el öpüyo öpüyo, kimse hediye vermiyo.. en sonunda hüzünlü bir yüz ifadesiyle "bana kimse hediye vermiyor, hani bayramda çocuklara hediye verilirdi???" diye sordu.

    e dedik, bak para verdiler, paralarınla istediğin hediyeyi alabiliriz sana..
    hadi diyo, gidelim hediye alalım, sayıyo istediği oyuncakları bir bir...
    bayramda kapalı olur kızım, bayram bitsin, gideriz oyuncakçıya.
    3 gün boyunca bayram bitsin hediye alıcaz dedi yavrucuk. biz de dün avm'ye gidelim bari dedik; kendine bi batgirl aldı. tombalak oğlana da ufarak bi uçak ve helikopter aldık. değmeyin mutluluklarına!
    #97206 morgase | 1 yıl önce
     
  25. 25
    benim kız taktı bu ara batman'e. bişi izliycekse batman lego filmi izliyo. izlerken de heyecan yapıp "hadi batman! hadi batman!" diye tezahurat yapıp zıplaya zıplaya izliyo.
    #97227 morgase | 1 yıl önce