1. 1
    okuduğumuz şeyin içeriğinden bağımsız olarak, tek başına kafa çalıştıran bir eylem. bir kağıdın üstünde kara kara lekeler var şekil şekil. bunlara bakıyorsun. daha önce üzerinde anlaşılmış ve her biri bir sesi temsil eden bu şekilleri zihninde birleştiriyorsun, konuştuğun dilin kelimelerine dönüşüyor. bu yalnızca insanın yapabildiği bir şey. önemli değerli bir beceri.
    #53302 laedri | 2 yıl önce
     
  2. 2
    bilinen anlamıyla sadece yazıları kelimeleri telaffuz edebilmek, fakat okumak fiili bundan fazlasını barındırır. insanoğlu sadece harf ve kelimelerden oluşan sembolleri anlayabilecek kapasitede değil bundan çok daha fazlasına muktedir. gökyüzüne bakıp onu okuyabilirsiniz bulutlar, güneşin konumu, ayın konumu, yıldızlar vs. bir şey ifade eder bunu okumasını öğrendiğinizde astronomi astroloji meteoroloji gibi bir çok bilim dalı doğar. insanı okumaya başladığınızda psikoloji psikanaliz sosyoloji anatomi vs gibi bilimler ortaya çıkar. var olan her şey bir kitap gibidir ve okunmayı bekler.

    sadece kelimeleri okuyabilmek asla yetmeyecektir.
    #53352 kurtlarladans | 2 yıl önce
     
  3. 3
    cemil meriç'in bu ülke adlı kitabından bir bölüm: okumak üzerine...

    Susam ve Zambaklar’ı Proust çevirmiş Fransızcaya. Ruskin’in bahçesine oldukça uzun bir revaktan giriyoruz. Romancı, elli sekiz sayfalık bir girişle, eseri -daha doğrusu kendini- tanıtıyor:

    “Ruskin okumaya çok önem verir. Ben bu fikirde değilim. Çocukken okuduğumuz kitapların yeri başka, cazibeleri büyük, hatıraları aziz. Ama bu okumalardan bizde kalan, daha çok oturduğumuz yerlerin ve günlerin hatırası.”

    Proust yanılmıyor mu acaba? Tecessüsümüz yeni fetihlere kanatlanırken, gündeliğe, bayağıya, alışılmışa takılıp kalan bir dikkat ne kadar zavallı. Okumak, iki ruh arasında âşıkane bir mülakattır. Her yabancı intiba vuslatın büyüsünü bozar. İster güneş ışıldasın gökkubbede, ister duvarda bir petrol lambası yansın. Pencerede şakıyan kuşlardan bize ne. Reel olan tabiat değil, kitaplarda görülen rüyadır. Meçhule açılan bir kapıdır kitap. Meçhule, yani masala, esrara, sonsuza.

    Proust’a dönelim: “Okumak başka, sohbet başka. Okurken bir başka düşünceyle temas halindeyiz, ama tek başımıza mıyız, insan fikrî bakımdan çok daha güçlü. Konuşma, bu gücü dağıtır. Okurken sadece ilham alırız, kafamız dilediği gibi çalışır. Hem yalnızız, hem beraber. Bir nevi mucize...” Ne yazık ki, bu sihirli mahremiyetin de hudutları var. “Güzel kitaplar yazar için bir son, okuyucu için bir davettirler. Suallerimize cevap vermezler. Birtakım arzular uyandırırlar bizde, iştiyaklarımızı alevlendirirler. Yazar sözünü bitirince şaşarak farkederiz ki, hiçbir şey söylememiştir henüz...” Kitap her sualimizi karşılayamaz, doğru. Ama, hangi sohbetten doyarak çıkarız? Bu kanma bilmeyen susuzluk insanın alınyazısı değil mi? Şüphelerimizi, tereddütlerimizi arzın ve zamanın bütün büyük zekâları çözemezse, dar bir coğrafyanın ve hasis tesadüflerin karşımıza çıkardığı bir insan nasıl çözebilir? Kitap denen uçsuz bucaksız okyanusta daima yeni keşifler yapmak kabil. Hangimizin irfanı, o sonsuz “belki”yle boy ölçüşebilir?

    “Şairlerin coşkunluğu bize de geçer. Ama, bu heyecanın mânâsını anlayamayız. Çizdikleri tablolarda, bildiğimiz dünyadan çok başka bir dünya ile karşılaşırız. Bu manzaralar harikuladedir, çünkü bir dâhinin dikkatini çekmişlerdir. Serseri ve kayıtsız bir dikkat tesadüfen o manzaralar üzerinde durmuş. Tasvir sanatının en büyük hüneri: sis. Sanatçının görevi, tabiatı örten çirkinlik ve manasızlık örtüsünü şöyle bir aralayıvermek. Bak ve gör demek bize, sonra kaybolmak.” Yalnız o kadar mı? Okuyucularını bu sihirli âlemde adım adım dolaştıran yazarlar da var. İskoçya, Walter Scott’un* cazibesine yakalananlar için kendi vatanlarından daha canlı, daha gerçek, daha iyi bilinen bir dünyadır.

    “Okuma, içimizdeki meçhul âlemin kapılarını açan bir anahtar.” Pekiyi ama, o meçhul âlemin tekevvününde payı yok mu okumanın? İç dünyamızın sınırlarını genişleten kitap değil mi?

    Proust devam ediyor: “Okuma zihnî hayatı uyandırmalı, yerini almamalı onun. Başkalarının hazırladığı bir bal değil hakikat, onu kitap sayfalarından toplayamayız, kafamızın ve gönlümüzün iç hamleleri ile fethedebiliriz ancak.” Doğru. Zihin arı, kitap çiçek, dış dünya kovan. “Aydın okumak için okur. Kitaba kitap olduğu için perestiş eder. Bulduğunu yükler hafızasına. Sindiremez, hayatına katamaz. Kendi kendini zehirler. Bu fetişist saygı zararlıdır, ama çok yaygındır da. Bu “edebî hastalığa” büyük adamlar daha çok tutulurlar. Düşünce ile, doğrudan doğruya temas etmedikleri zaman kitaplarla beraber olmaktan hoşlanırlar. Zaten, kitaplar da onlar için yazılmış değil mi? Büyük zekâlar kitabîdirler. Ama bu, kitabîliğin bir kusur olmasına mâni değildir. Kitabîlik, zekâdan çok hassasiyet için tehlikeli. Dâhi her okuduğunu temessül eder, kendi malı olur fikirler. Bir kucak odun küçük bir ateşi söndürür, büyük bir ateşi daha da canlandırır.”

    Aşağı yukarı ayrı yıllarda bir başka düşünce adamı çok daha haşin, çok daha insafsız bir makale yayımlıyordu. Psikolog romancının Revue Philosophique’de çıkan bu yazıyı (“La Manie de la lecture”, Ossip-Lourie, s. 263 vd. 1915) okumamış olmasına imkân var mı? “Okuma Hastalığı” ser- levhalı makale şöyle başlıyor:

    “Bütün medeni ülkelerde aynı şikâyet: Okumuyoruz. Kitaplar çoğaldıkça okuma sevgisi azalıyor. Ama, yine de birçokları için okuma bir hastalık. Böyleleri incelemek, düşünmek, dinlemek, eğlenmek için okumaz; okumak için okur. Ne sanat heyecanı ararlar, ne zekâlarını geliştirme emelindedirler. Çok okurlar, ellerine geçeni okurlar. Sabırsızdırlar, sırtlarından bir yük atmak isterler sanki. Okuduklarını reddetmek veya tartışmak ihtiyacını duymazlar. Kitap kapanır kapanmaz içindekiler unutulur. En büyük zevkleri kitap değiştirmektir. Her matbua’ya saldırırlar. Kimi yansını okur kitabın, kimi yalnız sonuna bakar. Kimi de bir baştan bir başa okur (meselâ gazete tiryakileri.) Okur gibi yapanlar da caba. Hepsi de rüya görür gibi okur.” Bu tiryakilik tembelliğin marazi bir şeklidir, yazara göre. “Okuma delisi birçok şeyleri anladığını vehmeder. Başkalarının sözleriyle yetinmek, her konuda başkasının anlayışına, başkasının fikirlerine başvurmak, alışkanlıkların en kötüsü. “Kitapta okudum, gazete yazıyor” gibi sözler iradenin ve kişiliğin yokluğunu gösterir. Aşın ve düzensiz okuma hafızayı, düşünce mekanizmasını bozar. Hasta gündelik hayattan kopar, çevresinde olup bitenleri göremez, anlayamaz. Marazı okumanın belirtilerinden biri hafıza zayıflamasıdır. Hasta gerçek hâdiseleri unutur, okuduklarını hatırlar. Realiteden uzaklaşır, kitaptaki olaylara bağlanır. Düşünceleri birbirine karışır. Kendi başına muhakeme edemez olur.”

    Yazar söylediklerini şöyle hülâsa ediyor: “Okuduğunu tahlil etmeyen, daha önce okuduklarıyla karşılaştırmayan, her an kendi kafasını kullanmayan zekâsını mahveder. Okumak, sayfanın bütününü, cümleleri, kelimeleri anlamaktır. Dikkat gevşeyince gölge düşünceler kalır kafada. Çabuk okuyan dikkatini teksif edemez.”

    Makalenin yazarı bu çeşit okumayı gerçek bir hastalık olarak vasıflandırır. “Okuma ile zehirlenenler uykularını kaybederler. Uykusuzluk psikoz başlangıcıdır. Bu hastalık da, afyon ve esrar gibi, rüyalara, hayallere, sanrılara yolaçar. İlletin bir başka tezahürü de mektup yazma, daha doğrusu yazı yazma hastalığıdır.”

    Freud’a göre nevrozların başlıca, hattâ biricik kaynağı cinsî hayattır; “Felsefe Dergisi”nin psikolog muharririne göre, marazî okuma. “Ne garipdir ki, şimdiye kadar hiçbir sinir hekimi bu vahim hastalığı incelememiş.”

    Asır başı, ruhiyatın kahramanlık çağı. Kimi Fransız şiirini tereddî ile vasıflandırır hekimlerin, kimi sosyalizmi hastalık sayar. Bu dikkate lâyık makalenin aynı mübalâğa ile malûl olduğunu düşünüyoruz. Marazı okuma sebep midir, netice mi? Başka bir tâbirle, insanlar sinir hastası oldukları için mi realiteden kaçar, kitaba sığınır, yoksa uykularını kaybettikleri, kitaba iltica ettikleri için mi sinir hastasıdırlar? Don Kişot’u çıldırtan kitap mı, Don Kişot çılgın olduğu için mi kitap delisi?

    Proust’a dönelim: “Okumak da bir dostluk kurmak”, diyor Proust. Diğer dostluklardan farkı samimiyetinde. Konusu bir ölü, bir uzaktaki. Bunun için de hasbî ve iç açıcı. Çirkinliğinden sıyrılmış bir dostluk. Saygı, şükran, bağlılık dediğimiz ve o kadar yalanla karıştırdığımız bütün o merasimler, bütün o nezaket gösterileri kısır ve yorucu. Dostluklarımız çok defa tesadüfün eseri. Bir sempati başlangıcı, düşünülmeden söylenmiş bir söz, yanlış anlaşılan bir iltifat, yazdığımız ilk mektuplar müebbeden çözemeyeceğimiz bir alışkanlıklar ağının ilk düğümleri. Okuma, dostluğu ilk saf hâline irca eder. Kitaplarda merasime ihtiyaç yok. İstersek akşamı onlarla geçiririz, istersek... Çok defa istemeyerek ayrılırız onlardan ‘hakkımızda ne düşünecekler?’ Acaba bir patavatsızlık yaptık mı? Hoşlandılar mı bizden? Falanı görünce bizi unutacaklar mı? gibi. Saf ve sakin bir dostluk. Ne alâyişe lüzum var, ne gevezeliğe. Sükût içinde bir kaynaşma. Bir kendi kendimizle başbaşa kalış. Sükût, söz gibi kusurlarımızın, sırıtışlarımızın izini taşımaz. Yazarın düşüncesi ile kendi düşüncemiz arasına egoizmleri sokmaz, konuşmayı yabancı unsurlarla zehirlemez. Kitap sahiden kitapsa dili de saftır. Yazar yabancı cisimleri ayıklamış, düşüncesini olduğu gibi sunmuştur bize. Her cümlesi bir sonrakine benzer. Aynı ses, aynı perde. Yazarı aksettiren bir ayna.

    “Zekâ geliştikçe artar bu sevgi, tehlikeleri de azalır. Sıhhatli bir zekâ kitapları çalışmalarına tâbi kılar. Onun için eğlencelerin en asilidir okuma, daha doğrusu en asilleştiricisidir. Kitap zekâyı kibarlaştırır. Hassasiyetimizle düşüncemizi ancak kendi içimizde, zihnî hayatımızın derinliklerinde geliştirebiliriz. Ama, zekânın tavırlarını efendileştirmek için okumak zorundayız. Bazı kitapları, edebiyat ilminin bazı inceliklerini bilmemek, dâhiler için bile fikrî bir avamlık işareti. Kibarlık ve asalet, düşünce dünyasında da bir nevi alışkanlıklar francmaçonnerie’sinden,* bir gelenekler mirasından ibaret.”
    #118204 albay aureliano buendia | 8 ay önce (  8 ay önce)
     
  4. 4
    beş milimetrelik mercek aralığından aktarılan bilgilerle, beyini beslemek için sarf edilen, tükenmemesi gereken çaba.
    #141314 esinti | 3 ay önce
     
  5. 5
    Dusunmekle paralel etkinlik.
     
  6. 6
    Dinimiz okumayı sadece bir kitabın yapraklarını çevirerek yaptığımız bir eylem olarak görmez.Kainatı okuyabilirsek insan hangi amaçla bu dünyada olduğunun farkına varacaktır ve bu en büyük farkındalıktır.
    #141774 araf | 3 ay önce
     
  7. 7
    *çalışmanın karşıtı olarak henüz eğitimine devam ediyor olmak anlamına da gelen fiil.

    okuyor musun, çalışıyor musun?

    *islam inancına göre muhammed'e gelen ilk emir.

     
  8. 8
    halk arasında genel olarak eğitim almak anlamında kullanılır. kitap okumak gazete okumak eyleminde kullanılan bir sıfattır.
    #142721 sportmen | 3 ay önce
     
  9. 9
    Bir yazıyı meydana getiren harf ve işaretlere bakıp bunları çözümlemek veya seslendirmek.

    Örnek kullanım: Bana umutsuz bir sesle son raporları okudu. (F. R. Atay)
    #142761 tdk | 3 ay önce
     
  10. 10
    Yazılmış bir metnin iletmek istediği şeyleri öğrenmek.

    Örnek kullanım: Gazete bile okumak istemiyorum. (B. Felek)
    #142762 tdk | 3 ay önce
     
  11. 11
    Bir konuyu öğrenmek için okulda, bir öğretmenin yanında veya yazılı şeyler üzerinde çalışmak, öğrenim görmek.

    Örnek kullanım: Çabuk dil öğrenmedi, okumak istemedi. (H. E. Adıvar)
    #142764 tdk | 3 ay önce
     
  12. 12
    Sesli olarak söylemek.

    Örnek kullanım: Salon boşalmaya başladı, biz şiirler okuyup dinliyoruz. (R. H. Karay)
    #142766 tdk | 3 ay önce
     
  13. 13
    Bir şeyin anlamını çözmek.

    Örnek kullanım: Şifre okumak.
    #142767 tdk | 3 ay önce
     
  14. 14
    Hastalığı iyi edeceğini ileri sürerek okuyup üflemek, üfürükçülük etmek.
    #142768 tdk | 3 ay önce
     
  15. 15
    Bazı belirtilerle bir anlamı, gizli bir duyguyu anlamak, kavramak.

    Örnek kullanım: Yüzünü benden saklıyor. Niçin? Çehresinde, melalinde aşkının matemini okumayayım diye mi? (Ö. Seyfettin)
    #142769 tdk | 3 ay önce
     
  16. 16
    değerlendirmek.
    #142770 tdk | 3 ay önce
     
  17. 17
    Sövmek, küfretmek.
    #142771 tdk | 3 ay önce
     
  18. 18
    bir yere çağırmak, davet etmek, okuntu göndermek.
    #142772 tdk | 3 ay önce
     
  19. 19
    nazar çıksın diye dua etmek.
    #142930 ibraamzubuk | 3 ay önce