Şimdi ben burayı spoiler içine aldım ama, yukarıdaki cümle zaten romanın kalanıyla (tamamı yani :d) ilgili spoilerın daniskası. Kemal; hayatının en mutlu anı olarak anlattığı anda uzak akrabası Füsun ile yatakta, kimseyi çağırmadığı merhamet apartmanında, kimseye söyleyemeyeceği bir kadına aşık olmuş, oluru olmayan (öyle düşündüğü) bir ilişkiye başlamış, ki bu sırada nişanlı, nişanıyla ya da geleceğiyle ilgili ne yapacağı hakkında pek fikri olmayan, bir yandan aşık olduğu kadın olan füsun’u da en az kendi kadar zor durumda bırakan bir adam.
Hayatının en mutlu anının bu olması zaten füsun ile ayrıldıktan sonra bir daha asla kavuşamayacaklarını anlatmıştı. O yüzden yüzlerce sayfa sadece daha ne kadar boka batabileceğini okuyoruz karakterimizin, fazlası değil. bir şeyler iyi gidecek gibi olduğunda tak diye aklınıza geliyor "hayatımın en mutlu anıy-" "tamam tamam," diyorsunuz, "umutlanmadım.".
Karnıma ağrılar girerek okudum, gerçek ağrılarla. Füsun’un kaybolduğu andan itibaren bu adamın acıları, kıvranışı, çektikleri derken gerçekten insanı dibe çekiyor, yetmiyor, gömüyor bu hikaye. İlk başlarda aşk gibi görünen şeyin saplantıya çevrilmesini okuyoruz. Daralıyoruz efenim.
Kemal’in füsunlara (keskinlere) ilk gidişinden sonra, oraya 7 yıl boyunca gittiğini söylemesi bu dönüm noktasıydı bana kalırsa. Oraya kadar aşkına inanmıştım, çektiği acıyı öyle güzel anlatmıştı ki, bu kadar aşık olmak ne tekrar tekrar okuyup, tekrar tekrar yaşamıştım. Ama ordan sonrası.. lütfen birisi kemal’i tokatlasın diye bekledim. Yüzlerce sayfa füsun’un bir gülüşü, yüzlerce sayfa füsun’un bir sigarası için bekledik. Ah be canım bommboş gitti bütün hayat. Füsun sevilesi, aşık olunası bir karakter olsa yine gam yemeyeceğim. Ama 7 yıl boyunca bu adamın peşinden kul köle oluşunu izlemiş, parası için ne dur demiş ne gel demiş bir kadın.. “artist olucam” diye tutturmuş.. sonra da “senin yüzünden hayatım boşa gitti kemal” diye kendini öldürmüş.. gülüm ne hayatı ne boşu ya allah aşkına. lütfen 1 tane güzel özelliğini söyleyin de üzülmeyi bırakayım.
Olan sibel'e oldu zaten, umarım mutludur. İlk zamanlarda Kemal'in göz göre göre başkasına aşık olup nişanlısına da öyle iyi davranmasıyla önce kıskançlık krizlerine girdim (gerçekten), sonra kemal'e duyulan sempati füsun'un ona ettiği haksızlıktan sonra arttı ve derin acılar ve sancılar başladı. gerçekten füsun'un yazdığı o ilk mektup ile karın ağrılarım kesildi. füsun ters davranınca tadım kaçıyor, gülümseyince ağlamam kesiliyordu. bu, belli bir yere kadar o kadar güzeldi ki kemal'in füsun'dan her "güzelim" diye bahsettiği yer bile işaretlidir romanımda. ama dengelemeye yetmedi maalesef. dönüp dönüp okumak isteyeceğim bir şey olduğuna kalpten inanmışken yarıdan sonrası can sıktı, füsun'un öldüğü kısımlar zaten kriz geçirme sebebi, son 10-20 sayfayı hala okumadım gerçek anlamda nefesim daralıyor.
öyle işte. müzeye de gidip gezip kendime bu işkenceyi eder miyim bilmiyorum. bıraktığı onca güzel alıntıyla, cümleyle ve "ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi" dediğim şeylerle hatırlamayı umut ediyorum. onları gözden çıkarabilsem zaten ya okumaz ya da fırlatıp atardım bu hikayeyi.
en son puanım da ya 1/5 ya 5/5, öyle bir kararsızlık.
--
spoiler --