1. 1
    ağır bir suizan. bu kafa yüzünden ne cevherler mühendislik ve tıp fakültelerinde ziyan oluyor. ondan sonra da türkiye'den sanatçı çıkmıyor, edebiyatçı çıkmıyor diye şikayetleniyoruz.
    #44069 laedri | 2 yıl önce
     
  2. 2
    bir sözelci olarak katıldığım önerme.
     
  3. 3
    Bir sözelci olarak katılmadığım önerme. Sayısal zekanın üst zeka olduğunu savunan insan bence en büyük ahmaktır.

    Sanat neden gelişmiyor gibi şikayetler bence bu önermenin cevabı değil. Sanat gelişimini tamamlamamış hiçbir toplumda önemsenmez. Bu da küçük bir not.

    Her zeka türünün kendine özgü özellikleri var. Hiçbiri birinin üstü değil. Çünkü aynı nitelikte değiller.

    Bu önermeyi çürütecek bir sürü örnek var. Fakat kendini üst zeka olarak tanımlayan bazı kesimler anlamayacağı için kendilerini üst zeka olarak tanımlamaya devam etsinler.

    #44103 eftalya | 2 yıl önce
     
  4. 4
    türk eğitim sisteminin günümüz gençlerini sayısalcı, sözelci, eşit ağırlıkçı gibi sınıflandırmasından kaynaklanan ve kendini bir gruba dahil edip diğerlerini küçümsediğinde ufacık bir ego tatmininden başka bir kazancı olmayan kişilerin üzücü beyanıdır. insanları sınıflandırmak, üzerlerine etiket yapıştırmak, sen bilmemnecisin, sen de şöylesin, o zaman gerizekalısın, ben de dünyanın en zekisiyim çünkü ben de bilmemneyim gibi tanımlar yapmak ne yazık ki ülkemizin en büyük hastalığıdır. kimse birbirini sevmez bu ülkede... alt komşu üst komşuyu sevmez, bu apartman diğerini sevmez, bir köy yanıbaşındaki diğer köyü sevmez, galatasaraylısı fenerbahçeliyi sevmez, x partili y partiliyi sevmez ama yoo biz misafirperver ve sevgi dolu bir milletiz değil mi? yalnızca yabancı turistlere karşı misafirperveriz hatırlatayım..

    konudan sapmadan şuna da geçeyim ki sayısal bölüm okuyan insanlar (mühendis, mimar, doktor vs) ne kadar gerekliyse sözel bölüm okuyan insanlar (sanatçı, arkeolog, dil bilimci vs) da bir o kadar gereklidir. kaldı ki sayısal okuyup sanatçı olmaya karar veren ya da sözel bölümdeyken veteriner olmak için yeniden sınavlara giren insanlar da var çevremizde. bunun yanında hayatında üniversite görmemiş ilkokul mezunu ama bu güne dek binlerce kitap okumuş, kendi kendini eğitip birçok başarıya imza atmış insanlarla da karşılaşmak mümkün zaman zaman.

    bir gün yaşlanırsınız, şansınız varsa birçok insan tanırsınız ve hayatın sayısaldan-sözelden, etiketlerden ve sıfatlardan ibaret olmadığını anlarsınız. ya da hayatınızın sonuna dek insanları sınıflandırıp mutsuz ve huysuz bir şekilde emekliliğinizi beklersiniz.

    not: sözelspor.
    #44130 the fool | 2 yıl önce
     
  5. 5
    Sözelci derken?

    Sistemin insanları sözelci, sayısalcı, o'cu bu'cu diyerek kategorilere ayırması saçmalıktır aslında. Sistemdir gelişmemiş olan.

    Like the System!
    #44133 petra von kant | 2 yıl önce
     
  6. 6
    öncelikle daha en sevdiği renge karar verememiş gençleri, ergenlik, delikanlılık yaşında kutulara koyup "şimdi kararını ver ve karara göre ömrün boyunca hukukçu, mühendis, tarihçi, dil uzmanı olma şansını yitir" diyen şu abes sisteme çıkışmamız gerekiyor.

    sistemin derdi zekayı, bilgiyi, ilgiyi ölçmek falan değil. elemek. üniversite okumayı zorunluluk gibi gösterip, sonra zaman kaybından öteye derman olmayacak yüzlerce bölümü tepeleme doldurana kadar bir kanala sokmak. sokmak ki en deli, en vizyoner yaşları bomboş geçsin, sistemin başına bela olmasınlar. önden saçma sapan sınıflara ayırmak da bunun bir parçası.

    Türkiye'de sayısalı yapamayan öğrenci sözelci olur. tersi doğru değildir. istisnalar bir yana, ezici çoğunluğa bakarsak manzara bu. başından bu şekide bölümüne "sokulan" öğrenci kendi zekasıyla, kapasitesiyle ilgili güven sorunları yaşayabiliyor. aslında sorun zekasında değil, tek bir kişilik tipine hitap eden matematik eğitiminin onu daha yıllar önce gözden çıkarmış olmasında.

    neyse konuyu dağıtmayalım. toparlamadan da bırakalım. son sözüm: daha şu yukarıdaki üç paragrafı anlamaktan aciz, geometriden ful çeken ne cevherler var. meleketin matematik sınavları değil zekayı, matematik bilgisini bile ölçmüyor. tek ölçtüğü çalışma disiplini. köprüyü geçene kadar netlerinizin peşinde koşun ama sonrasında hiç bir anlamı olmadığını da bilin.
    #44135 son kurtadam | 2 yıl önce
     
  7. 7
    Katıldığım önermedir.

    Sözelciler neden sözelci olur? Genelde matematik yapamadıklarından ve diğer fen derslerinden... Yani muhakeme yapma yeteneği, problem çözme, adım adım sonuca gitme, görünmeyeni görme vb. kavramları gelişmediğinden dolayı bu arkadaşlar sayısalda zayıftır...

    Mesela iş yerlerinde idari kadrolara işle ilgili mantık gerektirecek bir soru sorun, kimin sözelci kimin sayısalcı olduğu direk ortaya çıkar... sayısalcı lap,lap,lap diye verilen istenilen çözüme odaklı projeler üretirken, sözelci boş laf kalabalığı yapar... aslında ben sözelci arkadaşları sürekli karbonhidrat, ekmek ve hamurla beslenen birey'e, sayısalcıları ise et ile, protein ile, çeşitli vitaminlerle beslenen sağlıklı bireylere benzetiyorum.

    Öss zamanında ortalama bi sözel bölüme yerleşen üniversite adayları 45 matematik sorusundan 5 net yapamıyorlardı. Dört işlem, havuz-işçi-yaş-hız problemleri, denklemler, geometri sıfır... kusura bakma ama bu tip zeka gerektiren soruları yapamıyorsan zekan düşüktür.

    Evet sözelci arkadaşlardan güzel yetenekler çıkar, sanat dalında falan... sanat bir yetenektir, zekayla alakası yoktur.
    #44144 wasd | 2 yıl önce
     
  8. 8
    Haklı bir düşüncedir ama sayısalcılık da yüksek zeka göstergesi değildir. Rölatif olarak yüksek görünür sadece. Sözelciler nasıl düşürdüyse artık beklentileri. Bak burada da "hayıy bi keye biz de zekiyiz" diye vikvik ediyor garipler.

    not: ageometretos medeis eisito (sözelciler bilmez)
     
  9. 9
    Anlayamıyorum burada yazılanları, gerçekten. Böyle dar görüşlü yazarlarımız var demek ki. Hayır anlıyoruz matematik yapıyorsunuz. Zekisiniz tamam ama en zeki olma iddiası ne? Çocukça.
    Zeka türleri vardır. Bak tür diyoruz. Çünkü aynı nitelikte değiller. Sözelciler demişsin, sanat demişsin bildiğin karman çorman bir şeyler yazmışsın. Buradaki esas sorun zekanın "matematiksel zeka" olarak sınırlanırılması. Geniş düşünün biraz. Neyse şunu şuraya bırakalım.

    GARDNER'ın tanımladığı Zekâ türleri :

    Sözel - Dilsel Zekâ
    Mantıksal - Matematiksel Zekâ
    Görsel - Mekansal Zekâ
    Bedensel - Kinestetik Zekâ
    Müziksel - Ritmik Zekâ
    Kişisel - İçsel Zekâ
    Kişilerarası - Sosyal Zekâ
    Doğa - Varoluşcu Zekâ


    i.hizliresim.com/...

    (Sözelciler 45 matematik sorusunun hepsini neden yapamıyor? Eğitim sistemi bu. Farklı yeteneklerle aynı sınava girmek. )
    #44150 eftalya | 2 yıl önce
     
  10. 10
    eski,geri kafalı hocaların düşüncesidir genelde.matematik yapamayan çocuğu salak sayarlar.'valla hocam kimse kusura bakmasın siz her dersi anlatamıyoken biz nası her dersi yapalım' derler insana.ayrıca herkes matematik yapmak zorunda değil abi bugüne kadar herkes sayısalcı oldu da noldu hanginiz yeni bişi buldu len.
     
  11. 11
    Düşünceden öteye Gitmez. Gitmemeli de. Düşünsenize 10. Soneyi Newton'un yazdığını. Elmanın düşüşünü nereye kadar anlatabilirdi ki..? Akıl kullanıldığı kadar zekaya dönüşür.

    Pi sayısı ünlü matematikçi euler sayesinde bilindi. Daha doğrusu önemi anlaşıldı. Darren Aronofsky'ın 98 yılında en iyi sinema ödülünü alan pi adlı filmi peki? Listeyi örneklerle uzatmak mümkün elbette.

    Kıssadan hisse; buluşunu resmedecek bir ressam yoksa eksiksindir.
    #44175 no pasaran | 2 yıl önce
     
  12. 12
    Bence sözelci olmak bir seçenek değil de izlenecek yol olarak sunuluyor genel olarak.
    Açıklamaya çalışayım Öğrencilik hayatımda gördüklerimden yola çıkarak.
    3 okul olsun.
    A anadolu lisesi (nam salmış iyi bir okul)-- x,y ve z bu okulda öğrenci.
    B lisesi (orta düzeyde yuvarlanıp giden bir düz lise)--p,r ve s bu okulda öğrenci.
    C meslek lisesi (düşük puanlı öğrencilerin olduğu bir okul)--m,n ve k bu okulda öğrenci.

    A lisesinde sınıf ortamı gayet düzgün ve öğrenci seviyesi de önceden iyi bir eğitim ve ilgi alaka gördükleri için zaten yüksek. X, sayısal tercih yapmayı kafasına koymuş bir öğrenci olsun. Dersleri iyi, fiziğe kafası basıyor, hop x sayısalcu oldu. X sözelci olamaz çünkü mühendis olunca daha kolay iş bulacak, x mantıklı yaklaşır. Y, mat yapar ama fizik yapamaz. Onu ne yapıcaz? Mat boşa gidemeyecek bir skill olduğu için y tmci oldu çünkü avukat olunca daha kolay iş bulur. Zye gelelim. Z dil öğrenmeyi çok sever ve tercüman olmak ister ama Hayır, lisede dil sınıfı açılmaz. 8 sayısal 1 eşit ağırlık sınıftan birine gitmelidir. Z de bir sınıfa yerleşir.
    Sözelci öğrenci çıkmadı. Ankara'da iyi bir lisede okudum ve eğer 'sözelden tercih yapıcam' derseniz size gülerler çünkü kafa böyle çalışıyor. İyi puan alayım iyi yere gideyim. Yüksek puan yüksek puan. Baktığınız zaman ygsden sonra sayısaldan birkaç fire verilir dershanelerde,insanlar tmye geçmek ister ama asla sözele değil. Çünkü orada öğrenci profili nispeten daha düşüktür ve dedim ya, işletme oku daha kolay iş bulursun.

    B lisesi bana kalırsa en renkli ve en riskli ortam. OrAdakiler istediklerini seçerler çünkü dedim ya renkli ortam. Ancak yine de üstteki dayatma vardır burada da. Kıyasen iyi olan öğrenci sayısal seçer, düşük olan sözel.

    C lisesi ise daha değişik bir ortam. M sayısala gitmek istesin. Sınıf açılır ama mnin temelden eksikleri var, maalesef zorlanıyor ve çalışma ortamı uygun değil pek,okulda gürültü vs... n, biraz ondan biraz bundan yapsın. Seçer tmyi. K de kararsız kalmış birisi olsun. Mat konusunda kendine güvenemiyor olsun. Seçer sözeli. Çünkü bu dayatılır. 'Onunla mı uğraşacaksın? gel rahat et.'

    Bir de cidden kendi isteğiyle sözel seçen birini tanımadım hiç. Dershanelerde de bu öğrencilerin puanı düşük olur, mat yapamadıkları için ve böyle bir algı yapışır üstlerine. Tanınan imkanların eşit olmaması vs vs bir sürü etken var.
    Zeka çok farklı boyutları olan çok değişik bir kavram ancak şöyle bir bakınca sözelcilerde bir gariplik görüyordum itiraf edeyim.
    Dediğim gibi tamamen yarış atı olmamızdan kaynaklı bir düşünce bence. Bazıları için doğrulanabilirken bazıları için yanlışlanabilir.
    #44250 iflaholmazmetalci | 2 yıl önce
     
  13. 13
    bir istatistikçi olarak kaynaksız bir düşünce olduğunu söylemek zorunda hissettiğim düşünce.
    tamamen rassal seçilmiş 30.000 mevcudiyetli bir örneklem seçilir, sonuçlarına bakılırsa belki onun üzerine konuşabiliriz ki burada da devreye "düşük zeka" ölçütü, zeka ölçme yöntemlerinin bilimsel geçerlilikleri, zeka çeşitleri, dış etkenlerin arındırılması vs tonla olgu devreye giriyor.
    velhasıl, şahsen böyle bir düşünceyi ciddi olarak savunan insandan uzak durma seçeneğim varsa uzak dururum.
    veri olmadan genelleme yapmak dünyanın en büyük eşekliği olabilir bence.
    ama emin değilim, çünkü veri yok elimde :)
    #44311 cladi | 2 yıl önce
     
  14. 14
    ülkemizde mühendislik fakülteleri her sene binlerce elon musk yetiştirdiği için böyle bir düşünce doğmuştur.

    oysa ki edebiyat fakültelerinden mezun olup da nobel alan bir orhan pamuk çıkmıştır.

    her sene edebiyat hariç tüm alanlarda almadığımız ödül kalmadığı için halkın böyle düşünmesi normal.

    #64586 touma seguchi | 1 yıl önce
     
  15. 15
    Bu kavga ve kargaşanın sebebinin şu olduğunu düşünüyorum.

    Bir insanın sözel zekası yüksekse alanıyla ilgili derslerde çok fazla çalışması gerekmez.

    Ancak bir insanın sayısal zekası ne kadar yüksek olursa olsun alanıyla ilgili dersleri çalışması gerekir.

    Tıp okumak ve edebiyat okumak arasında bir fark var değil mi?

    Bu tartışmaya açık, bana ait bir genelleme.

    Sözel bölümler ağırlıklı olarak düşünme ve tartışma üzerine kurulu, sayısal bölümler ise direk ezber ve çalışma gerektiriyor.

    Bununla birlikte düzenli çalışan bir sözelcinin iyi bir sayısalcı olacağına inansam da bir sayısalcının asla "gerçek" bir sözelci olacağına inanmıyorum.

    Bu ayrımları ben yapmıyorum, sistem yapıyor. Beni değil sistemi suçlayın.
    #64630 nar cicegi | 1 yıl önce
     
  16. 16
    tamamen eğitim sisteminin vasatlığından kaynaklandığını düşündüğüm düşünce.
    hatırlıyorum;
    benim zamanımda da bu böyleydi. her başarılı öğrenciye hedef olarak sayısal bölümü koyulurdu, yetenekleri ya da istekleri önemsenmeden.

    çünkü o yıllar bilgisayar, puanı hiçbir alana girmeye yetmeyen öğrencileri otomatik olarak sözele atıyordu.
    bu yüzdendir ki sözel; başarısız öğrencilere kucak açan, bir halt olamayacak çocukların sadece liseyi bitirebilsin diye oluşturulmuş bir alan gibi gözüktü hep.

    edebiyat, felsefe, türk dili seven çocuklar hep kaybolup gitti yıllarca.
    biraz erken olgunlaşıp, okulun bir boka yaramadığını farkedip, kendi istediğine yoğunlaşan çocuklarımız varsa, sıyrılabildiler bu saçmalıktan.

    hatırlıyorum;
    ben de yabancı dilden başka bir şeye yeteneği olmayan bir öğrenciydim.
    alan olarak ''yabancı dil'' seçip okumuştum.

    o 3 yıl boyunca aile, akraba, arkadaş, her kim varsa bir boku beceremediğimi söyleyen gözlerle baktılar bana.
    onlara göre hep, hobi olarak da yapılıp öğrenilecek bir şeydi çünkü yabancı dil.

    şimdi mütercim-tercümanık bölümünden mezun olup, güzel bir paraya home-office çalışıyorum.
    biramı açıyor, cipsimi yiyor, işimi yapıyorum.
    ve hala matematik bilmem, markette falan kazıklanırım.

    hobi olarak ingilizce öğrenen arkadaşlarım da, tatile gittiklerinde turistlerle falan sohbet ediyor.
    hatun falan kovalıyorlar.

    yani herkesin yeteneği, ilgi alanı farklıyken, bazılarımızın sahip olduklarına çeşitli damgalar vurup kalıplara sokarak hata yapıyoruz yıllardır.



    #64639 stranger | 1 yıl önce
     
  17. 17
    hala böyle düşünen kaldı mı diye merak ediyordum, kalmış. her zaman sözel bölümlerin sayısal bölümlerden daha zor olduğunu savundum hala da savunuyorum. basit bir örnekle açıklamak gerekirse ben sayısal bölüm okuyorum. azıcık mantığını anladıktan sonra gerisi çorap söküğü gibi geliyor. bazen bulmaca gibi oluyor, eğleniyorsun. edebiyat bölümü okuyan arkadaşımın sınavı osmanlıca. ya osmanlıca sınav mı olur? bir insan neden ve nasıl osmanlıca çalışır? onun ders notlarını gördükçe kendi bölümüme sıkıca sarılasım, ortalamamı yüksek tutup yurt dışında yüksek lisans yapasım falan geliyor.
    ha 9 yıl önce bana sorulsaydı(evet sorulmadı) yabancı dil seçerdim o ayrı. bir üst girdi de pişmanlığımı tazeledi evet.
     
  18. 18
    japonya'da olmayan bir düşüncedir.

    bildiğim kadarıyla lisede herkes aynı dersleri görüyor.

    umarım bizde de aynısı olur bir gün de insanlar analitik düşünmeyi öğrenip koyunluktan kurtulurlar.

    ama önce eğitim sistemini ve öğretmenleri elden geçirmek lazım.
    #79109 touma seguchi | 1 yıl önce
     
  19. 19
    yıllarca işsizlik ve geleceksizlikle sınanan "sözelci" insanların toplumda bıraktıkları izlenimden doğan düşüncedir.
    Sözelci "sözel zeka"ya sahip kişi değildir, lisede sözel bölümden mezun olmuş ve eğitim sistemi tarafından tek yönlü gelişmeye zorlanmış kişidir. Zira bir kere sözelci olduğunuz zaman bütün eğitim sistemi sizi ezberci ve analitik düşünmeyi gereksiz bulan bir eğitime koşar. Bugün çoklu zeka kuramı sayesinde pek çok farklı zeka türü olduğunu biliyoruz fakat göz ardı edilen şey insanın bu zeka türlerinden sadece birine sahip olmadığı aksine baskın zeka türüyle birlikte sahip olduğu zeka türlerini işleyerek geliştirebildiği. Bu aynı zamanda zekanın körelebilecek bir unsur olduğunu da göstermez mi?
    Zeka çok daha karmaşık bir olgu ve bu konuda sayısız bilinmez var.
    Tarihteki büyük düşünürler, bilim insanları, önderler sözelci ya da sayısalcı diye ayrıştırılmaya çalışılsaydı nasıl olurdu acaba?
    Aristo sözelci midir? Ya da hangi Antik Yunan düşünürü sözelci ya da sayısalcıdır?
    Leonardo Da Vinci?
    Hitler?
    Karl Marx?
    Mustafa Kemal?

    Zihnimizin olanaklarını gerçekten kullanabildiğimiz bir eğitim sistemi hepimizi bambaşka kişiler yapardı.
    #124349 uyurgezer | 3 ay önce