kızlık zarı cinsel ilişki ya da kendini tatmin yolu ile bozulmamış olan hatun kişiler için kullanılan bir tanım. şimdi aslında mastürbasyon bu işin dışında kalsa da, bu hususta gelenekçi olan insanlara bunu anlatmak pek mümkün değil. çünkü "yapmasak da yaptı derler"
biraz enteresandır bu. namus denilen ucu açık kaynak kodlarıyla bezenmiş, isteyenin istediği şekilde yorduğu kavramın başlıca temellerini oluşturur çoğu insan için. yaşadığı toplumda bu düşünceleri sebebiyle azınlık ise kişi, bunu içinde bastırılmış bir duygu haline getirir ve asimile güdüsü ile kafasında yaşar. deklare etmez, aksi konuşulan "hangi devirde yaşıyoruz" temalı muhabbetlerin ya dışında durur ya da yorum yapmaz. en fenası, aksini savunup, kendi içinde sonra bunun hesaplaşmasını yaşayan tiplerdir tabi.
insanların bu konuda rahatsızlık hissetmesini sadece yetiştiriliş biçimi, örf, adet ya da inançla da açıklamak çok mümkün değil aslında. ataerkil toplumların hemen hemen tamamında, erkek, birlikte olduğu kadının ilki olmak ister. kadın ne ister açıkçası bilmiyorum. ama tabi bakınca çok da makul bir arzu değil bu.
ayrıca bir insanın kalbi, ruhu sadece size aitse değerli olan. buna koşulsuz inanmak, şartsız güvenmek, en zor işlerden biri. halihazırda, bir kadının ya da erkeğin bekaret durumu ne denli önemsizse, sizinle sevişen vücudu mu yoksa aynı anda ruhu da sizinle mi bunu hissetmek inanılmaz önemli.
pekala bir başkasıyla sizin aracılığınızla sevişiyor olabilir kişi. böyle bile olsa, hiç anlamamanız dileğiyle.
cinsel münasebette bulunmamış kadınlara verilen isim.
ve buna yüklenilen tüm manalar tamamıyla topluma ait kült, tabu değerler üzerinden gelmektedir. tabii evrimsel açıdan gayet yaşanması gereken bir aktivitedir cinsellik, insanın gelişimi için önemli bir kıstastır. ancak ben tabii manyak bir birey olarak buna da bir anlam yükledim. bir soru üzerinden bu yola çıktım: "insan ilk cinselliğini yaşadığı insanı unutabilir mi?" cevabının hayır olduğunu fark ettim, çünkü sonuçta ilk tecrübe. duygusal olarak herhangi bir manası kalmasa da aklın bir köşesinde duruyor. bunu nereden biliyorum? çünkü bakir değilim ve bunu yaptığım bir hata olarak görüyorum açıkçası. "yea yok yeaa öyle şe mi olur" diyemiyorum. ilk sürdüğüm bisikleti, arabayı da unutmuyorum. bunun tamamen "ilk" oluşuyla alakası var. aklınıza kullanıp atılan bir alet gelmesin, ki demiseksüelim. sevmediğim insanın eliine dahi dokunamıyorum.
ancak dediğim gibi, aklımda kalmasını istediğim "ilk" başka bir kadının bedeni olmamalıydı. bundan rahatsızım, çünkü anlam yüklüyorum. kadın için de aslında zar falan umrumda değil, bana ne ya hu? yaşar istediğini. ancak bir şeyler yaşadığı erkeği aklında bir yere kodlayacaksa- ki elbet kodlayacak- benimle sevişirken bir başkası gelecekse aklına - düşük bir ihtimal olsa da olabilir- hiç olmasın daha iyi.
bakir-bakire olmak gereği bence duygusal temada püri pak olmak için tercih edilebilir. başka da bir sebebi yok.
iffetini ne kadar koruduğu günümüzde tartışılabilecek kadın türü.
şahsen bakire olmayan bir kadının kendisini kirli, bakire olan bir kadının da kendisini ödül olarak görmesinin saçma olduğunu düşünüyorum. önemli olan kadının yürek tutumudur.
benim için bu kavram biraz daha bireysel bir kavram. bakireliği saçma bulana da, değer verene de saygı duyarım. ama bakire bir kadının neden bakire kaldığı, aklından neler geçtiği vs de önemli.
öyle bakireler var ki, insanın aklına hakikaten "davul delinmemiş ama tokmağın değmediği yer de kalmamış" sözünü getiriyor. bu tarz insanlar yüzünden hakikaten iffetli olan, kendi inancı çerçevesinde iffetini korumaya çalışan kadınlara da önyargıyla bakılıyor.
geçenlerde birisiyle konuşurken "artık dindar insanlar da zina konusunda pek çekinceli davranmıyor" şeklinde bir laf geçmişti mesela. ne yazık ki toplumda böyle bir algı var. oysa ki iffetine önem veren kadınlar da var, herkes aynı değil işte.
dini inancından ötürü iffete önem veren bir erkek olarak, ben de şahsen benim gibi düşünen biriyle evlenmek isterim. ama iffeti bekaret ile ölçmem ne kadar mantıklı olur bilemem. hele ki günümüzde.
boş dersleri fırsat bilip sınıfın en arka sıralarında toplanır sağdan soldan kulağımıza çalınmış hikâyeleri birbirimize anlatırdık. Aklımızı karıştıran soruları birbirimize sorar, cinselliği yalayıp yutmuşçasına cevaplar verirdik. çok iyi hatırlıyorum. okulumuzda bulunan bilgisayar laboratuvarına ilk kez gireceğiz. hepimiz heyecanlıyız. öğretmenimiz bütün bilgisayarları tek tek açıp her masaya üçer öğrenciyi oturttu. öğretmenimiz internete nasıl girilir onu anlatırken girdiğimiz sayfanın yanında parıldayan reklamı üçümüz birlikte görünce afalladık. ben kadına odaklanmışken yanımdaki iki arkadaşım da bana "bakireyim ne demek pia?" diye sordular. öküzün trene baktığı gibi baktım yüzlerine. hani arka sırada patır patır cevaplıyordunuz soruları.
liseye gidiyorduk.
ergenliğin devam ettiği, hem ruhsal hem bedensel yolculukların keşfine çıktığımız deli dolu zamanlarımızdı. ne zaman boşluk bulsak hemen kadınlık üzerine söylenceleri havalarda uçururduk. birimiz posta gazetesi alır, birimiz haydar dümen'i okur hepimizse dinlerdik. sonra üzerinde tartışır neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verirdik. kimsenin de aklına gelmediği gibi bu efsaneleri kulaktan kulağa yaymaya başlayınca oturup adam akıllı kitaplar sipariş etmiştim. bir de utanmadan okula getirmiş, arkadaşlara göstermiştim. alın okuyun, diye. okuduğum hiçbir kitapta "bakire"lik üzerine bir şey demiyordu. madem öyle neden bizim kızlar bu kadar kafaya takıyorlardı? sınıfımızdan bir kızımızı erkenden evlendirdik. hâlâ kızıyorum. hâlâ üzülüyorum. ailesinin baskısıyla maddi olanaksızlıkları bahane edip götürdüler kızı. o haftayı da hiç unutmuyorum. bir hafta boyunca her teneffüste kızın etrafında çember oluşturur, tek tek anlatırlardı neyin ne olduğunu. içlerinden biri var ki "bakiresin değil mi? sonra kötü olur bak." kız bakirenin ne olduğunu bilmediği gibi "o ne ki?" dedi. soruyu soran arkadaşım bakirenin sözlük ve biyolojik tanımını yapamadığı gibi "oraya şeyin girmesi." demesin mi... daha ne şehir efsaneleri dönüyor sıralarda kim bilir....
üniversiteye gidiyorduk.
tanıdıklık geçti. heyecan dindi. merak azaldı. neyin ne olduğuna dair bilgi çoğaldıkça güven arttı. kendimi keşfettim. kimliğimi buldum. kim olduğumu biliyordum artık. ilk dokunuşu, ilk öpüşmeyi, ilk sevişmeyi yaşadığım geceden sonra artık bakire değildim. herhangi bir nesnenin ya da organın "oraya şeyin girmesi"ne gerek yoktu. benim için anlamsızlığını anladıktan sonra etrafımdaki arkadaşların, içinde bulunduğumuz kültürün doğurduğu erkeklerin/kadınların itinayla özen gösterdiklerinin nedenini hiçbir zaman anlayamadığım gibi sınıfımızdan bir arkadaşımızın nişanı atmasıyla birlikte nişanlısına "bekaret" davası açmasıyla ünlenmiştik okulca. haberi alan bizim sınıfa uğruyordu. bunun üzerine nice okumalar, nice araştırmalar yapıp konferanslardan seminerlere atölyelerden salonlara zıplayıp durmuştum. kadın için biçilen "bakire"liğin erkek için de geçerli olduğuna artık kanaat getirmiştim. ola ki çevremden biri bir şey söylediğinde hemen lafları joker kâğıtları gibi uçuruyordum.
mezun olmuş, çalışıyorduk.
işe başladığımın ilk aylarıydı. birbirimize ısınmaya başladığımız zamanlarda konu dönüp dolaşıp sevgiliye ve cinsel ilişkiye dayanmıştı. bana "bakire misin?" dediklerinde "hayır, bakire değilim." demiştim. şaşırmışlardı. "nasıl yani, sen lezbiyen değil misin?" "evet lezbiyenim ama seviştim sonuçta. seviştiğim için bakire değilim. sizin için olay sadece zar mı? bu mu yani bütün meseleniz?" diye çıkışmıştım. aradan geçen zamanla bu durumun beni çok rahatsız ettiğini fark etmiştim. günler geldi, günler geçti bunu hiçbir insana anlatamayacağıma karar verdikten sonra oturdum bir tanışma aplikasyonu indirdim. lezbiyen tanışma uygulamasından bir kadınla tanıştığım gibi hemen ertesi günü gelip beni evden aldı ve gittik evine.
"kendini tutma sakın. dilediğince doyasıya sevişelim. sakın aklına soru işareti getirme. o an ne yaşamak istiyorsan yaşa. sakın durdurma kendini." dediğimde çok şaşırdı. nedenini sorsa da ortamın enerjisini bozmamak için belinden kavradığım gibi yatağa sürüklemiştim. sonrasında ise hafifledim. işe giderken müjdeli mesajlar attım sevdiğim bir iki arkadaşıma. artık herkesin aklını karıştıran şaşkınlık olmayacaktım.