1. 1

    tasvir ve hikaye örgülerinin birlikte yürümesinden ötürü, hemencecik okuyucuyu etkileyip içine alan bir kitap yazmış neil gaiman. hem de1999'da yazmış.
    maalesef, yazıldığı kadar kaliteli çevrilememiş. bazı cümleleri, hatta çok bazı cümleleri, tekrar okuyup "ne demiş yahu!" diyebiliyorsunuz.
    zannediyorum kii neil gaiman, bölüm başlarındaki içerik başlıklarını çok lezzetli bir masal diliyle yazmış ve fakat çeviride google translate'e dönmüş.

    kitabın ortalarında baş gösteren ince bir endişe sarıyor insanı, sonlara doğru ise sanki televizyondaki karakterle konuşan teyzelere dönüştüğünüzü hissediyorsunuz. ("salak gitme! ay öldürecek çocuğu! aha öğrendi başına bişey gelecek!")

    kitap hakkında şunu çok net söyleyebilirim; masal kitaplarıyla çocukluğunu geçiren ya da kıyısından köşesinden bulaşmış olan ve hatta peter pan gibi masallardaki lezzeti anımsamak, tekrar tatmak isteyen hem de "amaaan masal işte!" diyemeden okumak isteyen, bir saniye beklemesin. bu cümleyi, evet bu cümleyi, okurken bırakıp kalkıp gidip (giyinmeyi unutma) alsın kitabı.

    bundan sonrası sıpoylırlıdır.



    -- spoiler --


    kahramanımız, biriciğimiz dunstan thorn diye bir başlıyoruz kitaba. oy seni yerim'lerle ilerlerken, o canım peri kızının bir öpücüğe cam işlemeli çiçeği vermesiyle gönüllerimiz sıcacık oluyor. düşün yahu, peri kızı diyor ki, bir kere öpeyim seni ve bu paha biçilmez cam çiçeği sana vereyim. şu andaki kadın erkek eşitliği çok güzel.

    sonraları dunstan efendinin çiçeği alıp köye dönüyor ve kendini kaybediyor. peri aklında, gece yapacağı buluşmayı bekliyor. fakat namussuz, çiçeği götürüp daisy hatuna verip bir de elalemin ortasında öpmesin mi! tam ha tamamdır, gönlü hala daisy'de derken, gece perinin yanına gidip periyle birlikte oluyor. ve evet, kendisi başlatıp ilerliyor. biz okuyucular yıkılmış halde, daisy'i aldatmasına mı üzülelim, zincirlenmiş peri kızını perişann edişine mi üzülelim yoksa kahramanımızı yüceltmeyi beklerken böyle bir çakılmayla başbaşa kaldığımıza mı?

    efenim o meşum gecenin ardından dunstan efendi köye dönüp daisy hatunla dünya evine giriyorlar. bir kızları oluyor. sonra bir bebek bırakılıyor köyün en mühim yerine, tristran thorn yazıyor üzerindeki notta. dunstan efendinin meşum gecesinin meyvesi.
    gel zaman git zaman tristran büyüyor, annesinin ikili davranmasıyla birazdan biraz daha çok dışlanmış halde büyüyor. orada burada tezgahtarlık v.b. işler yaparak.
    17 yaşına geldiğinde dünyadaki en güzel kız diye tanımladığı victoria'yla bir ilişkiye başlayıp, evlenme isteği doruklara ulaşıyor. fakat ne yazık ki victoria zillisi kendini beğenmiş tristran'ı beğenmemiş bir zilli. zilli dediğimize göre birkaç zili var tabii ki.
    tristran durur mu yapıştırmış cevabı; "öl de öleyim, kaf dağının ardındaki f'yi iste getireyim. ahanda yıldız kaydı. o yıldızı alıp parmağına takarım kadın!".
    yellozun önde gidip geride kalmayanı victoria tristran'cığımızla alay ederek "tamam lan! git getir yıldızı öpçen mi evlencen mi ne istiyorsan yapçam!" diyor ve başlıyor hikayemiz...
    tristran'cığımız perili ülkeye geçiyor ve yıldızın peşine düşüyor...

    tabii ki tüm hikayeyi yazmayacağım! yok neil'in gaiman'ı!

    tristran efendi'nin de dunstan sorumsuzuna çeken yanı yok diil hani. kız bacağım kırık desin, bizimki zincire vurup viktorya yellozuna götürsün. olacak iş mi?

    yalnız yıldız kızımızlan tristran hıyarının diyalogları çok lezzetli. hangi sayfada karşılaşsam, aldı beni bir gülümseme.


    -- spoiler --





    bu kitabın önemi benim için şu;
    onca zaman sonra, tekrar okuyabildim ve aklıma kötülük düşmedi. okuduğumu anlayabildim.
    yıldız'a teşekkür ederim...
     
  2. 2
    neil gaiman'ın söylemiyle dondurma gibi kitap. okurken de bitirdiğinizde de yüzünüzden tebessüm eksik olmuyor. k

    "it's like an ice cream. it's to make you feel happy when you finish it."
    #38026 seanachie | 2 yıl önce