1. 1
    haftanın 1. günüdür.
    #21708 timoteus | 3 yıl önce
     
  2. 2
    haftada bir kurulan ağırlıklı olarak taze sebze meyve satılan geçici avm. bizim mahallenin pazarı pazar günüdür.
    #60372 laedri | 2 yıl önce
     
  3. 3
    Farsça bāzār kökünden gelmektedir. anlamı hepimizin bildiği gibi "alışveriş edilen yer"dir. yedi günün en sevilmeyenidir öğrenciler için. tatil bitiminin habercisidir.
    #60403 lili | 2 yıl önce
     
  4. 4
    yılmaz aybar'ın 1997 tarihinde yayımlanan "sabun köpüklerinin tanrısı" isimli kitabından, okuduğum anda, bir çoğumuz uzak kalmaya çalışsak da her geçen gün içine sürüklendiğimiz, günümüz tüketim dünyasına ışık tutarcasına yazdığı dizeleri çok sevmiştim.

    pazar

    Yağma varmış gibi gelen gelene,
    Geldiğine pişman olan olana.

    Bulan var mı acep aradığını
    Aramadığını bulan bulana.

    Arz-talep dengesi diye bir şey yok,
    Allah ne verdiyse alan alana.

    Bu ne biçim çarşı, ne biçim pazar ?
    Çıkmaz sokaklara dalan dalana.

    Öylesine kıt ki şenlik-esenlik,
    Deliliğe vurup gülen gülene.

    Bini bir paraya karışıklığın,
    Hep ayrı tellerden çalan çalana.

    Nedir, ne oluyor, hiç belli değil,
    Ama sorarsanız, bilen bilene.

    Maksat dostlar alışverişte görsün,
    Eli boş gözü yaş ölen ölene..
    #77082 okuryazamaz | 2 yıl önce
     
  5. 5
    genellikle haftada 1 ya da 2 kere kurulan (haftada 3 kurulanları da mevcut), hem ucuz hem de taze sebze meyve satın almak için ideal alışveriş yeri. ayrıca halkın nabzını kolay yoldan yoklamak için de uygundur.

    yaşadığı mahalleden memnun olanların pazara gittiğini düşünüyorum. iş-ev, ev-iş düzenini kıramayanlar zaten ya evden çık(a)mıyor ya hafta içi izinli olduğu tek günlerini pazarın kurulduğu güne denk getiremiyorlar ya da pazar kültürünü tam bir varoşluk olarak görüp aşağılıyorlar. akit benzeri medya kuruluşlarından sebze meyvenin fiyatını kontrol etmek, market fiyatlarına göre alım gücünü oluşturmak ve tabii ki halkın gazını almak için yayın yapan penguen medyanın her dediğine inanmamanın yollarından birinin pazara gitmek olduğunu düşündüm ben hep. çocukluğumdan beri de giderim. uzun süredir kendilerinden alışveriş yaptığım pazarcılarla göztepe muhabbeti de, "yenge nasıl?" muhabbeti de yaptım, yapıyorum. yani, modernleşmekten içi çürümüş bu devirde, pazara gitmekten daha sağlıklı bir yolla insani yönlerimin birçoğunu geliştirebileceğim bir alan göremiyorum.

    sosyete pazarı kavramının ortaya çıkmasını sağlayan "pazarlarda giyim kuşam da satılsın" mantığının kabul görmesinden sonra, kıyafet pazarları aldı başını yürüdü. izmir'in en bilinen bit pazarının (artık yok) neredeyse tamamen kıyafet üzerine kurulu düzeni de o zamanlar çıktı. sebze-meyve pazarları da, haftanın belli günleri yerlerini kıyafet pazarlarına bıraktı. sebze-meyve pazarına nazaran güvenilirliği sorgulanabilecek kıyafet pazarları, herhangi bir yerde pazar ismi geçtiğinde insanların aklına gelen ilk pazar çeşidi olmuş durumda.sebze-meyve pazarına gittiğinden bahsedenlere uzaylı gözüyle bakmaya başlamış olan insancıklar da mevcut.

    tüyo gibi değil de, yıllardır gide gele oluşturduğum kendi deneyimlerinden çıkardıklarımı paylaşayım (kıyafet pazarlarını bilmem, yazacaklarım tamamen gıda pazarlarıyla alakalı olacak):

    - kafada pazarın krokisini çıkartmak: bu yüzden pazara öğleden sonra girip akşamın köründe çıkanlar var. neden? çünkü neyi, hangi pazarcıdan alacağını kafasına işaretleyip ona göre sistematik bir şekilde pazarı turlamak gerektiğine inanıyorlar. pazara girdiği gibi ilk gördüğü yemyeşil elmaların dolu olduğu tezgaha gidip kilosu 4 liradan elma seçmeye başlayan bir müşteri, pazarın yayıldığı alanın tamamını hatim etmiş, bu sırada da nereden ne alacağını kafasına kazıyıp alışveriş seansına başlamış bir mahalle sakininin gözünde toydur çünkü daha sulu, daha lezzetli ve tabii ki daha taze yeşil elmayı 3 liraya alabileceği yeri çoktan bulmuştur (ve hatta satın almıştır) bile.

    - pazarcıyla muhabbet: genellikle teyzelerin ayarını tutturamadıkları mevzu bu. hiç muhabbet etmeden alacağını alıp çekip gitmek ile "evladım 2 kilo alsam, şu paraya olur mu?" veya "oğlum, 3 kiloyu geçtiyse, sen çıkartma içinden; getir ben çıkartayım" ya da "eksikse, çürüklerden atma içine, görüyorum seni" gibi muhabbet başlatan cümleler arasında kaldıklarını görüyorum sık sık. yeni nesil pazarcıların çoğu genç ve ne yazık ki apaçi. göztepe muhabbeti yaptığım pazarcıyla ne kilo tartışması yapıyorum ne "çürük koydun, taze çıkarttın" atışmasına giriyorum. bu tür empatiye yönelik tartışmaları anlayabilecek bir nesil yok or(t)ada. "al şu 2 liranı, satmıyorum ben sana hiçbir şey" restini hemen çekebilecek kadar tutarsız oluyor bu genç pazarcılar. söz konusu teyzeler ise, eskilerin "ablacım, 2 tane de benden olsun, evde çocuğun yediğinde beni ansın"vari içten, kendinden veren, mazlum pazarcılarının neslinin tükendiğini bilmiyor; tezgahın öbür tarafında halâ onların olduğunu sanıyorlar. bu gencolar, müşteriyle işi şip şak bitsin, alacağını alsın, vereceğini versin, diğer müşteriye geçsin diyen pazarcılar. en fazla 2 cümle muhabbet edip alışveriş kısmına geçmen ya da tezgahın önünü boşlatman gerek. aksi takdirde, sinir katsayıları üslü olarak yükselmeye ve karşısındakileri bilerek ya da bilmeyerek azarlamaya başlıyorlar.

    - köylü teyze formunun aldatmacası: yaşmağından* taşmış bir tutam örgülü beyaz saçı ve kıpkırmızı yanaklarıyla "dağ kekiği 3 lira" diye çığıran köylü formuna bürünmüş teyzeler, çok sayıda toy pazar müşterisini ağlarına düşürmeye devam ediyor. aslında, pazara çıkmış herhangi bir vatandaşın satılan maldan çok, satıcı ile olan temasa önem vermesinden kaynaklı bir sorun bu. köylü görünümlü teyzenin otantik büyüsüne kapılıp, dağ kekiği diye sattığı otun markette satılan reyhan olduğunu anlayamayanlar ise, eve yorgun argın gelip aldıklarını buzdolabına yerleştirirken "hadi be" nidaları atıyor. pazarda geçirilen süre boyunca, önemli olanın satıcı değil, mal olduğunu akıldan çıkartmamak gerek.

    - "2 liraya tamamlayayım mı abi?" ile mücadele: bunun önkoşulu şu: ya kilosu 1 buçuk liralık o sebze veya meyveye gerçekten ihtiyacınız olmayacak (keyif için pazardan ananas almak) ya da alacağınız şeyin tazeliğinden emin olacaksınız. bu iki kriterden en az birini sağlıyorsanız "sıkma canını, tamamla aslan" deyip geçebilirsiniz. ama siz, çevrenizdekiler gibi, o tezgaha sadece pazar ortalamasından oldukça düşük bir fiyat yüzünden yanaşmış, pazarcının önünüze fırlattığı küçük leğeni önünüzdeki mal sadece ucuz diye aklınızı kaybetmişçesine doldurduysanız, 2 liraya tamamlatmamız gereken; tamamlatırsanız da buzdolabında bozulmaya terk edeceğiniz bir şeyler alıyorsunuz demektir. "yok, 1 kilo olsun, fazlasını çıkartıver" deyip geçebilirsiniz. aklınız, pazarcının 2 liradan 1 buçuk liraya indirmek için bir çırpıda torbadan çıkarıp tezgaha attığı, özene bezene seçtiklerinizde kalmasın.

    - bozuk para ve tartışma: pazara sabahın köründe gitmediyseniz, pazarcıların büyük kısmında bozuk para bulunur. siz tutup da 2 liralık salatalık alıp 200 liralık banknot uzatmadıktan sonra, hiçbir pazarcıya size içinden/dışından küfretme hakkını vermemiş olursunuz. ben kendi taktiğimi anlatayım; siz de kendinizininkini oluşturursunuz: alınacaklar listesindeki yükte de, pahada da ağır tutacak olanlara kağıt para, domates, biber, ot çöp, lor peyniri, zeytin, tereyağı gibi yükte de, pahada da daha hafif tutacak şeyler için bozuk para alıyorum yanıma. "denge şaşmıyor mu?". şaşmaz mı hiç ya. 2 kilo domates alıp 20 lira uzattığım pazarcının "abi, hayırdır? hep bozuk verirdin sen?" tepkisinden sonra, ben de kendi taktiğimi yer yer karıştırdığımı fark ettim. karışabilir ama bunu sıklaştırmamak gerek. yani, ipin ucu kaçtı diye, taktiğimi anlatmadan önce bahsettiğim 200 liracı müşteriye dönmeye çalışmanın manası yok.

    - "listesiz pazara çıkmam abi" olmaya gerek var mı: bence var çünkü pazarın krokisini çıkartmak için gezerken, listenin yanına "kel domatesçinin yanı", "laz balıkçının önündeki otçu", "bizim patatesçinin karşı köşesi" gibi küçük hatırlatmalar yazmak, kroki işi bitip de hızlıca alışverişe yönelme noktasında çok işe yarıyor. son yıllarda pek fazla "listeliler" görmüyorum ben. elimdeki listeye bakıp okumaya çalıştığımı görüp kıkırdayan liselilerin sayısı ise gün geçtikçe artıyor.

    - kas gücü vs. pazar arabası terörü: ağır taşımamanız gereken yaşlardaysanız (bence 45 ve üstü; çünkü omurga eğrilmeleri bu yaştan sonra başladı benim yakınlarımda), pazar arabasını herkesin üstüne sürün, gitsin. sonuçta ağır taşımamanız gerek, di' mi ama(!). ama hem genç yaşlarda olup hem zımba gibi bir görünüme sahipken, en az 20 kilo taşıyan pazar arabalara yönelmeyin lütfen. kışın tamam; ayakta bot var, postal var, pantolonlar daha kalın. pazar arabasının tahribatını emecek üst yapıya bi' şekilde sahibiz ama ya yazın? geçen yaz, terliğimin üzerinden defalarca geçmeye çalışıp en son küfrederek "ne var bunun önünde ya?" diye bağırdıktan sonra arkasına dönen ve birlikte morarmaya başlamış ayak baş parmağımı izlediğimiz bir teyze vardı. elimden zor aldılar. aynı şekilde, asabi olan ama sanki çevresindeki herkes ve her şey asabiymiş gibi davranan amcalar da pazar arabası edinince, kalkanla er meydanına çıkmış savaşçılara dönüşüyor. pazar arabasıyla mı, yoksa kas gücünüzle mi pazara gideceğinize siz karar verin ama bu terörün bir parçası olmayın, azıcık empati yapıverin.

    - beyaz yakalının pazar mücadelesi: eğer akşam saatlerinde pazara gidiyorsanız, çevresine avel avel bakan, bir yandan da sebepsizce gülümseyen, genellikle takım elbiseli beyaz yakalılarla illa ki karşılaşacaksınız. benim işten eve dönüşte pazara gittiğim günlerde, pazar arabalı teyzelerin yerini bunlar almış oluyordu. kırmızı elmalara en sevdiği akrabası gibi bakmalar, köylü teyze formunun ağına bile isteye düşmeler, balıkçıların önünde dakikalarca dinelmeler, peynir alırken peynircinin kesip uzatmasına rağmen tadına bakmamakta ısrar etmeceler (bir de bunların "siz daha iyi bilirsiniz"ci plaza çalışanı versiyonu var)... türlü türlü huylar. pazarda bunlar sökmez. geçen haftanın peynirinden bitiremeyip çöpe atılacak kadar satın alarak eve dönersiniz; benden uyarması beyaz yakalılar.

    marketlerin kölesi olmayın. fırsat buldukça ve zaman yaratabildikçe pazarlardan sebze-meyve alışverişinizi yapın. en azından halka karışmış olur, biraz dert anlatıp dert dinler, cebindeki 3 kuruşla ay sonunu getirmiş insanların neler satın alabildiklerini deneyimler, akşam ezanından sonra pazarcıların bir köşeye yığdığı "atılacak" sebze-meyveleri karıştırıp kendince alışveriş yapan yoksulların durumunu yakından görmüş olursunuz. pazarlara gidin, pazarcıları öksüz komayın. pazarlar olmazsa, hepimiz marketlerin kölesi olacağız.
     
  6. 6
    sebzenin meyvenin iyisini yemek için pazardan almak gerektiğini her zaman savunmakla birlikte pazara gitmekten nefret ederim.
    bi de pazardan hiç anlamam, hangi sebze taze, hangisi lezzetli... gitmeye gitmeye köreldim.

    allahtan eşim seviyor, bu işlerden de anlıyor. sayesinde her hafta evimize taze ve çürük çarıksız meyve ve sebze giriyor. eskiden pazar günleri kurulan bir pazara giderdi, şimdilerde cumartesi kurulan bir pazar var oraya gidiyor. (e çalışınca pazara da hafta sonu gidebiliyoruz.) cumartesi pazarı hem diğerinden daha ucuz, hem de daha büyük. daha çok köylü geliyor. yani kendi bahçesinin ürününü satan satıcı sayısı daha fazla...

    ezcümle; pazara gitmek lazım. sebzeyi/meyveyi pazardan; mümkünse bahçe ürünü olarak almak/yemek lazım.
    #117588 morgase | 9 ay önce (  9 ay önce)
     
  7. 7
    Türkiye'de resmi tatil günü olarak geçen gündür. Haftanın son günüdür. tatldır ve kısadır.
    #117589 tyfngkts | 9 ay önce
     
  8. 8
    Satıcıların belirli günlerde mallarını satmak için sergiledikleri belirli geçici yer.

    Örnek kullanım: Perşembe pazarı. Salı pazarı.
    #117609 tdk | 9 ay önce
     
  9. 9
    Belli bir şeyin satıldığı yer.

    Örnek kullanım: Balık pazarı.
    #117611 tdk | 9 ay önce
     
  10. 10
    Alışveriş.

    Örnek kullanım: Allah hayırlı pazar versin.
    #117613 tdk | 9 ay önce
     
  11. 11
    Cumartesi ile pazartesi arasındaki gün.

    Örnek kullanım: Pazar sabahı odalarına çay istemişlerdi. (Y. Atılgan)
    #117615 tdk | 9 ay önce
     
  12. 12
    Rize iline bağlı ilçelerden biri.
    #117617 tdk | 9 ay önce
     
  13. 13
    Tokat iline bağlı ilçelerden biri.
    #117618 tdk | 9 ay önce