görürüm, çıkmışlar, kararmış çatılardan, kemik bir kol nasıl fırlarsa mezardan. her ân, bir haberi kollar gibi yukardan, dipsiz maviliğin esrarını kurcalar, bacalar...
kimi ince, kimi uzun, kimi de kısa; dalmışlar başbaşa afyon çekerek yasa. onlar, insanların gözünde bir kartalsa, insanlar, onların gözünde karıncalar, bacalar...
kimbilir, belki de evlerin cinleridir; kolları bir dâvet gibi göğe yükselir, ölüler, ölüler, arka arkaya gelir, ruhların mehtaba daldığı taraçalar, bacalar...
azap kuleleri, cüceleşmiş devlerin; kör mazgallarında raksı var alevlerin. öyle evciller ki, tepesinde evlerin, kopuyor içinde görünmez facialar, bacalar...