attila ilhan 'ın şiiridir. an gelir albümünde kendisi seslendirmiştir. sayısı yoktur okuyuşumun ve dinleyişimin. mırıldanırım her kaldırımda kaptanın bu şiir seriisini. bağımlısı olacağınızdan hiç şüphem yoktur.
----------1 ----------eflatun gözlerin olduğunu bilmiyordum ----------geceyarısını yaşamaktan yorgunum
----------ayazın avucunda unutmuştun ellerini ----------önünden geçtiğim halde beni tanımadın ----------ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım ----------şiirlerim külrengi kumrular gibi uçuyorlar ----------bakır çalığı göklere katiyyen tahammülüm yok ----------hele paris'in gökleri aklımı başımdan alıyor ----------bana seni senden evvelki poitiers'li kızı hatırlatıyor
----------ayazın avucunda unutmuştun ellerini
----------karanlığın arkasında kıvılcım gözlü orospular ----------gölgelerine yaslanmış evliya gibi bekliyorlar
----------ışıklar kırmızı yandığı zaman duracaksın
----------ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım ----------soğuk gözlerinde buğulanmıştı ölsen tanıyamazdın ----------hâttâ ricardo bile hani vatansız ricardo ----------burnumun dibinden geçti geçen gün beni tanıyamadı ----------oysa au vieux châtelet'de akşam sabah beraberdik ----------üçümüz viyana kahvesi ve sıcak rom içerdik ----------üstelik o krapfen severdi güzel olurmuş rivayet ----------neden ve nasıl sevdiğini anlayamadım gitti
----------yalnızlıktan da kurtulup yalnız kalmak isterim
----------montmartre metrosu civarında seni gözden kaybettim ----------o zenci yine arkanda mıydı hiç dikkat etmedim ----------ağzında yoksul bir ıslık ıslak bir cıgara gibi ----------sidney bichet'nin caz havalarını çiğneyip tüküren ----------o saklasın varsın seni sevdiğini biliyorum ben ----------yüzünün renginden geliyor bütün üzüntüsü
----------bir gazete aldım ama evde okuyacağım
----------kahvelerden birine girip bir grog ısmarlasam ----------seni öldürmek için çareler tasarlasam ----------sükût bembeyaz buz tutsa bıyıklarımda ----------mağrur bir totem gibi sussam konuşmasam ----------ve türküm kaybolsa sessizliğin hırçın türküsü ----------ve ben unutulsam yazdığım şiirler ----------senin için yazdıklarım herkes için yazdıklarım ----------eski padişahlar gibi unutulsa birer birer ----------ve ben seni unutsam hiç hatırlamasam hiç mi hiç ----------ihanetini hatırlamasam şehvetini hatırlamasam ----------ellerim oldum olasıya seni unutsalar
----------yarı gecenin içinden bir zenci süt beyaz bakıyor ----------rue lafayette'de dünden bugüne geçiyorum
----------eflâtun gözlerini bir grog kadehinde unuttum
2 bu geminin yelkenlerine herifin biri paris yazmış
luxembourg garı'nın dirseğindeki çiçekçiyi bileceksin yeşil muşamba ceketli sarışın küskün kızcağız en dokunulmaz kızı en temiz fikrimce paris'in pablo'ya sorarsanız bir taksi şöförüyle yatıyor pablo!.. ah pablo!.. onunla bir tanışsanız önüne gelene salamanca'da bir şeyler anlatıyor babasını orada bir duvar dibinde bırakmış halbuki konuştuğu zaman fransız sanırsınız
saint - michel'de bir talebe kahvesindeyim yalnız gündüz olduğu halde bütün ışıkları yakmışlar bir cumartesi günü saat dört buçuğa beş var
ellerim kırılsa ben senin için bu şiirleri yazmasam dinamit taşırmış gibi gözlerini taşımasam avenue wagram'da bir akşam yeter bana ağustos'ta yapraklara serilmiş yirmi beş franklık yıldızlar bir mısra yeter geceleyin bir teren gibi pırıl pırıl sen kendine yetmiyorsun hiç kimse sana yetmiyor birini bitirmeden aklın öteki yolculukta
dün gece châtelet'de metro'nun yanıbaşında durdum yağmur bilmediğim başka bir gökten yağıyordu yağmur saint-jacques kulesine doğru yağıyordu
yanımda olduğun zaman her zamankinden yalnızım
şimdi bir nefeste cafe de i'ecluse'ü hatırladım seine kıyısındaki küçük nehir kahvesini kapısında bir gemici feneri asılmış duruyor seine gemicileri her akşam burada toplanırlar onlar için bir takım maceralar düşünürüm seine sanki petrolmüş gibi iştahlı ve obur akıyor
dupont'daki kızlar yalnız cıgara içerek yaşıyorlar
utrillo'nun bir sokağından seni çektim çıkardım elin yüzün kirlenmiş üstün başın toz içinde sana mardi gras için bir japon maskesi aldım sen bana kaptan diyorsun herkes bana kaptan diyor sahici bir kaptanmışım gibi tükürüyorum
3 ----------yalın kılıç bir kasım sabahını paris'te yaşadım ----------sokaklarda sonbahar şiirleri salkım salkım ----------faubourg saint – denis'de işte yine pazar kurulmuş ----------beş franga çorba çorba içtiğimiz julien'in kapısı önünde ----------kırmızı ve siyah ve sarı saçlı bir kadın durmuş ----------muzaffer patatesler satıyor üç renkli neşesi içinde ----------camların arkasında ekmekçi kızlar mavi beyaz ----------raflarda uzun uzun herifler gibi tâze ekmekler ----------üstünde bir yağmur yağdırmak hevesi uyanır içinde ----------ben bu mısraları yazarım tout-va-bien kahvesinde
----------concorde'da bütün fiskiyeler birden ayaklanacak ----------eğri bir demir gibi ensende hissedeceksin ebem kuşağını
----------paris'in göklerinden uzanıp bir yıldız kopardım ----------kırmızı bir karanfilmiş gibi yıldızı saçlarına taktım ----------on beş dakika sonra bordeaux'ya bir tren kalkacak ----------garın merdivenlerinde benim için ağlayacaksın ----------ellerim yağmura açılmış sakallarım ıslak ----------ben ki cehennemde bir allah gibi yalnızım
----------st. vincent de paul kilisesi benim otelin arkasına düşer ----------saat kulesi her gece uyur uykumdan uyandırıyor ----------her seferinde seni tekrar bordeaux'ya yolcu ediyorum
----------saadetin ıstırap çekmek olduğunu ben keşfettim ----------çarmıhta bir isa gibi ben ıstırap çektim ----------bir sulfat acılığı sinerse parmaklarına şiirlerimden ----------gözyaşları sinerse eğer küstahça kafiyeli ----------anla ki ölümle hayat arasında zaman gibi mesudum ----------kendimi öldürecek haldeyim seni öldürecek saadetimden ----------dona-maria! bir kahvede isyan halinde bulduğum ----------çekik gözleriyle ermenice küfürler yazıp çizen çocuk ----------sen! bordeaux'ya yorgun bir flâmingo gibi yolladığım ----------geceleri benim için dua etmelisiniz
----------seni hatırladıkça bir kadeh armagnac içerim ----------armagnac demek yirmi beş damla gözyaşı demekmiş ----------demek her akşam yirmi beş damla gözyaşı içerim ----------senin dağlardan ve sarhoşlardan korktuğunu bilirim ----------ben sarhoş olduğum zaman korkmuyorsun hiç korkmuyorsun
----------gözlüklerim kırılmasın diye sakladığını bilirim
----------kalbim bakır bir mangır gibi boynuma asılmış ----------ondan kurtulmak için sürgünlere gitmeye razıyım ----------nehir gemilerinde muçoluk etmeye ölmeye ----------seni terk etmeye razıyım parasız pulsuz çekip gitmeye ----------kur'andaki bütün belâlara tevrattaki bütün belâlara ----------ibranice öğrenmeye razıyım hapis yatmaya ----------kalbim yüzünden mademki ellerimi parçaladım ----------mademki en büyük düşmanım kalbim benim kendimin ----------onu inkâr ediyorum kalbimi inkâr ediyorum ----------geceleri benim için dua etmelisiniz
----------üçüncü paralelde eski bir dünya gibi batacağım ----------malgaş halkı birkaç yüzyıl hikâyemi anlatacak
4 cenovaya indiğim sabah seni katiyen göremezdim aklım başımda değildi küfür gibi huzursuzdum herkes beni unutmuştu ben kimseyi unutmamıştım zehra'yı unutmamıştım allahsız gözlerini unutmamıştım sol böğrüme sanki çıplak bir hançer saplamışlardı
şimdi benim gözlerim paris'te marivaux sinemasında bir çift kara maça gibi yorgun ve uykusuz ellerim derseniz marsilya'da garsonla hesaplaşıyor martini-cin seksen frank on frank da servis kalbim derseniz onun nerede olduğunu bilmiyorum hiç kimse kalbimin nerede olduğunu bilmiyor nihayet seni terk edip gitti diyebilirsiniz
benim acılarım ilâhlar gibi şiirlerimi doğuruyorlar onları karanlıkta bembeyaz gözleriyle görüyorum karanlıkta seni görüyorum dudaklarına ellerimi sürüyorum seni kollarımın arasında tutuyorum ağzından öpüyorum ikimiz birdenbire austerlitz garı'na gidiyoruz bir trene binmek rastgele defolup gitmek istiyorum trenin barında alnımı yağmurlu camlara dayamak küstah bir duble birayla karşılıklı oturup ağlamak kalemimde mürekkep kalmıyor insanlar beni görmüyorlar insanlar kendilerini kaybetmişler onlara acıyorum ümitsiz bir akrep gibi ben aynı zamanda mağrurum
samaritain'in ışıkları ocağıma düşmüş yalvarıyor bir roman için fevkalâde oldukları düşünülebilir
sen bir paket gauloise aldın bir paket mavi gauloise bense on frangımı amerikan bilârdosuna kaptırdım seine kıyısında mırç büyük bir hayal kuruyordu seine kıyısında üçümüz sarhoş bir hayal kuruyorduk mavi bir ışık vardı ben işte onu kaybettim ben gölgemi kaybettim max jacob'un şiirlerini sen avucunda bir lokma rüzgâr tutuyordun bu rüzgâr için şairliğimi hınzırlığımı kaybettim aklımdan sen geçiyorsun bir bulut gibi geçiyorsun dün gece ezberimden çehreni defterime çizdim sen belki hakikaten bir bulut gibi yolcusun
marsilya'da bir akşam soğuktan tir tir titredim p. cheyney'in bir kitabını bir kahvede soluksuz bitirdim vapur ertesi gün saat beş'te kalkacaktı
ölümüm herkesinkinden başka türlü olacak bunu alahım gibi aşikâr biliyorum kim ne derse desin biliyorum içime gün gibi doğuyor on bir gün aç ve susuz gözlerinin içine bakacağım on ikinci gün jiletle damarlarımı keseceğim
5 ----------hep aynı manzarayı kullanmaktan bıktım usandım ----------bir yumruk vurdum dünden kalma bir şarkıyı dağıttım ----------van gogh bana bakıyordu deli gözleriyle bakıyordu ----------ellerim titriyordu bir dakar yolculuğu kuruyordum ----------güya bir şilebin kıç güvertesinde durmuştum ----------nabızlarım bir deniz fenerinin gözlerinde atıyordu ----------asor adalarında on sekiz mısramı unutmuştum ----------onlar beni terk etmişlerdi yalnız kalmıştım mahvolmuştum ----------sen beni terketmiştin bunu yalnız serdümen biliyordu ----------geceleyin ışıkları söndürüp senden bahsediyorduk
----------seine kitapçılarında villon'un şiirlerini buldum ----------nehir yürek gibi kabarmıştı rüzgâr esiyordu ----------bir hafta her gece villon'dan bir şeyler okudum
----------seni iç görmeseydim seni keşke hiç görmeseydim ----------şu benim iki gözüm aksalardı kıpkızıl kör olsaydım ----------sacre-coeur'de armonik çalsaydım dilenseydim ----------seni hiç görmeseydim ismini hiç duymasaydım ----------belki kendime göre rezilce saadetlerim olurdu ----------kaldırımlara renkli tebeşirlerle katedral resimleri çizerdim ----------kaldırımlara senin resmini çizerdim herkes seni çiğnerdi ----------bistroya yıkılır çırılçıplak bir quantro içerdim ----------lucie-anne yine gelir yine bana senden bahsederdi ----------lucie-anne neden gelir neden bana senden bahsederdi
----------benim bu çektiklerimi bir çocuk var ki anlıyor ----------kendimi yerden yere vuruşurumu içimdeki zehiri ----------bir çocuk var ki anlıyor benim gibi kahroluyor ----------odasında şiirlerim fukara mumlar gibi yanıyorlar ----------sen o çocuk değilsin sen artık çocuk değilsin ----------dudakların eskisi gibi beyaz değiller biliyorsun ----------sen gözlerini kaybettin gözlerini bunu biliyorsun ----------ben ki yaşadıklarımı büyük dinler gibi yaşıyorum ----------sen artık bir din değilsin bunu biliyorsun
----------eiffel'in dibinde durduk ben bir cıgara yaktım ----------saint - dominique sokağında şehir ışıklarını yaktı ----------içim büyük karanlıktı ellerimi göğe uzattım
----------soluk bir sisin arkasından yüzün gözüküyordu ----------gece inmişti takım takım yıldızlar gözüküyordu ----------şimdi sen başka bir şehirdeydin saçlarını kesmiştin ----------dudaklarını boyamıştın bu seni tamamen değiştirmişti ----------rüyana erkekler giriyordu hem çıplak giriyordu ----------aklına ben geldiğim zaman utanıyordun ----------onların arasında değildim çünkü ben yoktum ----------ben paris'te kalmıştım adresim ezberindeydi ----------her cumartesi istesen bir kart gönderebilirdin ----------ne var ki bunu hiçbir zaman yapmayacaksın
----------kendimden kurtulmak için gölgemi koridorda astım
----------pazar günü sözleşmiştik beni mutlaka bekleyecekti ----------şimdi kalkıp gitsem mırç'ı bulacağım malûm ----------sonra vini-prix'den üç litre şarab alacağımız ----------şarabın yanına bir şişe rom-negrita alacağımız ----------sarhoş olacağımız malûm şarkı söyleyeceğimiz ----------sonra mırç zehra'dan bahsedecek ben susacağım ----------camlardan bakınca paris'in damlarını göreceğiz
----------bana ancak sabahları telefon edebilirsiniz...