ilk okul son sınıftım yanlış hatırlamıyorsam, ergen bir erkek öğrenciye göre çok güzel, yeni öğretmen olmuş ve henüz sınıfta otoriteyi sağlayamayan asuman hoca vardı. ben de sessiz sakin, dersinde ödevinde takılan bir tipim o zamanlar, haytalığım falan yok pek.
ama nedense bu kadının dersinde sürekli hak etmediğim damgalar yedim; ne bileyim, başkası konuştu ihale bana kaldı, millet ortalığı dağıttı, hoca arkasını dönünce oradan geçerken beni gördü falan. hiç bir şeye karışmamış olmama rağmen, kadının gözünde etiket olmuştum.
öyle olmadığımı göstermek için çabalamaya başlamıştım. yediremiyordum çünkü, kadına da o çocuk aklıyla başka gözle baktığımdan, beni öyle biri sanmasın istiyordum.
sonra başladım, derslere katılmaya, ödevleri felaket abartıp yapmaya falan. geçeceği koridorda bekliyor, günaydın öğretmenim nasılsınız falan, yalakalık yapıyorum sürekli.
sonra bir gün derste, yapım ekleri tarzı bir şey işliyorduk doğru hatırlıyorsam. bize de bu ekler hep ''anası mezar dikecekmiş'' diye saçma bir kodlama ile öğretildi, herkes gibi.
tahtaya cümle yazıldı, cümlenin son kelimesinin altı çizildi; ''yapan'' kelimesi.
evet, kim yapacak bunu? durur muyum, atladım hemen ne olduğuna bile bakmadan.
zaten sınıfı yönetmekte zorlanan öğretmen, gürültüden gergindi bayağı.
''yapan'' kelimesinde ''an'' ekidir öğretmenim. ''anası mezar dikecekmiş'' te anasının an'ı.
sonra bir sessizlik oldu, o hayvan gibi gürültü yapan sınıf bir anda suspus oldu böyle. ne dedim lan ben falan diye düşünürken, ağzımdan ''anasının anı'' diye bir şey çıkıp, yanlış anlaşıldığını fark ettiğimde sınıfta birkaç denyo kahkaha falan atıp, hocayı iyice gaza getirmeye başlamıştı bile.
sınıftan atılmadan önce, güzel bir tokat yedikten sonra asuman öğretmene karşı hiç şansım kalmamıştı. aksine, disiplinle, soruşturmayla falan uğraşmıştım. ailem neden öğretmene küfür ettin diye sorarken, bu hikayeyi anlatamadım. çok saçmaydı çünkü.