Kafamda genel olarak hayat vb gibi konularda o kadar çok felsefi soru var ki bunları düşündükçe mutsuz ve depresif oluyorum.
Her diye bir film vardı mesela o filmi izledikten sonra aşk nediri sorgulamaya başladım. İlla ki bir insan suretine sahip bir şeyle mi olması lazım. Ya da fikirlere aşık olmak da aşk mıdır.
S.o.m.a diye bir korku oyunu var mesela onu izledim youtube'dan. Hayat nediri sorguladım bunun yüzünden. Bilinç nedir hayatta olduğumuzu nasıl anlarız. Gerçeklik nedir falan.
Sonra çizgi roman karakterleri var büyüdükçe anladığım. Mesela çocuk kafası çocukken spiderman severdim çünkü basit ve fazla komplike değildi. Tıpkı bizim gibi bir genç süper güç kazanıyordu ve hayatını idame ettiriyordu.
Empati kurmak için çok iyi bir seçenek. Supermani sevmezdim her şeyi yapabiliyor diye. Batman'i süper gücü olmadığı için sevmezdim. Hulk'u hayvani görürdüm ve çok fazla sevmezdim. Bir kahraman olacak ama emek de harcayacak isterdim. Şimdi fikirlerim değişti tabi. Asıl meselenin kahramanlıktan fazlası olduğunu anladım.
Mesela birçok watchmen karakteri beni etkilemiştir. Adrian insan zekasının sınırlarının ne olabileceğini, dr. Manhattan her şeyi yapabilmenin ne kadar sıkıcı ve depresif olduğunu, rorschach duyarlılığın insanı ne gibi sıkıntılara sokabileceğini, batman joker kadar çılgın olup olmadığını, owlman "it doesn't matter." Sözünde aslında ne kadar haklı olduğunu düşündürmüştür bana.
İşin kötüsü de bazı duygu ve fikirlerimi asla ve asla karşıya tam olarak anlatamayacağım gerçeği. Ama karşı taraf anlıyormuş gibi yapıyor ve ben de zorlamıyorum mesela. Çünkü kelimelere dökemem o hisleri.
Her fikrin kendince haklı olduğunu lisede düşünüp bir iki hafta doğru nedir konusunda depresyona girmiştim. Evet gerçekten böyle şeyler düşünürdüm. Beni üzen kısımlar herhangi bir cevap bulamamam veya bulduğum cevabın beni tatmin etmemesi veya istediğim cevap olmamasıydı.
Kafamdaki birkaç soruya örnek:
Bir adam asker ama karısına çok çektirmiş diyelim. Bu adam karısını dövmüş yeri gelince, yeri gelince istemediği halde cinsel ilişkide bulunmuş (ki evli de olsa teknik anlamda tecavüz sayılır bu). Şimdi bu adam varsayalım ki mustafa kemal gibi o ülkenin kaderini belirleyecek bir rolde aktif oluyor ve ülkeyi kurtarıyor diyelim. Şimdi biz bu adamı iyi biri olarak mı tanımlamalıyız, ona saygı duymalı mıyız mesela. Şimdi bu adam öldükten sonra tarih kitaplarında efsane, kahraman vb övücü sıfatlarla anılacak diyelim. Ve yeni nesil onu öyle tanıyacak, ülkede ona saygı duymayanlar dışlanacak, hor görülecek. Ama şimdi bu adam bunları yaptı diye halktan gizlenen özel hayatındaki günahları gözardı mı edeceğiz peki?
Üç doğru bir yanlışı da götürmüyor. Burda kesinlikle mustafa kemal'e bir gönderme, ima falan yok bu arada, yanlış anlamayın. Sadece kafamı kurcalayan sorulardan biri.
Veya bir er şehit düştü diyelim (ki o kavrama inanmam).
Bu er iki gün önce komutanının karısının ne kadar seksi olduğundan bahseden ve onu hayal edip arzulayan birisi diyelim. Bu adamın içini bilmiyoruz ve ülke güvenliği için canını verdiğine göre iyi birisidir diyoruz geçiyoruz. Ona bizi korumak için canını verdiğinden ötürü saygı mu duymalıyız yoksa lanet mi okumalıyız?
Başka bir soru:
Bir kadın ben nudistim veya cinsel hayatı özgür yaşayanlardanım diyip sokakta, denizde allah ne verdiyse her yerde sevişiyor. Bu kadın belediyeden ceza almaktan, kısa süreli hapislerden bıkmaksızın bunu tekrar ediyor.
Bir gün bir ilkokulun yanındaki ara sokakta bir herifle sabah vakti sevişiyor. Bunu 5. Sınıf öğrencisi ahmet görüyor diyelim. Ahmet henüz ergenliğe girmedi ama belirtileri hissediyor. Sadece olayı bilmiyor. Kadın adamla hardcore sevişiyor diyelim. Eleman kadına vuruyor, şaplak atıyor, saçını çekiyor her türlü hayvanlığı yapıyor. Ahmet bunu gördükten sonra araştırıyor bakıyor ki seks diye bir şey var ve kadından aklında kalan şekliyle kadınlar sert seviyor.
Bu fikir kafasına yatıyor ve sıra arkadaşı ayşe'yi bir şekilde okul çıkışı tenha bir yere getirip tecavüz ediyor. Kızı orda bırakıp kaçan ahmet kızın ailesinin şikayeti üzerine ıslahevine gidiyor ve yıllarca orda kalıyor. Geri geldiğinde de azılı bir suçlu oluyor ve suç işliyor. Ayşe ise yaşadığı bu travmayı asla atlatamayıp 20'sinde intihar ediyor. Şimdi soruyorum size ey ahali:
Burda ahmet'in işlediği suçlardan mağdur olan kişinin hakkı kimden sorulmalıdır?
Ayşe'nin ölümünün vebali kimde?
Ahmet'in böyle biri olmasının sebebi kim?
Diyeceksiniz ki ahmet'in ailesi çocuğuna düzgün cinsel eğitim vermediği için oldu bunlar. Almış olsaydı bile libido eskisiyle yaptığını varsayalım ve sonuçlar yine aynı. Suç ailenin mi kadının mı?
Başka bir soru daha:
Hayat gerçekten değerli mi?
Hayatın anlamı ne?
George carlin'in gösterisinden de aklımda kalanları birleştirerek şunları söyleyeceğim.
Hayatın anlamı var mı?
Varsa ney?
Cennete gitmek mi?
Cennetin olduğunu kim söylemiş ki?
Hayat yaşamaya değer diyorlar. Peki her saniye ölen insanlara ne demeli. Kimse sikine bile takmıyor. Çok değil beş dakika önce ayakkabınızla ezdiğiniz karınca, sinek vb böceklerinki hayat değil mi?
Bir insanın hayatını bir hayvandan değerli yapan nedir?
İnsan bakış açısıyla bakmamaya çalışın olaya. Bizim beynimiz böyle evrimleştiği için böyle düşünüyoruz. Ya peki gerçekte olan?
Size gerçeği söyleyeyim hiçbir şeyin bir anlamı yok. Her şey oluyor ve bitiyor. Onlara anlam yükleyen biz evrimleşmiş primatlarız (evrimle ilgili uzman değilim, yanlışsa düzeltiriz).
Her şey tamamen kaos içinde ve anlamsız. Bu yazdıklarım dahil.
Beni üzen bir nokta da şudur. Cahillik gerçekten de mutlulukmuş. Ne zamanki bir şeyler okumaya başlayıp bir şeyleri idrak etmeye başladım, o zaman bu lafa hak vermeye başladım ki bu sözü anlamak bile kendi başına mutsuzluk sebebi. Eğer anlamasaydım farkında olmayacaktım çünkü. Hayatta her anda karşıma çıkan bir sözdür kendisi.
Keşke beynimde düşündüğüm her şeyin yazılı, görüntülü, sesli bir arşivi olsa da size her şeyi gösterebilsem. Bu girdiyi yazarken akıma gelenler bunlardı. İşin komiği ise bunları yazdıktan sonra insanların sizden fularlı bir hayat beklentisine girmesi. Hayır gidip iki parça simitle kahvaltı yapıyorum, öğle yemeğini okulda yiyorum, gayet de ayaklarım leş gibi kokabiliyor, herkes gibi balgam atıyorum, işiyorum, sıçıyorum, isteyince mastürbasyon yapıyorum, gidip bir kıza yavşıyorum, salak salak resimlerimi çekiyorum, küfür ediyorum, hayatımı saatlerce gereksiz şeylere harcıyorum vs vs...
Demek istediğim şu entelektüel düşünce sahibi insanlar her zaman kitap yazan, profesör, fularlı insanlar olmuyor. Bazen gayet ortalama ve sıradan (pek sayılamam ama neyse) insanlar da olabiliyor. Bunları düşünmek beni ne deli ne dahi yapar. Ben yine benim ama sadece düşünüyorum. Evet biraz fazla duyarlıyım o yüzden mutlu olamıyorum her zaman. İnsanlar düşünmüyor çünkü yaşamak için gereken psikolojik durumu yaratmanın en iyi yolu bu. Düşünürseniz her an, delirmeden, sıyırmadan yaşamanın mümkünatı yok. Dünya koca bir sirk yeri gibi ama çok az insan bunu görebiliyor veya görmek istiyor diyebilirim. Çünkü belki de birçok kişi görüyor ama görmek istemiyor. Bu da bir ihtimal.
Velhasıl kelam uzun bir girdi oldu farkındayım ama bunları yazmazsam beynim boşalmayacak ve rahat edemeyecektim. Ayrıca insanlara bazen tam değil ama yaklaşık olarak neler düşündüğümü anlatmak hoşuma gidiyor ki göreyim kim benim gibi ya da değil.
Buraya kadar beni okuduysanız harbi helal olsun size, bak ciddiyim. Neyse sen ordaki hala orda mısın?
Tamam lan git okuma bitti, bitti :)