Başka hayaller kurarken bir anda hayatın sana getirdiği unvan da olabilir.
Bir üniversitenin türk dili ve edebiyatı bölümüne girmişsindir. birçok bölümde olduğu gibi bu bölümde de verilen eğitim üniversiteden üniversiteye değişir.
hukuk, psikoloji gibi bölümlere puanın yeterken sırf hayalindeki üniversitede hayalindeki bölümü okumak için tercih sıralamanın en üstüne yazarsın. şanslısındır ve girebilmişsindir. pür heves okumaya başlarsın. daha ilk yıl neye uğradığını şaşırırsın. osmanlıca, farsça ile ayrı; shakespeare, dostoyevski ile ayrı; devlet eski bakanı mı yoksa eski devlet bakanı mı ile ayrı uğraşırsın.
milli kütüphane'den çıkamadığın, kartoteks dolaplarında dirsek çürüttüğün anları bir tarafa koyduğunda bir de bakmışsın ki kaldığın dersler var. senin hocaların bütünleme de yapmaz, yaz okulu da açmaz. tutarsın başka üniversitelerin yaz okullarının yollarını (almana izin verilen ders sadece bir tanedir). bir de bakarsın ki senin onca çalışmana rağmen kaldığın dersi orada sadece dersi dinleyerek en yüksek puanlarla geçmişsin. bir de çan eğrisi ile tanışmışsındır. senin hocaların yapmaz öyle şeyler. ... senin bölüm birincin 3.30'larla mezun olurken onlar birden fazla 4.00'la mezun vermiştir. adaletin bu mu dünya, diye düşünür durursun.
tabii bu anlattıklarım uzun yıllar önceydi. o zamanlar edebiyat bölümüne girebilemek bile cidden zordu. neyse... şimdilerde bir edebiyat dergisinde editörüm ve çeşitli gazetelerin kültür sanat sayfalarında kitap eleştirisi yazıyorum, demek çok isterdim. hayalimdi... gerçeğe döneyim ve diyeyim ki öğretmenim. "acaba"larla başladığım meslek hayatımı "iyi ki"lerle sürdürüyorum. "hocam, geçen bahsettiğiniz kitabı, o dediğiniz kitapçıda da bulamadım." diyen bir öğrenciye rastlamak bile yetiyor. onun merak ettiği kitap zaten ona hediye edilmek üzere hocasının çantasında bekliyordu. o, kitapçıların yerini öğrendi, istediği bir kitaba ulaşma çabasını öğrendi...
Özetle bir kişinin hayatına bir şeyler katabilmektir öğretmenlik. Herkes yapmasın bu işi.